Nadire Temur

Nötrleşme ve tekdüzelik

Nadire Temur

Bir zamanlar sokaklar daha renkliydi. Evlerin perdelerinde, koltuklarında, mutfak eşyalarında, duvarlarında başka başka renkler vardı. İnsanların kıyafetleri birbirine benzemez, bir vitrinin önünden geçerken onlarca farklı renk ve desen gözümüze çarpardı. Hayatın kendisi biraz daha dağınık, biraz daha renkliydi. Şimdi ise etrafımıza baktığımızda başka bir manzara görüyoruz.
Evlerimizden sokaklarımıza, otomobillerimizden kıyafetlerimize, telefonlarımızdan kullandığımız eşyalara kadar sanki hepimiz aynı renk kartelasının içinde yaşamaya başladık. Üstelik bunu ne zaman kabul ettiğimizi de tam olarak bilmiyoruz.

Son yıllarda yalnızca renkler değil, zevklerimiz de birbirine yaklaşmaya başladı. Minimalist evler, sade kıyafetler, düz renkler, gösterişten uzak tasarımlar… Elbette sadeliğin kendisinde bir sorun yok. Fakat sadelik ile tekdüzelik arasındaki çizgi ne zaman ortadan kayboldu?
Geçtiğimiz günlerde 80’ler akımının yeniden popülerleşmesi bu yüzden bana düşündürücü geldi. O yılların kıyafetleri, eşyaları, desenleri ve renkleri bugünün dünyasına göre oldukça cesur. Pembe, turuncu, sarı, mor, yeşil… Bir arada kullanılmaktan çekinilmeyen renkler, büyük desenler ve bugün abartılı bulabileceğimiz ayrıntılar vardı.

İlginç olan şu ki insanlar bu görüntüleri yeniden gördüğünde yalnızca 'eski moda' deyip geçmedi. Birçoğumuz o renkli dünyaya gülümseyerek baktık. Galiba özlediğimiz tek şey yalnızca 80’ler değildi; belki de renkleri özlemiştik. Çünkü bugün bir mağazaya girdiğimizde aynı renkleri, aynı kesimleri, benzer tasarımları görüyoruz. Yeni bir ev dekorasyonu yapmak istediğimizde karşımıza çoğunlukla aynı tonlar çıkıyor. Bir otomobil seçerken bile yolların büyük bölümünün siyah, beyaz ve gri araçlarla dolu olduğunu fark ediyoruz.

Düşünecek olursak renklerin azalması, hayatın giderek daha kontrollü ve standart hâle gelmesinin küçük bir yansıması olabilir mi? Çünkü renk biraz cesaret ister. Kırmızı bir duvar, sarı bir koltuk, mor bir elbise ya da turuncu bir çanta “Ben buradayım” der. Nötr renkler ise daha sessizdir. Daha risksizdir. Daha kolay uyum sağlar. Belki de modern hayatın bize sunduğu şey tam olarak budur: Uyum sağlamak. Farklılaşmadan, taşmadan, dikkat çekmeden yaşamak… Ama bana göre insanın hayatında biraz da fazlalığa, biraz uyumsuzluğa, biraz renge ihtiyaç var.
Çocukluğumuzun eski bir fotoğrafına baktığımızda bizi gülümseten şey yalnızca oradaki insanlar değildir; arkadaki rengârenk perde, desenli koltuk, duvardaki çerçeve ve kıyafetlerin canlılığı da o hatıranın bir parçasıdır.

Şimdi dönüp kendi hayatımıza baktığımızda ise fotoğraflarımız bile daha sakin. Her şey daha düzenli, daha uyumlu, daha nötr... Ama belki biraz da daha tekdüze. Belki 80’ler akımının bu kadar ilgi görmesinin altında yalnızca nostalji yoktur. Farkında olmadan hayatımızdan çıkardığımız renkleri yeniden görmek iyi geliyordur. Çünkü bazen insan geçmişi değil, geçmişte kendisinde bulunan bir duyguyu özler.

Belki de bizim özlediğimiz şey 80’ler değil; Biraz renk, biraz cesaret, biraz farklılık ve her şeyin birbirine benzemek zorunda olmadığı o eski hâli.

Yazarın Diğer Yazıları