Gül: 'Nikah yetkisinin müftülere verilmesi tartışmalarında laikçi geleneğin dayatmacı zihniyeti var'

Son günlerde gündemi büyük ölçüde meşgul eden müftülere resmi nikah kıyma yetkisinin verilmesi tartışmaları hakkında Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cengiz Gül'den bilgi ve görüşlerini aldık.

Verdiği bilgilerde ERÜ Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gül, tartışmanın ana eksenini laikliğin oluşturmakta olduğunu ifade ederek; “Müftülere resmi nikah kıyma yetkisini veren kanunun parlamentodan geçmesiyle gösterilen reaksiyoner tavrın geri planında da, aslında yine laikçi geleneğin bu dayatmacı zihniyeti bulunmaktadır” ifadelerinde bulundu. BU TARTIŞMALAR KONUSUNDA NELER SÖYLEMEK İSTERSİNİZ? Hükümetin 25 Temmuz 2017 tarihinde TBMM'ne sunduğu “Nüfus Hizmetleri Kanunu ve Bazı Kanunlarda değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”, 18 Ekim 2017 tarihi itibariyle TBMM'nde kabul edilmiştir. Bu kanun kapsamında Türk vatandaşlarının kişisel ve medeni hallerine yönelik pek çok hüküm değişikliği ve düzenlemesi getirilmekle birlikte, özellikle 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun “Evlendirme Yetkisi” başlıklı m. 22/2'ye “il ve ilçe müftülüklerine” ibaresinin eklenmesiyle, resmi nikah kıyma yetkisi verilenler arasına, bundan böyle müftülerin de dahil edilmesi, yoğun bir tartışmayı beraberinde getirmiştir. Bu tartışmanın ana eksenini ise laiklik oluşturmaktadır. Laiklik Anlayışındaki Sıkıntılar ve Türk Tipi Laiklik… Laikliği, hukuki bir ilke olmaktan ziyade siyasal bir ideoloji biçiminde kabul edip uygulamaya çalışan Türk tipi laiklik anlayışında, laikliğin din - vicdan ve ibadet hak ve özgürlüklerini teminat altına alan yönüne ya hiç değer verilmemiş ya da göstermelik planda basit yollamalar yapılmakla yetinilmiştir. Türk tipi laiklik uygulamalarında, laikliğin hak ve özgürlükler boyutundan daha çok, din-devlet işlerinin ayrılması gerektiği yönüne ağırlık verilmiştir. Ancak laikliğin hep öne çıkarılan bu yönü de, ideal ve gerçek anlamıyla uygulanmamış; daha ziyade dini ve dinden olan her düşünce ve pratiğin, devlet işlerinden arındırılması, hatta daha da ileri boyutta tüm kamusal alandan dışlanması biçimindeki dayatmacı ve anti-liberal bir formata büründürülmüştür. Hal böyle olunca da, dinin toplumsal plandaki her türlü tezahür şeklinin, laikliğe aykırı görüldüğü bir ortamda, laiklikten değil de, ancak laikçilik (laisizm)ten söz edilebilir. Cumhuriyet tarihimiz boyunca da, Batılı anlamıyla bir laiklikten ziyade, böylesi laikçilik uygulamalarının öne çıkarıldığına şahit olunmaktadır. İşte, müftülere resmi nikah kıyma yetkisini veren kanunun parlamentodan geçmesiyle gösterilen reaksiyoner tavrın geri planında da, aslında yine laikçi geleneğin bu dayatmacı zihniyeti bulunmaktadır. MÜFTÜLERİN NİKÂH KIYMA YETKİSİ, DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN EVLENDİRME YETKİSİNDEN FARKLI MI OLACAKTIR? Müftülerin resmi nikâh kıyma yetkisine yöneltilen itirazların hukuki analizini yapalım. Bu yöndeki iddiaların hukuki bir temeli bulunmamaktadır. Zira son düzenlemeyle, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun “Evlendirme Yetkisi” başlıklı m. 22/2'deki, “Evlendirme memuru; belediye bulunan yerlerde belediye başkanı veya bu işle görevlendireceği memur, köylerde muhtardır. Bakanlık, il