Bugüne kadar çok yürüyüş gördüm. Mitingler, protestolar, basın açıklamaları, kalabalıkların meydanlara sığmadığı etkinlikler takip ettim. Kimi zaman sloganlar yükseldi, kimi zaman tansiyon arttı, kimi zaman da farklı görüşler aynı meydanda karşı karşıya geldi.
Ama ilk kez bir yürüyüşte Atatürk büstünün etrafının polis barikatlarıyla çevrildiğine tanık oldum.Üstelik bu görüntü, Filistin halkına destek vermek amacıyla düzenlenen bir yürüyüşte ortaya çıktı.Ve o andan itibaren aklımda tek bir soru var:Atatürk’ü kimden koruduk?
Filistin’de yaşanan insanlık dramına karşı ses yükseltmek, masum insanların yaşam hakkını savunmak elbette son derece kıymetli. Zulme karşı durmanın, mazlumun yanında olmanın siyasi görüşü, dini ya da ideolojisi olmaz.Kayseri’de düzenlenen bu yürüyüşte dikkatimi çeken, atılan sloganlardan ya da taşınan pankartlardan çok başka bir görüntü oldu.Atatürk büstünün çevresi polis barikatlarıyla kapatılmıştı.Gerekçesi güvenlik tedbiri olabilir.Peki, neden?Bu tedbire kim ihtiyaç duydu?Böyle bir önlemin alınmasını gerektiren somut bir tehdit mi vardı? Daha önce yaşanmış bir olay mı söz konusuydu? Yoksa herhangi bir olumsuzluk yaşanabileceği düşünülerek mi böyle bir karar alındı?Çünkü güvenlik amacıyla alınan her tedbirin, kamuoyunda oluşturduğu bir anlam da vardır.Bir meydanda Atatürk büstünün polis barikatlarıyla çevrilmesi sıradan bir görüntü değildir.Hele ki söz konusu olan, bu ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise...
Burada mesele polisimizin görevini yapması değil. Emniyet güçleri kendilerine verilen görevleri yerine getirir. Kamu düzenini sağlamak, olası tehlikeleri önlemek onların sorumluluğudur.Benim sorguladığım, bu tedbiri gerekli gören anlayış ve kararın gerekçesidir.
Neden özellikle Atatürk büstü?
Acaba polis, Atatürk büstüne yönelik bir girişim olabileceğine dair istihbarat mı aldı? Bugüne kadar tanık olduğum hiçbir yürüyüşte böyle bir önleme rastlamamışken, neden özellikle bu kez barikat kurulmasına ihtiyaç duyuldu?
Yoksa Filistin’de yaşanan insanlık dramına dikkat çekmek amacıyla iyi niyetle düzenlenen, toplumun farklı kesimlerinden destek gören bu yürüyüşe gölge düşürmek isteyen birileri mi vardı? İnsanların ortak bir vicdanda buluştuğu böylesine anlamlı bir etkinliğe ayrımcılık ve nifak tohumları mı ekilmek istendi?Elbette ortada böyle bir girişim olduğuna dair elimizde somut bir bilgi yok. Ancak olası bir provokasyon ihtimali varsa bunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Kayserililerin de böylesine hassas konularda daha dikkatli olması, ortak değerler üzerinden oluşturulabilecek ayrışmalara karşı sağduyusunu koruması şart. Eğer birileri bu şehirde insanların arasına nifak sokmayı amaçlıyorsa, Kayseri böyle bir oyuna gelmemeli.
Bu soruların yanıtını bilmeden kimseyi suçlamak doğru olmaz. Ancak bu görüntüyü sorgulamadan geçmek de gazetecilik anlayışıma uymaz.Çünkü Atatürk, bu ülkenin ortak değeridir.
Filistin halkının yaşadığı acıya üzülmekle Atatürk’e saygı duymak birbirinin karşıtı değildir. Bir insan hem Filistin’deki zulme karşı çıkabilir hem de Cumhuriyetimizin kurucusuna sahip çıkabilir.Hatta olması gereken de budur. Peki, biz ne zaman bu iki duruşun aynı meydanda yan yana bulunmasını olağan karşılayamaz hâle geldik?Ya da gerçekten böyle bir sorun mu vardı?İşte açıklığa kavuşturulması gereken mesele tam da budur.
Yıllardır Kayseri’de pek çok toplumsal etkinliği takip eden bir gazeteci olarak bu görüntüye ilk kez tanıklık ettim.Belki benzer güvenlik önlemleri başka zamanlarda da alınmıştır. Ancak benim gördüğüm ilk örnek olması bile bu soruları sormam için yeterli.Kimseye niyet okumuyorum.Kimseyi peşinen suçlamıyorum.Ama soruyorum.O gün Atatürk büstünün çevresine neden polis barikatı kuruldu? Bu karar kim tarafından, hangi gerekçeyle alındı?Ve hepsinden önemlisi...Neyi, kimden korumaya çalıştık?Bir gazeteci olarak bu soruların yanıtını öğrenmek istiyorum.
Çünkü meydanda kurulan barikat, küçük bir önlem gibi görünse de arkasında çok daha büyük soruların olduğu açıkça görünüyor.