Ayşegül Şerife Akçakaya

Tatil Mi, Evde Mesai Mi?

Ayşegül Şerife Akçakaya

Geçtiğimiz günlerde bir siyasetçinin şu sözlerine denk geldim: ‘Önümüz bayram. Arife günü yarım gün olan tatil, kadınlarımız için tam gün olsun. Kadınlarımız bayram hazırlığı yapacak.’

Konuşmanın ilk cümlelerini okurken içimde kısa süreli bir sevinç oluştu. ‘Demek ki çalışan kadınların yükü görülüyor’ diye düşündüm. Ancak son cümleyi okuyunca bu sevinç uzun sürmedi. Çünkü verilen tatilin amacı dinlenmek değil, evde daha fazla çalışmak olarak ifade ediliyordu.

Kadınlara tam gün tatil verilsin ki gidip evlerinde bayram hazırlığı yapsınlar… Peki bu hazırlık kimin sorumluluğu? Sadece kadınların mı? Toplum olarak bazı alışkanlıkları o kadar içselleştirmişiz ki çoğu zaman farkında bile olmuyoruz. Ev işleri, bayram hazırlıkları, çocukların bakımı, sofralar, temizlik… Sanki görünmez bir sözleşmeyle tüm bu sorumluluklar kadınların üzerine yazılmış gibi davranılıyor. Oysa bir ev, bir insanın değil; bir ailenin ortak yaşam alanıdır. Dolayısıyla o evin sorumluluğu da tek bir kişinin omuzlarına yüklenemez.

Üstelik bugün milyonlarca kadın sadece evde değil, iş hayatında da aktif olarak yer alıyor. Sabah işe giden, mesai yapan, stres yaşayan, sorumluluk taşıyan kadınlardan söz ediyoruz. Gün sonunda ise sanki ikinci bir mesai başlar gibi ev işleri, yemek, temizlik ve çocuk bakımı yine onların omuzlarına bırakılıyor. Bazen insan gerçekten merak ediyor: Kadınlar robot mu sanılıyor? İşte çalış. Eve gel, yine çalış. Çocuk doğur, çocuğa bak. Eşinle ilgilen. Sofralar kur, yemekler yap. Ev her zaman tertemiz olsun. Peki bu kadar sorumluluğun içinde kadının kendisi nerede?

Evlilik hayatı, adı üzerinde, bir hayat ortaklığıdır. Ortaklık ise yüklerin ve sorumlulukların paylaşılmasıyla anlam kazanır. Eğer bütün görevler tek bir tarafa yükleniyorsa ortada paylaşılmış bir hayat değil, tek taraflı bir yük vardır.

Bayramlar elbette hazırlık gerektirir. Sofralar kurulur, evler toparlanır, misafirler ağırlanır. Ama bu hazırlıklar yalnızca kadınların görevi değildir. Bayramın ruhu zaten birlikte olmayı, yardımlaşmayı ve paylaşmayı anlatır. Belki de asıl konuşmamız gereken şey, kadınlara verilen bir gün fazla tatil değil; sorumlulukların gerçekten paylaşıldığı bir hayatın mümkün olup olmadığıdır. Çünkü bir toplumun gelişmişliği yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülmez. Kadınların hayatının ne kadar kolaylaştırıldığıyla da ölçülür. 

Bayram yaklaşıyor. Belki bu bayram, sadece sofraların değil, bakış açılarının da değiştiği bir bayram olur.

Yazarın Diğer Yazıları