nüfus ve vatandaşlık müdürlüklerine, nüfus müdürlüklerine ve dış temsilciliklere (……….) evlendirme memurluğu yetkisi ve görevi verebilir” hükmüne, “il ve ilçe müftülüklerine” ibaresi eklenmiş ve müftülerin, diğer evlendirme yetkisi olanlardan farklı konumda ve yetkide olduklarına dair herhangi bir atıfta bulunulmamıştır. Bu kanunun uygulama esaslarını düzenleyen bir yönetmelik kapsamında müftülere, diğer kamu görevlilerine tanınmayan ilave yetkilerin verilmesi de söz konusu olamaz. MÜFTÜLER NİKAH KIYMA YETKİLERİNİ İMAM VE VAİZLERE DEVREDEBİLECEKLER MİDİR? Müftülerin gerçekleştirecekleri nikah işlemleri de, diğer evlendirme görevlilerinki gibi kanunen resmi bir nikahtır. Bu nikahın bir imam nikahı gibi değerlendirilmesi doğru değildir. Müftülüklerin, nikah kıyma yetkilerini imam ve vaiz gibi diğer din görevlilerine devretmelerini öngören bir düzenleme de getirilmiş değildir ve ilerde yapılacak bir yönetmelikle de böyle bir devir işlemine zemin hazırlanması hukuken doğru olmayacaktır. Zira kanun koyucunun kanunda öngörmediği istisnaların, yürütmenin bir düzenleyici işlemi olan yönetmelikle ihdas edilmesi, kanuna aykırı olmanın yanı sıra, hukuk mantığına da terstir. Ancak ilgili kanunun 22. maddesine eklenen “il ve ilçe müftülüklerine” ibaresinde geçen “müftülük” tabiriyle de evlendirme yetkisinin, müftüyle birlikte, il ve ilçe müftülük kurumu bünyesindeki ilgili personele de, müftünün görevlendirmesiyle verilebileceği anlaşılmaktadır. Ayrıca, bu kanun değişikliğiyle, resmi nikah kıyma işleminin, diğer resmi görevlilerden alınıp sadece müftülere bırakıldığı yönünde, cılız da olsa, dillendirilen iddiaların ise hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Zira kanun metni gayet açık olup, m. 22/2'ye sadece “il ve ilçe müftülüklerine” ibaresinin eklenmesini öngörmekte, maddede başkaca bir ekleme ve çıkarma yapmamaktadır. BU DÜZENLEME EVLENME YAŞINI DÜŞÜRÜP KÜÇÜK YAŞTA EVLİLİKLERİ ARTIRIR MI? 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nda yapılan bu son düzenlemeyle, Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen olağan ve olağanüstü evlenme yaşlarına ilişkin herhangi bir değişiklik hükmü getirilmemiştir. İl ve ilçe müftüleri de, sahip oldukları bu yeni yetki çerçevesinde, Türk Medeni Kanunu'nun aradığı tüm evlenme şartları gibi, kadın ve erkeğin yaş şartını da sağlayıp sağlamadıklarına da bakmak zorundadır. Müftülerin kıyacakları nikâh işlemlerinde, evlenecek tarafların, kanunun aradığı yaş şartını sağlamadan başvurmaları durumunda, bu talepleri reddedilecektir. Kanunen öngörülen yaş şartı sağlanmadığı halde, nikâh kıyan belediye başkanı, köy muhtarı ve dış temsilciliklerin yanı sıra, müftülerin de hukuken sorumlu olacakları noktasında bir tereddüt yoktur. MÜFTÜLÜKLERE VERİLEN BU YETKİ, HUKUK DEVLETİ İLKESİNE AYKIRI MIDIR? Bu düzenlemenin, bireylerin hukuki güvenliklerini zedeleyen, hak ve özgürlüklerinin güvencesini iptal eden bir yönü bulunmamaktadır. Bilakis, idarenin süregelen bir işleminin alternatif yeni yollarla da yapılabilmesine imkan sağlanması, dini özgürlükler alanının da genişlemesi bakımından hukuk devletine gayet uygundur. Ayrıca, müftülere tanınan bu yetki, yazılışı açık, net ve anlaşılır olan ve öngörülebilir nitelikli bir yasama işlemi olan kanunla yapıldığı için şekli anlamdaki hukuk devleti ilkesiyle