Kübra Yıldırım

Toksik verimlilik

Kübra Yıldırım

İçinde yaşadığımız çağ, insanı kendi doğasından uzaklaştırarak durmaksızın çalışan, sürekli üreten ve her anını hesaplamak zorunda hisseden bir mekanizmaya dönüştürüyor. Günümüz insanı, her sabah uyandığında tamamlaması gereken görev listeleriyle, bitmek bilmeyen planlarla ve ulaşılması gereken yeni hedeflerle karşılaşıyor. Kişisel başarının tek ölçütü üretkenlik olduğunda, yaşamın kendisi bir puan tablosuna dönüşüyor.

Yeni dönüm noktalarına ulaşmak, sürekli daha fazlasını üretmek ve takvimdeki her boş dakikayı değerlendirmek artık bir tercih olmaktan çıkıp bir zorunluluk gibi algılanıyor. Her adımın bir amaca hizmet etmesi, her hobinin bir kazanca ya da kişisel gelişim aracına dönüşmesi bekleniyor. Kültürel mekanizmalar bu bitmek bilmeyen koşuyu alkışlıyor kendi sınırlarını hiçe sayan insanı başarı madalyalarıyla ödüllendiriyor. Durmak hata, dinlenmek ise neredeyse bir suç gibi kodlandığında insan, soluklandığı anlarda bile suçluluk duymaya başlıyor.

Kendini gerçekleştirme arayışının bu denli katılaşması, insanın kendi varlığını bir fabrika gibi işletmesiyle sonuçlanıyor. Elde edilen hiçbir başarı kalıcı bir tatmin sağlamıyor ulaşılan her hedefin yerini hemen bir yenisi alıyor. Varış çizgileri çoğalıyor ama insan hiçbir yere gerçekten ulaşamıyor. Amansız yarışın ortasında, yapay bir canlılık yanılsaması içinde günden güne uyuşuyor. Bazen hiçbir yere varmadan yürümek, bir manzaraya dalıp gitmek ya da sırf hoşumuza gittiği için bir şeyle uğraşmak da yaşamanın kendisi.

Mekanikleşen yaşam ritminde, hiçbir pratik çıktısı olmayan saf eğlenceler ve oyunlar sessizce tedavülden kalkıyor. Boş zamanlar dahi verimlilik süzgecinden geçiriliyor uyku ve molalar sadece bir sonraki mesaiye enerji toplama girdisi olarak tasarlanıyor. Oysa insanın, kendisinden başka hiçbir otoriteye hesap vermediği, hiçbir işe yaramayan anlara hayati bir ihtiyacı bulunuyor. Sürekli gelişim çılgınlığı, insanı kendi bedeninin ve zihninin taşıyabileceği sınırların ötesine hırpalıyor. Her dakikayı bir yatırım aracı olarak gören zihniyet, insanı en hayati bilişsel varlıklarından yavaş yavaş mahrum bırakıyor. Sürekli hayatta kalma modunda çalışan bir organizma, zamanla yaratıcılığını ve odaklanma yetisini kaybediyor.

Kendini paralamanın getirdiği bu aşırı yüklenme hali, insan ilişkilerinde ve sosyal dokuda tamiri güç çatlaklar yaratıyor. Yoğun iş yükü nedeniyle zaman ayrılamayan insani bağlar ve yakın ilişkiler, bu süreçte ilk zarar gören alan oluyor. Beden ise bu dur durak bilmeyen tempoya bir süre sonra kronik ağrılar ve uyku bozukluklarıyla isyan ediyor. Zihinsel yorgunluk biriktiğinde, kişinin içine düştüğü o büyük gri boşluk hissi kaçınılmaz bir çöküşü beraberinde getiriyor. Yüksek performans ideali uğruna, aslında uğrunda mücadele verilen hayatın bizzat kendisi masada bırakılıyor.

Bu döngüden çıkış, üretkenlik kavramıyla kurulan bu hastalıklı bağı felsefi bir düzeyde sorgulamaktan geçiyor. İnsanın bir bilgisayar yahut programlanmış bir robot olmadığı gerçeğiyle yeniden yüzleşilmesi gerekiyor. Şifa, hiçbir amaca hizmet etmeyen eylemlere hayatımızda bilinçli olarak yer açmakla başlıyor. Pencereden dışarıya öylece bakmak sinir sistemine hayatta kalmanın sadece üretmekle ilgili olmadığını hatırlatıyor. Günlük planlara üst sınırlar koymak ve belirli saatlerden sonra ekranları kapatmak sağlığı korumanın ilk adımı sayılıyor. Kişinin kendi kimliğini sadece mesleki unvanlar üzerinden tanımlamayı bırakıp diğer insani rolleri yeniden inşa etmesi gerekiyor.

Arkadaş, komşu ya da sadece soluk alıp veren bir canlı olma durumuna hak ettiği değer yeniden verilmelidir. Durmaksızın çalışmayı kutsayan her türlü içerik ve toplumsal baskı zihinsel diyetten uzaklaştırılmalıdır. İnsanın kendi kırılganlığını kabul etmesi ve her şeye aynı anda yetişemeyeceğini itiraf etmesi iyileşmeyi başlatıyor. Kendi değerini sadece ortaya koyduğu somut çıktılara bağlayan zihniyet, insani özü çürüten en büyük yanılgı olarak karşımıza çıkıyor. Hayat, sürekli yeni büyük bir hedef belirleme zorunluluğundan kurtarıldığında gerçekten tadına varılır bir hal alıyor.

Yazarın Diğer Yazıları