Anneler Günü bu yıl benim için çok daha farklı bir anlam taşıyor. Çünkü artık ben de bir anne adayıyım. İçimde büyüyen küçücük bir kalbin varlığını hissettikçe, anneliğin sadece bir unvan değil; tarifsiz bir sabır, emek ve sevgi olduğunu her geçen gün daha iyi anlıyorum.
Hamilelik süreci bana annelerin fedakârlığının aslında daha bebek dünyaya gelmeden başladığını öğretti. Bir annenin uykusuz kaldığı geceleri, kendi canı istemese bile bebeği için dikkat ettiği her lokmayı, yaşadığı endişeleri, korkuları, heyecanları şimdi bizzat hissediyorum. İnsan ancak aynı duyguların içinden geçince annesinin yıllarca sessizce yaptığı fedakârlıkları gerçekten fark edebiliyor.
Bugün anneme baktığımda, sadece beni büyüten bir kadını değil; ben daha doğmadan benim için kaygılanan, sağlığımı düşünen, kendinden vazgeçebilen güçlü bir yüreği görüyorum. Çocukken sıradan sandığım birçok şeyin aslında ne kadar büyük emekler olduğunu şimdi anlıyorum. Bir annenin üşüme derken bile içinde ne büyük bir sevgi taşıdığını insan anne olmaya yaklaşınca daha derinden hissediyor.
Anne olmak galiba biraz da kendinden önce başka bir canı düşünmeye başlamak demek. Daha yüzünü görmeden, sesini duymadan birine böylesine bağlanabilmek… Karnımdaki minik hareketleri hissettikçe içimde büyüyen sevginin sınırı olmadığını görüyorum. Ve o anlarda, dünyadaki bütün annelerin kalplerinin aslında birbirine ne kadar benzediğini düşünüyorum.
Bu Anneler Günü’nde yalnızca kendi annemin değil; evladı için uykusuz kalan, endişelenen, emek veren, dualar eden bütün annelerin ellerinden öpmek istiyorum. Çünkü annelik görünmeyen ama hayatın her anına dokunan en büyük fedakârlıklardan biri.
Bu yıl Anneler Günü’nü kutlarken içimde ayrı bir heyecan var. Belki henüz bebeğimi kucağıma almadım ama artık bir annenin kalbinin nasıl attığını yavaş yavaş öğreniyorum. Ve biliyorum ki dünyadaki en güçlü sevgi, daha anne karnında başlayan o bağın içinde saklı.