Kübra Yıldırım

Posthümanizmin Teşhisi

Kübra Yıldırım

İnsan, uzun süre kendisini dünyanın merkezine yerleştirdi. Bu bir inanç değildi; aynı zamanda bir düzen kurma biçimiydi. Doğayı anlamlandıran, onu sınıflandıran, dönüştüren ve gerektiğinde kontrol altına alan özne olarak konumlandı. Bu konum, modern bilimin ve siyasetin temelini oluşturdu. İnsanı ayrıcalıklı kılan şey aklıydı. Onu diğer varlıklardan ayıran sınır da yine aynı yerden çizildi.

Bu anlatı uzun süre işledi. Üstelik oldukça başarılıydı. Fakat bugün, o merkez görünür biçimde kayıyor. Bu kayma, yavaş ilerleyen bir aşınma gibi. İklim krizleri, biyoteknolojik müdahaleler, algoritmik yönetim biçimleri, veri akışları. Her biri insanın mutlak hakimiyet fikrini biraz daha zayıflatıyor. Artık mesele yalnızca insanın dünyayı nasıl şekillendirdiği değil; dünyanın, insanı nasıl geri şekillendirdiği.

Posthümanizm tam bu noktada ortaya çıkıyor. Bir iddia olarak değil, bir tespit olarak. İnsan-sonrası bir gelecek anlatısı sunmaktan çok, insanın zaten çoktan değişmiş olduğunu ima ediyor. Bu yüzden onu bir kopuş teorisi olarak okumak yanıltıcı olabilir. Daha çok, bir çözülme sürecinin kavramsallaştırılması gibi duruyor.
Modern düşüncenin merkezinde yer alan “insan” figürü çoğu zaman evrensel kabul edildi. Oysa bu figür hiçbir zaman gerçekten evrensel değildi. Belirli bir tarihsel ve kültürel bağlamın ürünüydü. Rasyonel, özerk, kendine yeterli. Bu modelin dışında kalanlar çoğu zaman eksik ya da istisnai olarak görüldü. Posthümanizm bu noktada yalnızca ontolojik bir tartışma açmaz. Aynı zamanda bu evrensellik iddiasının sınırlarını da görünür kılar.

Bugün bu sınırlar yalnızca teorik eleştirilerle değil, maddi gerçekliklerle de aşınıyor. İnsan bedeni artık sabit bir sınır değil. Tıbbi müdahaleler, protezler, genetik düzenlemeler bu sınırı esnetiyor. Zihin de aynı şekilde kapalı bir alan olmaktan çıkıyor. Hafıza dışsallaşıyor. Karar verme süreçleri dağılıyor. Algoritmalar, veriler, platformlar bu sürece dahil oluyor. İnsan, yalnızca kullanan değil; aynı zamanda kullanılan bir yapının parçası haline geliyor.
Bu durum, insanın ortadan kalktığını göstermez. Fakat onun düşündüğümüz biçimiyle var olmadığını düşündürür. Sabit, bütünlüklü ve bağımsız bir özne fikri yerini daha parçalı, daha ilişkisel bir varlık anlayışına bırakıyor. İnsan, tek başına değil; ilişkiler içinde anlam kazanan bir düğüm gibi beliriyor. Bu düğüm, hem doğayla hem teknolojiyle hem de diğer canlılarla sürekli etkileşim halinde.

Posthümanizm burada bir yön önermez. Bir vaatte bulunmaz. Daha çok bir yön kaybını tarif eder. İnsan merkezli düşüncenin sağladığı netlik ortadan kalkar. Yerine daha karmaşık bir tablo gelir. Bu tablo, daha gerçekçi olabilir. Aynı zamanda daha rahatsız edicidir.

Bu rahatsızlık anlaşılır. Çünkü insanın kendisini merkezden çekmesi yalnızca teorik bir mesele değildir. Aynı zamanda varoluşsal bir sarsıntıdır. Anlamın, değerin ve sorumluluğun nerede durduğunu yeniden düşünmeyi gerektirir. Eğer insan tek ölçü değilse, etik neye dayanacaktır? Eğer karar süreçleri dağılmışsa, sorumluluk kime aittir? Bu soruların kesin cevapları yoktur. Belki de asıl mesele, bu belirsizlikle yaşamayı öğrenmektir.
Posthümanizm, teknolojiyle ilgili olduğu kadar ekolojiyle de ilgilidir. İnsanı doğanın dışında konumlandıran bakış açısını sorgular. İnsan, doğayı kullanan bir varlık olmaktan çok, onun içinde yer alan bir süreç olarak düşünülür. Bu yaklaşım romantik bir doğa yüceltmesi değildir. Daha çok karşılıklı bağımlılıkların kabulüdür. İnsan, zaten bu ağın içindedir. Sadece uzun süre bunu görmezden gelmiştir.

Bu noktada sık yapılan bir karışıklık ortaya çıkar. Posthümanizm, çoğu zaman transhümanist söylemlerle yan yana düşünülür. Oysa aralarındaki fark belirgindir. Transhümanizm, insanı geliştirmeyi hedefler. Daha güçlü, daha hızlı, daha dayanıklı bir insan. Bu anlatı, modern ilerleme fikrinin devamı gibidir. Posthümanizm ise bu fikrin kendisini sorgular. İnsanı aşmak değil, insanı yeniden düşünmek meselesidir.

Bu yeniden düşünme süreci tek bir disiplinin sınırları içinde gerçekleşmez. Felsefe, biyoloji, siyaset, medya çalışmaları, ekonomi. Hepsi bu tartışmanın içindedir. Çünkü insan dediğimiz şey, artık tek bir alanın konusu değildir. Sinir sistemi üzerine yapılan bir araştırma, etik tartışmaları etkiler. Bir algoritma, siyasi kararları yönlendirebilir. Bir çevresel kriz, ekonomik yapıları dönüştürür. Tüm bu alanlar birbirine değerek ilerler.
Ortaya çıkan tablo net değildir. Belki de net olmak zorunda değildir. Posthümanizm, kesinlikten çok farkındalık üretir. İnsan dediğimiz şeyin düşündüğümüz kadar kapalı ve ayrı bir varlık olmadığını hatırlatır. Bu hatırlatma, bir kayıp hissi yaratabilir. Aynı zamanda yeni bir düşünme alanı da açar.
İnsan, merkezde olmadığı bir dünyada kendisini nasıl tanımlayacak?
Bu sorunun cevabı henüz yok. Belki de hiçbir zaman olmayacak.

Yazarın Diğer Yazıları