Merhaba ‘‘ Kayseri Anadolu Haber’‘ gazetesinin değerli okuyucuları. Bu hafta Hukuk Günlüğü köşemizde Kural Kavramı üzerinde duracağım. Şöyleki toplum hayatı içerisinde yaşayan insanların benzer nitelikli olaylar karşısında benzer davranışlar ve tepkiler göstermeleri kural fikrinin oluşmasına sebep olmuştur. Oluşan bu kurallar insan davranışlarını düzenleyici bir nitelik kazanmışlardır. Böylece zamanla aynı olaylar karşısında benzer davranışları gösteren insanlardan oluşan uyumlu topluluklar meydana gelmiştir. Örneğin trafikte topluma zarar verici davranışlarda bulunan sürücüye herkes tepki gösterir. Tepki sonucu toplumda bu konuda nasıl davranılması gerektiğine ait müşterek bir Kural oluşur. Toplum sürücüyü bu kurala uymaya zorlar. Toplumun baskısı sonunda sürücü davranışlarını düzeltmek, toplumda oluşan kurala uymak zorunda kalmaktadır.
Kural, kişinin ve toplumun davranışlarını düzenlemek amacıyla getirilmiş olan emir ve yasaklardır. Kurallar, insanlığın yaratılışından beri toplum hayatının bir düzen içinde sürdürülmesinde etkin bir rol oynamaktadırlar. Toplum düzenini sağlayan bu kurallar, bir yandan kişilerin haklarını serbestçe kullanmalarına imkan verirken, diğer yandan da bir kısım davranışlarını sınırlamaktadırlar. Çünkü bencil bir karaktere sahip olan insan, toplumda kendi menfaatlerine uygun her çeşit davranışı sorumsuzca yapmak eğilimindedir. Böyle bir durumda bir kişinin menfaati bir başka kişinin menfaati ile çatışır. Böylece kişiler arasında sürtüşmeler, olumsuz olaylar ve uyuşmazlıklar ortaya çıkar. Herkesin her istediğini yapması, sınırsız bir davranış serbestliği ve hürriyet içinde yaşaması ilk bakışta cazip görünebilir. Fakat bu hem mümkün değildir, hem de toplum düzenini bozması bakımından sakıncalıdır. Sınırsız bir davranış serbestliği kişilerin birbirleriyle sürekli çatışmalarına ve huzursuz bir ortam oluşmasına sebep olur. Böyle bir ortamda yaşamayı kimse arzu etmez. O halde ilk bakışta insana cazip gelen sonsuz bir hürriyet yerine, sınırlı bir hürriyete sahip olması, toplum düzenini sağlamak bakımında daha uygundur. Kişi, ancak hukukun getirdiği bu sınırlar içinde dilediği davranışlarda bulunabilir.
Toplum hayatının düzen içinde sürdürülebilmesini sağlamak ve insanlar arasındaki ilişkileri düzenlemek için gerekli olan bu sınırlamalar yalnız kişiler için değil, toplum içinde önemlidir. Böylece hem kişilerin ve hem de toplumun menfaatleri güven altına alınmış olur. Fakat bu sınırlamaların düzenli ve uyumlu bir biçimde belirlenmesi gerekir. Zira toplumun menfaati yanında kişilerin menfaatleri de ihmal edilmemelidir. Toplumun menfaati ile kişinin menfaati arasında bir denge kurulabilmelidir.
Gelecek endişesinin ve menfaat çatışmalarının ortadan kaldırılması için kurallar konulmakta, toplum düzeninin sağlanması amacıyla ortaya konulan bu kurallara aykırı davranarak düzeni bozan kişiler de toplum veya toplum adına yetkili kılınmış makamlar tarafından kurallara uymaya zorlanmaktadırlar.
Toplum hayatının barış ve güvenlik içinde devamı, toplumsal ilişkilerin düzenli bir biçimde gelişebilmesi, toplumu düzenleyen kuralların varlığına bağlıdır. Aksi halde toplum hayatında düzen sağlanamaz. Herkes her istediğini serbestçe yaparsa, dilediği gibi davranmakta serbest olursa toplumda kargaşaya, anarşiye sebep olur. Böyle bir toplumda, güçlü olan güçsüz olanları
daima ezer. Güçlü olan güçsüz olanların hak ve menfaatlerine tecavüz etmekten çekinmez. Sonuçta toplum hayatı çekilmez bir hal alır.
Kurallar koymak suretiyle kişilerin haklarını ve ödevlerini, yetkilerini ve sorumluluklarını belirlemek, kişilerin birbirleriyle ve toplumla ilişkilerini düzenlemek, kişiler arasındaki menfaat çatışmalarını önlemek, kısacası toplum düzenini sağlamak, hukuk kuralları başta olmak üzere çeşitli nitelikte kurallar ile mümkün olmaktadır.