Ayşegül Şerife Akçakaya

Çocuklara Borçlu Olduğumuz Dünya

Ayşegül Şerife Akçakaya

Birkaç gündür gündemden düşmeyen bir konu var. Yalova’da yaşanan o korkunç olay  bir komşunun baba ve küçük kız çocuğuna saldırması, küçücük bir bedenin kafatasının kırılması hepimizin içini paramparça ederken bir taraftan da öfkelenmemek elde değil. Böyle bir vicdansızlık olamaz. Bu mesele sadece bir asayiş haberi değil. Bu, toplum olarak aynaya bakmamız gereken bir kırılma noktası.

Komşuluk… Eskiden anahtar emanet edilen, çocuğun gözünün arkada kalmadan bırakıldığı bir güven alanıydı. Şimdi aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirine yabancı, hatta bazen tehdit. Öfke bu kadar mı sıradanlaştı? Bir tartışma nasıl olur da bir çocuğun kafatasını kıracak noktaya gelir? Bir çocuğun başına inen darbe, aslında hepimizin vicdanına inmiştir.
Şiddetin normalleştiği bir dilin içinde yaşıyoruz. Sosyal medyada öfke, trafikte öfke, evde öfke… Biriken, biriken ve en zayıfa yönelen bir öfke. Çünkü şiddet çoğu zaman en savunmasızı bulur. Ve en savunmasız kimdir? Bir çocuk. Burada sadece adli sürecin işletilmesi yetmez. Elbette hukuk gereğini yapmalı. Ama biz de sormalıyız: Öfke kontrolünü neden öğrenemiyoruz? Neden küçük bir tartışma, geri dönülmez bir travmaya dönüşüyor? Neden çocuklar yetişkinlerin kontrolsüzlüğünün bedelini ödüyor?

Biz yetişkinler olarak çocuklara güvenli bir dünya borçluyuz. Bu borç sadece anne-babanın değil; öğretmenin, komşunun, devletin, toplumun borcu. Şiddetin hiçbir gerekçesi olamaz. Hele ki bir çocuğa yönelmişse, hiçbir mazeret cümlesi o eylemi hafifletemez. Bir anlık öfke, sinir krizi, tartışma çıktı… Hiçbiri bir çocuğun başına inen darbenin açıklaması değildir. Bu olay unutulup gitmemeli. Bir sonraki gündem maddesiyle silinmemeli. Çünkü her unuttuğumuz olay, bir sonrakine zemin hazırlar.

Yalova’daki o küçük kız çocuğunun sağlığına kavuşmasını diliyoruz elbette. Ama ondan daha fazlasını dilemeliyiz: Çocukların apartman merdivenlerinde korkmadan koşabildiği, komşu kapısının tehdit değil güven anlamına geldiği bir ülke. Belki de yeniden sormalıyız: Biz ne zaman bu kadar sertleştik? Ve daha önemlisi… Ne zaman yumuşayacağız?

Yazarın Diğer Yazıları