Geçtiğimiz günlerde ulusal bir televizyon kanalında hazırlanan bir haberi izledim. Haberde bir inşaat işçisiyle, bir berberle ve bir lokanta sahibiyle konuşuluyordu. Üçü de gençlerin artık iş beğenmediğini kolay para kazanmaya çalıştığını söyledi.
Lokanta sahibi, zamanında bulaşık yıkadığını, yer sildiğini, her işi yaptığını anlattı. Bugünün gençlerinin bunları yapmak istemediğini söyledi. Berber ise yetiştirecek çırak bulamadığından yakındı. İnşaat işçisi de çalışacak eleman bulamadığını ifade etti.
Bu cümleleri duyunca aklıma başka şeyler geldi.
İnşaatlarda çalışırken hayatını kaybeden çocuklar geldi aklıma. Daha küçük yaşlarda okula devam edebilmek, ailesine destek olabilmek ya da harçlığını çıkarabilmek için çalışan çocuklar…Haberlerde gördüğümüz iş kazaları... Bir kısmını biliyoruz, çünkü medyaya yansıdı. Kim bilir kaç tanesi hiç duyulmadan unutulup gitti.
İnşaatlarda çalışacak insan bulunamadığı söylenirken o ağır çalışma koşullarında yaşamını yitiren gençleri de konuşmak gerekiyor.
Lokanta sahibi, eleman bulmakta zorlandığı da dile getirdi. Zorunda olduğu için uzun saatler mesai yapan, iş yerlerinde şiddete uğrayan, hatta çalışma arkadaşları tarafından öldürülen gençlerin haberlerini de defalarca okuduk.
Marketlerde de benzer şikâyetler var. Çalışacak personel bulunamadığı söyleniyor. Sosyal medyada market çalışanlarının yaşadığı sorunları, uzun çalışma saatlerini, dinlenme hakkı konusunda yaşanan sıkıntıları herkes görüyor.
Gençler gerçekten iş mi beğenmiyor?
Üniversite mezunu bir genç, yıllarca eğitim aldığı mesleğini bırakıp zorunluluktan tamamen başka iş kollarına mı yönelmeli? Böyle tercihler elbette olabilir. Ama bunu tek seçenekmiş gibi sunmak asla doğru değil.
Bu ülkede işsizlik diye bir gerçek var. Bazı yayınlarda bu durum görmezden gelinse de binlerce nitelikli insanın iş bulamadığını hepimiz görüyoruz ve biliyoruz.
Bunun en acı örneklerinden biri de genç hukukçu Mert Akdoğan’dı... Hakimlik sınavından yüksek puan almasına rağmen sözlü mülakatta elendi. Ardından yaşamına son vermişti.
Bugün pek çok genç iyi okullardan mezun oluyor. Yabancı dil öğreniyor, yüksek lisans yapıyor, kendisini geliştirmek için yıllarını veriyor. Buna rağmen sırf torpili olmadığı için, doğru çevrelere sahip olmadığı için kendi alanında bir yerde tutunamıyor.
Tekrar aynı soruya dönüyoruz
Gençler gerçekten iş mi beğenmiyor?
Yoksa emeklerinin karşılığını almak, eğitimini aldıkları alanlarda çalışmak ve insanca koşullarda yaşamak mı istiyorlar?
Berber çıraklığını, inşaat işçiliğini ya da lokantada garsonluğu küçümsemek doğru değil. Bu mesleklerin her biri emek istiyor. Ama bu işleri övmek ya da gençlere sürekli bu örnekler verilmemeli.
Konuşmamız gereken, iyi bölümlerden mezun olup iş bulamayan gençlerdir. Sırf bağlantısı olmadığı için kapılar yüzüne kapanan insanlardır. Yıllarca emek verip sonunda mutsuz yaşayan kişilerdir.
Her gün yaşamına son veren insanların haberlerini okuyoruz. Metroların önüne atlayan, sessizce hayattan kopan gençler görüyoruz. Bunların hiçbirini yalnızca bireysel bir sorun olarak değerlendiremeyiz. İşsizlik, gelecek kaygısı ve güvencesizlik bu tablonun önemli parçalarıdır.
Bu nedenle gençleri suçlamadan önce onları dinlemek gerekiyor. Mesela bu haberi yapan kanalın, inşaat işçisine, lokanta sahibine, berbere mikrofon uzattılarsa hemen ardından sokaktaki sözde iş beğenmeyen gençlere de uzatmaları, onlara da sormaları gerekirdi. Ama yapmadılar çünkü yapsalardı haberin konusu farklı olacaktı. Böylesi daha kolay oldu.
Sorun iş beğenmemek değildir.
Emek verilen bir hayatın karşılığını alabilmektir.
Çünkü bu ülkede genç olmak zaten yeterince zor… Bir yandan kadınlar rahat bırakılmıyor, bir yandan gençler sürekli yargılanıyor. Onları suçlamak yerine neden bu noktaya geldiklerini konuşsak, çok daha faydalı bir tartışma yürütmüş oluruz.