Sümeyye Koşar

Mezarlık'ın üçüncü sezonu neden bu kadar ağır geldi?

Sümeyye Koşar

Mezarlık’ın üçüncü sezonunu soluksuz izledim. Bölümler bittiğinde yenisini açmak için sabırsızlandım. On sezon daha çekilse izlerim. Ama bu sezonu yalnızca iyi bir polisiye olduğu için sevdim desem eksik kalır. Bazı sahneler, izlerken bildiğim gerçekleri bir kez daha karşıma çıkardı.
İstanbul surlarını gördüğüm an, dizinin neyi hatırlatmak istediğini düşündüm. İkbal Uzuner ve Ayşenur Halil’in öldürülmesinin ardından o surların görüntüsü hafızamıza kazındı. Üçüncü sezonda böyle bir mekânın seçilmesi, kadın düşmanlığı ve incel çevreleri üzerine kurulan hikâyeyle yan yana gelince tesadüf gibi durmuyor. Dizi, o cinayetleri birebir anlatmadan da aklımızı oraya götürüyor.

Ve insanın içi tam o noktada sıkışıyor. Çünkü İkbal ve Ayşenur’un adlarını bir senaryodan öğrenmedik. Haberlerde gördük. Yaşananlara öfkelendik, üzüldük. Sonra hayat devam ederken o iki genç kadının yaşayamadığı hayat da aklımızın bir yerinde kaldı. Surları yeniden görünce hepsi geri geldi.

Sezon boyunca kadınlara yöneltilen sözleri dinlemek de cinayet sahnelerini izlemek de kolay değildi. Birbirini hiç tanımayan insanların aynı nefretin etrafında toplanması, kadına zarar vermeyi konuşabilmesi ürkütücü. Hele bir de bunun yalnızca dizide olmadığını bilince. Kadınları hedef alan paylaşımları, bir cinayetin ardından bile faili savunabilen yorumları görüyoruz. Mezarlık’ın gösterdiği karanlığın gerçek hayatta bir karşılığı var.
Cinayet sahnelerinde gözümü kaçırdığım anlar oldu. Çünkü benim için öldürülen kadınlar, ekibi bir sonraki ipucuna götüren kişilerden ibaret değildi. Birinin sabah başlayan günü yarıda kalmıştı. Onu bekleyen biri, söyleyeceği bir söz, yapacağı bir plan vardı. Önem ve ekibi failin peşine düşerken ben dönüp dönüp kaybedilen o hayatı düşündüm.

Mezarlık beni yine ekrana bağladı. Gerilimiyle, oyuncularıyla, her bölümün sonunda bıraktığı merakla yeni sezonu şimdiden bekletiyor. Ama üçüncü sezonun bende asıl bıraktığı şey finaldeki bir cevap değil. Surların görüntüsüyle yeniden hatırladığım iki isim ve kadınlara yönelen nefretin hâlâ hayatımızın içinde olduğu gerçeği.
Dizi bittiğinde ekranı kapattım. Surlar ise aklımdan çıkmadı.

Yazarın Diğer Yazıları