Bir zamanlar 23 Nisan geldi mi sokaklar renklenirdi. Okul bahçeleri cıvıl cıvıl olur, çocukların neşesi şehirlerin üzerine yayılırdı. Bayram sadece bir takvim günü değil, hissedilen bir coşku, paylaşılan bir umut olurdu. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, çocukların gözlerindeki ışıltıyla anlam bulurdu.
Ancak son yıllarda bu coşkunun giderek azaldığını fark etmemek mümkün değil. Daha da üzücüsü, bu yıl bayramın üzerine bir burukluk çöktü. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda yaşanan olaylar, sadece o şehirleri değil, tüm ülkenin yüreğini gölgeledi. Çocukların güvenle, neşeyle bulunması gereken alanlarda yaşanan bu üzücü gelişmeler, bayramın anlamını sorgulatır hale getirdi.
İçimiz buruk. Çünkü 23 Nisan, yalnızca çocuklara armağan edilmiş bir bayram değil; aynı zamanda onlara duyulan güvenin, verilen değerin de bir göstergesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara emanet ettiği bu özel gün, aslında geleceğe duyulan umudun sembolüdür. O umut, çocukların kahkahasında saklıdır; korkularında değil.
Bugün sormamız gereken soru şu: Çocuklar gerçekten ne kadar güvende? Okullar sadece eğitim verilen yerler değil, aynı zamanda çocukların kendilerini huzurlu hissetmeleri gereken alanlardır. Eğer bu güven duygusu zedelenirse, sadece bir bayram değil, bir toplumun yarınları da eksik kalır.
Elbette hayat devam ediyor. Bayramlar takvimde yerini almayı sürdürecek. Ama asıl mesele, o günlerin ruhunu yaşatabilmekte. Çocukların korkusuzca gülebildiği, ailelerin içinin rahat olduğu bir ortamı yeniden inşa etmek zorundayız.
Bu yıl 23 Nisan belki daha sessiz, daha hüzünlü geçti. Ama bu durum, bize bir şey hatırlatmalı: Çocukların güvenliği, mutluluğu ve huzuru, her türlü kutlamadan daha önceliklidir. Eğer bunu sağlayabilirsek, bayramlar yeniden gerçek anlamına kavuşacaktır.
Yaşanan olaylar için derin bir üzüntü duyduğumu belirtmek isterim. Dileğim, bir daha hiçbir çocuğun bayramını gölgeleyen böyle olayların yaşanmaması. Çünkü çocukların bayramı, gerçekten bayram gibi yaşanmayı hak ediyor.