Eskiden iftar sofralarında gösteriş yoktu. Sofralar belki bugünkü kadar zengin değildi ama daha samimiydi, daha sakindi. Ramazan evin içine yerleşen bir bereket gibiydi, sade ama derin. Son yıllarda ise başka bir manzarayla karşılaşıyorum. Uzayıp giden masalar, çeşit çeşit yemekler, gösterişli sunumlar, sosyal medyada paylaşılan ‘iftar kombinleri’ ve adeta yarışa dönüşen sofralar… İftar, kimi zaman bir ibadet vakti olmaktan çıkıp bir vitrine dönüşüyor. Oysa Ramazan, vitrin ayı değil; içe dönüş ayı.
Elbette kimse kimsenin sofrasına karışamaz. İmkânı olan güzel sofralar kurabilir. Ancak mesele zenginlik ya da fakirlik değil; mesele niyet. Bir masada on çeşit yemek varken yan apartmanda iftara bir tas çorbayla oturan bir aile olduğunu bilmek insanın içini sızlatmıyorsa, orada bir eksiklik yok mudur?
Ramazan ayı bize aç kalmayı değil, açın halinden anlamayı öğretir. Gün boyu susuz kalmanın verdiği o hafif baş ağrısı, aslında bir empati davetidir. ‘Ben bugün zorlandım, kim bilir her gün bunu yaşayanlar ne hissediyor?’ diye sormamız için bir fırsattır. Ama biz bu fırsatı çoğu zaman kaçırıyoruz. Son günlerde sosyal medyada karşıma iftar paylaşımları çıkıyor. Sırf gösteriş olsun diye kurulan sofralar görüyorum. Böyle paylaşımlar bana doğru gelmiyor.
Bir de israf meselesi var. Büyük büyük tabaklar, yarım kalan yemekler, çöpe giden ekmekler… Oysa bir hurma ve bir yudum suyla açılan oruç, insanı en çok o anda doyurur. Fazlası çoğu zaman göze hitap eder, kalbe değil. Bazen düşünüyorum; Ramazan’ın ruhu en çok nerede yaşıyor? Lüks otellerdeki açık büfelerde mi, yoksa mütevazı bir evde hep birlikte edilen duada mı? Bana kalırsa cevap çok net. Samimiyetin olduğu yerde Ramazan var. Gösterişin olduğu yerde ise sadece kalabalık.
Belki de bu yıl sofralarımızı biraz küçültüp kalbimizi büyütmeyi denemeliyiz. Bir yemeği eksik yapıp bir kapı daha çalmalıyız. Bir tatlıyı azaltıp bir ihtiyaç sahibine katkı sunmalıyız. Çünkü Ramazan’ın bereketi, masanın uzunluğunda değil; paylaşılan lokmanın samimiyetindedir.
İftar sofrası bir gösteri alanı değil, bir şükür makamıdır. Bunu hatırladığımız gün, belki de Ramazan’ı gerçekten yaşamaya başlayacağız.