Gülşen Büyükçekiç

Beş Yaşına Gelince

Gülşen Büyükçekiç

Bir bebeği büyüttüğünüzü düşünün.

Doğduğu ilk gün kucağınıza aldığınız o küçücük canlı için hayatınızı yeniden düzenliyorsunuz. Uykusuz geceler başlıyor. Planlar erteleniyor, alışkanlıklar değişiyor. Her gün yeni bir sorumluluk, her gün yeni bir mücadele. . Her gün yeni bir şey öğretiyor, her gün yeni bir şey öğreniyorsunuz...

İlk adımını atmasını bekliyorsunuz.

İlk kelimesini söylemesini.

İlk kez size gülümsemesini.

Yıllar geçiyor.

Düştüğünde kaldırıyorsunuz, korktuğunda sarılıyorsunuz, hastalandığında başında bekliyorsunuz. Hayatınızın merkezine yerleşiyor. O sizinle siz onunla büyüyor, onunla değişiyorsunuz.

Sonra bir gün beş yaşına geliyor.

Artık yürüyebiliyor. Konuşabiliyor. Kendi başına birçok şeyi yapabiliyor. En zahmetli dönemler geride kalmış gibi görünüyor. En önemlisi bazı şeylerle baş etmeyi öğrenmiş.

Tam o günlerde onu evlatlık verdiğinizi düşünün.

İnsan böyle bir kararı nasıl verir?

Yıllarca emek verdiği, her anına tanıklık ettiği, hayatının bir parçası hâline gelen bir şeyden nasıl vazgeçebilir?

Belki mesele vazgeçmek değildir.

Belki insan bazen sahip olmakla bağlı olmak arasındaki farkı öğrenir.

Çünkü hayatta en çok emek verdiklerimiz her zaman bizimle kalmaz. Bazen büyütürüz ama tutamayız. Bazen koruruz ama sahip olamayız.

Bazen hayatımızın merkezine yerleşen şeyler, bir gün hayatımızın dışına çıkar.

İşte o zaman insan zor bir gerçekle karşılaşır:

Emek vermek ile sahip olmak aynı şey değildir.

Belki de olgunluk, büyüttüğün şeyi yanında tutabilmek değil; ondan ayrılman gerektiğinde bunu yapabilmektir.

Çünkü bazı vedalar sevgisizlikten değil, sevginin ağırlığından doğar.

Ve bazen insanın hayatındaki en zor karar, artık yürüyebilen bir şeyi kucağında taşımaya devam etmemektir.

Yazarın Diğer Yazıları