Bu toplumsal atmosferin gölgesinde, eğitim ve istihdam alanında da dikkat çeken gelişmeler yaşanıyor. Özellikle son yıllarda bazı üniversite bölümlerinden mezun olan gençler, ciddi bir iş gücü daralmasıyla karşı karşıya kalıyor.
Hangi bölümlerin bu durumdan daha fazla etkilendiğini net verilerle ortaya koymak zor olsa da kamuoyu bu alanları büyük ölçüde tahmin edebiliyor. Bu daralmanın özellikle sosyal bilimler alanında yoğunlaştığını söylemek mümkün. Nitekim son yıllarda sosyal bilimler, belirgin bir gerileme sürecine girmiş durumda.
Geçtiğimiz YKS tercih döneminde de bu tablo açık şekilde gözlemlendi. Bu gelişmeler üzerine Yükseköğretim Kurulu (YÖK), bazı bölümlerdeki kontenjanları yarı yarıya azaltma kararı aldı. Bu aylarda gelen ilk açıklamalar, bu uygulamanın önümüzdeki dönemde de devam edeceğini gösteriyor.
Özellikle işsizlik oranının yüksek olduğu bölümlerde, hem vakıf hem de devlet üniversitelerinde kontenjanların ciddi şekilde düşürülmesi planlanıyor.
Asıl soru: Mevcut mezunlar ne olacak?
Alınan bu karar, uzun vadede yani belki 5 yıl sonra işsizlik sorununa çözüm olabilir. Ancak bugün itibarıyla mezun olan milyonlarca genç için nasıl bir yol haritası çizileceği belirsizliğini koruyor.
Asıl sorulması gereken soru da tam olarak burada ortaya çıkıyor: Mevcut mezunlar için ne yapılacak?
Bugüne kadar birikmiş bu büyük insan kaynağının, zaman kaybedilmeden yeni meslek alanlarına yönlendirilmesi gerekiyor. Gençlerin yeteneklerini keşfetmelerini sağlayacak politikalar geliştirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluk hâline gelmiş durumda.
Üstelik sorun yalnızca sosyal bilimlerle sınırlı değil. Mühendislik, güzel sanatlar ve teknik beceri gerektiren birçok alanda da ciddi istihdam sıkıntıları yaşanıyor. Umarım yakın gelecekte, yükseköğrenim mezunu bireyler arasında yaşanan bu sorunlar sona erer. Her bireyin, gönlünde yatan mesleği yapabildiği bir ortamın oluşması en büyük temennimizdir.
Değinmek istediğim bir diğer husus ise son yıllarda içinde bulunduğumuz coğrafya, büyük acılara ve yıkıcı savaşlara sahne oldu. Yaşanan her gelişme, sadece sınırların ötesinde kalmadı; bizleri de derinden etkiledi. Gündelik hayatımızdan ekonomik gücümüze, bireylerin satın alma davranışlarından toplumsal reflekslerimize kadar pek çok alanda yeni ve belirleyici faktörler ortaya çıktı. İstesek de istemesek de çevremizde yaşanan olaylar, bireysel ve toplumsal yaşamımızı şekillendirmeye devam ediyor. Televizyon ekranlarında, gazete sayfalarında gördüğümüz acılar, ölümler ve dramlar bireylerin yüreğinde tarifsiz izler bırakıyor. Milyonlarca insanın kalbinde ise ortak bir duygu ve aynı dua yer alıyor.