Hayatta bazen en büyük dersleri en beklenmedik yerlerden alırız. Örneğin, bir kediden… Evet, bir kediden. Belki bazılarınız için saçma gelebilir ama bir kedi kadar özgür, sakin ve anı yaşayan biri olabilsek, hayatımız nasıl değişirdi hiç düşündünüz mü? Kedim Ares’le yaşamaya başladığımdan beri bu soruyu birçok kez sordum kendime. Çünkü onu gözlemlediğimde kedilerin kendilerine saygı duyan varlıklar olduğunu fark ettim. Sevilmek isterler ama bunu zorla kabul etmezler. Bir insan onları sevdiğinde, gerçekten canları istiyorsa karşılık verirler. Zorla sevdirmezler kendilerini, çünkü bilirler ki sevgi, bir zorunluluk değil, bir tercihtir. Biz insanlar ise çoğu zaman sevilmek uğruna sınırlarımızı ihlal ettiririz, istemediğimiz şeylere katlanırız. Oysa bir kediden öğrenmemiz gereken ilk şey şu olabilir: Değerini sen belirlersen, başkaları da sana ona göre davranır. Kediler anı yaşar. Bir kedinin dünüyle bugünü arasında bir bağ yoktur. Üzüldüğünde ya da kızdığında bunu içinde büyütmez. Anında tepki verir, sonra unutur ve hayatına devam eder. Oysa bizler? Bir söz, bir olay, bir pişmanlık… Yıllarca içimizde taşır, kendimize yük ederiz. Belki de onlar gibi olmalıyız. Olanı olduğu yerde bırakmalı, hayatın akışına kapılmalıyız.
Hatta belki de en önemlisi kediler huzurun ustasıdır ki bu benim kedime baktığımda en imrendiğim şey olabilir. Güneş gören bir pencere, rahat bir koltuk ya da hafif bir esinti onlar için yeterlidir. Küçük şeylerden mutlu olmayı bilirler. Biz insanlar ise hep büyük şeyleri bekleriz. Daha iyi bir iş, daha büyük bir ev, daha fazla başarı… Oysa mutluluk, en basit anların içindedir ve belki de bir pencere kenarında uyuklayan bir kedinin huzuruna sahip olmayı öğrenmeliyiz.
Bazen hayatta büyük dersler almak için filozoflara, kitaplara ya da karmaşık düşüncelere ihtiyacımız yoktur. Bazen sadece bir kediye bakmamız yeterlidir. Bütün bunları düşündüğümde iyi ki diyorum iyi ki bir kedi ile birlikte yaşıyorum. Kedim Ares’e sonsuz sevgimle…