de uyuşmaktadır. BU DÜZENLEME ÇOK EŞLİLİĞE KAPI AÇABİLİR Mİ? Türk Medeni Kanunu tek eşli evliliği benimsemiş olup, Nüfus Hizmetleri Kanunu'ndaki son düzenlemenin hiçbir maddesinde çok eşli evliliklere kapı açıldığını gösteren bir hüküm bulunmamaktadır. Tam tersine, bu düzenleme sonrasında, resmi nikah kıymaksızın sadece imam nikahı yaptırma oranlarında azalma olacağı için, zaten resmen evli bir erkeğin imam nikahı ile ikinci, üçüncü bir eş edinmesi ihtimali de bir hayli düşecek, yani çok eşli evliliklerin sayısı azalacaktır. Müftülere verilen resmi nikâh yetkisi ile çok eşli evlilikler arasında bağlantı kurulmaya çalışılmasının, hukuki hiçbir zemini olmadığını herkes gayet iyi bilse de, böyle bir çaba içerisinde olmanın ise, hukukilik kaygısından ziyade, bu zihniyet erbabının dine bakış açılarındaki psiko-sosyal sıkıntılarının bir tezahür biçimi olduğu konusunda şüphe yoktur. BU DÜZENLEMENİN KADIN VE ÇOCUKLARIN ALEYHİNDE OLACAĞI DOĞRU MUDUR? Müftülere verilen nikâh kıyma yetkisinin, geleneksel anlamdaki imam nikâhı olmayıp, resmi bir nikâh işlemi olduğunu burada yinelemek gerekir. Bu kanuni düzenlemenin, kayıt dışı imam nikahlarını artırıcı değil de azaltıcı yönde bir etki meydana getirme potansiyeline sahip olduğuna önemle dikkat çekmek yerinde olur. Dini hassasiyeti olan toplum kesimleri açısından, bu düzenlemeden sonra resmi ve dini nikah işlemlerinin ayrı ayrı yapılması ihtiyacının da pek gündeme gelmeyeceği ifade edilebilir. Ayrıca resmi nikah yaptırmaksızın, sadece dini nikah yaptırma niyetinde olan kesimlerin bu yöndeki teşebbüslerinin önü de bu vesileyle kapanmaya başlayacaktır. Yani kayıt dışı konumundaki imam nikahı olgusu günden güne azalma seyrine girecektir. Zira bağlı oldukları il ve ilçe müftülüklerine kanunen tanınan resmi nikah yetkisinden sonra, diğer din görevlilerinin de artık imam nikahı uygulamasını devam ettirme cihetine, eskisi oranında gitmeyecekleri de söylenebilir. Bu suretle de kayıt dışı ve gayrı resmi evlilikler yaparak şahsi, mali, ailevi ve manevi pek çok hak kayıpları yaşayan kadın ve çocukların da bu mağduriyetlerinin azaltılması noktasında hukuki bir zemin meydana getirilmiş olmaktadır. Sadece dini nikah yaptırarak, resmi kayıtlarda evli görünmeyen kişilerden, özellikle de kadınların, muhtemel bir boşanma durumunda, kendileriyle birlikte çocuklarının da nafaka, tazminat, velayet ve miras gibi hakları konusunda ciddi mağduriyetler yaşadığı bir ortamda, bu hukuki düzenlemenin, böylesine muhtemel hak kayıplarını önleme potansiyelinin yüksek olduğu söylenebilir. Türk İdare Hukuku düzeninde kamu hizmetleri tasnifinde, “din hizmetleri” kapsamında yer alan ve Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kamu gücü kullanmak suretiyle faaliyet gösteren il ve ilçe müftülükleri de, kanunda sayılan evlendirme yetkisi olan diğer görevliler gibi birer kamu görevlisidir. Kanunla da kendilerine kayıt dışı nikah vakalarını azaltmak için resmi nikah kıyma yetkisi verilmiştir. Bu kanuni düzenleme, Batılı laiklik uygulamalarında gayet normal karşılanan kilisede nikah kıyılmasında olduğu gibi camide nikah uygulamasına ise asla kapı açmamaktadır. Üstelik bu düzenlemeyle, kimse müftü nikahına zorlanmamakta olup, isteyen diğer evlendirme görevlileri önünde de resmi nikahlarını kıyabilecektir. RÖPORTAJ: KAAN AKBAŞ

Bakmadan Geçme