Nadire Temur

Kötülüğün sıradanlığı

Nadire Temur

Bazı şeyler ilk kez olduğunda insanı yerinden eder. Düşündürür, rahatsız eder hatta bir süreliğine gündelik akışımızı bozar. Sonra aynı şey tekrar eder. Bir daha ve bir daha… 
Ve zamanla fark etmeden günlük sohbetlerimizin arasında şöyle deriz ‘Buda olmuş.’ Asıl kırılma çoğu zaman olayın kendisinde değil, bu cümlenin alışılagelmiş bir hale dönüşmesindedir. Bugün şiddet olaylarına verdiğimiz tepkilere baktığımızda, mesele sadece olanlar bitenler değildir. Yaşanan olaylara nasıl baktığımız ve zamanla bakmamayı da öğrenmemizdir. Hannah Arendt’in kötülüğün sıradanlığı dediği şey tam da burada anlam kazanır. Arendt, kötülüğün her zaman büyük bir ideolojide, açık bir şeytanlıktan ya da istisnai bir karanlıktan doğmadığını söyler. Bazen kötülük, olağan akışın içine karışır. Bürokratikleşir, gündelikleşir, isim bile değiştirmeden varlığını sürdürür. En tehlikeli olan durumda budur. Kötülüğün görünmezleşmesi değil, görünür olup artık garip gelmemisidr. İnsanlar her zaman kötü olmayı seçerek hareket etmezler.  Bazen sadece sorgulamadan uyarlar, görevlerini yaparlar, verilen rolü sürdürürler. Böylece kötülük, tek bir merkezden yayılan bir niyet olmaktan çıkar. Gündelik davranışların içine dağılan fark edilmesi zor bir yapıya dönüşür. Böyle bir atmosferde kötülük artık, alışıldık hale gelir ve kötü gibi görünmemeye başlar. İnsan zihni bir hayatta kalma mekanizması olarak, tekrar eden şeye uyum sağlar. Sürekli  maruz kalınman şeye karşı duyarlı olma hali azalır. Bu adaptasyon süreci hali olmasaydı yaşanan her şey bizi sürekli felç ederdi. Fakat aynı mekanizma toplumsal düzeyde işlediğinde, işlevini aşarak başka bir şeye dönüşebilir: Duyarsızlaşmaya.
Şiddet haberleri ilk başta sarsar. Sonra konuşulur. Bir süre sonra yinemi oldu deriz. Ve artık en sonunda onu bile söylemez oluruz. Daha az şaşırmak çoğu zaman daha az düşünmekle birlikte gelir. Daha az düşünmek ise daha az hissetmeyi beraberinde getirir. Ama şiddet hızla tüketilip unutulan bir habere dönüşüyorsa, burada yalnızca olaylar değil, onlara verdiğimiz dikkat ve hassasiyet de aşınıyor demektir. Asıl mesele yaşanan olaylara olan bakışımızın zaman içinde nasıl değiştiği ve bizde bıraktığı etkinin giderek azalmasıdır. Bu azalma fark edilmediğinde yaşanacak en ağır durum bile gündelik hayatın içinde sessizce kaybolup gider. 

Yazarın Diğer Yazıları