İnsanın iradesi üzerine konuşurken sürekli aynı hataya düşeriz. İrade, sanki insanın içinde azalan bir maddeymiş gibi düşünürüz. Kullanıldıkça biten, tükendikçe zayıflayan bir rezerv. Ego tükenmesi dediğimiz meşhur fikir de tam bu sezgiden beslenir.
Peki ama bu gerçekten yaşanan bir şey mi, yoksa bir açıklamaya ihtiyaç duyduğumuz için sonradan uydurduğumuz bir hikaye mi?
Teoriye göre şöyle: Kendimizi zorladığımız bir işten sonra ikinci bir işte daha çabuk pes ediyoruz. Duygularımızı bastırdık, dikkatimizi topladık, sabrettik... Derken sıradaki görevde elimiz ayağımız dolaşıyor. ‘İradem bitti’ diyoruz.
Ama işin aslı başka.
Belki de irademiz bitmiyor. Belki de sadece o işi yapmak istemiyoruz.
Yani motivasyonumuz kayıyor. Dün çok önemli görünen şey, şimdi gözümüzde sönük kalıyor. Zihnimiz aslında enerji harcamıyor; sadece önceliklerini değiştiriyor. Bu iki şey çok farklı.
Neden mi? Çünkü eğer gerçekten enerji tükeniyorsa, bunu ölçebilmen lazım. Ama deneyler öyle demiyor. Kimi çalışmada etki var, kimisinde yok. Büyük deneyler yapıldığında ise sonuç ortadan kayboluyor. Yani bu teori evrensel bir kural falan değil.
Bir de ölçme derdi var. İrade dediğin şeyi nasıl ölçeceksin? Dolaylı yollardan bakıyorsun ama aynı davranışı on farklı şekilde yorumlayabilirsin: tükendi, sıkıldı, canı istemedi, dikkati dağıldı... Hepsi aynı gözlemi açıklıyor. O zaman teori ne kadar güçlü?
Bugünün bilimi zihni sabit bir kaynak olarak değil, sürekli değişen bir karar ağı olarak görüyor. Dikkatimiz oradan oraya kayar, ilgimiz dalgalanır, ne beklediğimiz her şeyi değiştirir. Aynı kişi, aynı yorgunlukta bile bambaşka kararlar alabilir. O yüzden ‘İradem bitti’ diye tek bir açıklamaya sığışmak zor.
Tabii burada bir ayrım yapalım. Saatlerce yoğun çalışmak gerçekten yorar. Uzun süre dikkat toplayınca performans düşer. Ama bu, laboratuvarda kısa sürede gözlenen ‘irade tükenmesi’ ile aynı şey değil. İlki gerçek ve biyolojik, ikincisi büyük ölçüde yorum.
Bilim bu konuda henüz net bir karar vermiş değil. Ama iradeyi tükenen bir şey gibi görmekten çıkarıp, anlık anlam ve değer meselesi olarak ele almak hem çok daha gerçekçi hem de hayatımızda çok daha işlevsel görünüyor.