1215 yılında İngiltere’de 'Magna Carta', 1776’da ABD’de 'Bağımsızlık Bildirisi', 1789’da Fransa’da 'Fransız İhtilalinde İnsan Hakları Bildirisi' ve İkinci Dünya Savaşı’yla birlikte ölen milyonlarca insanın bir daha böylesine bir acı çekmemesi için 10 Aralık 1948’de 'Birleşmiş Milletler Örgütü Genel Kurulunca kabul edilen 'İnsan Hakları Evrensel Bildirisi' ve nihayet '1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi'..
Tüm bu batı menşeli metinler, batı dünyasının kendi aralarında yaptıkları savaşlarda insan haklarını göz ardı etmelerinin insanlığın vicdanında infial uyandıran barbarca eylemlere yol açtığını görmesi üzerine, insanlığın bir daha zorbalık ve baskıyla karşılaşmaması için kalem altına alınmış, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunması zorunluluğu doğmuştur. Bizlere göre insan haklarının asıl kaynağı haksız yere bir insanın öldürülmesini tüm insanlığı öldürmek olarak gören, insan onuru ve haysiyeti üzerine adeta titreyen Yüce dinimiz İslam’dır. İnsan hakları Evrensel Beyannamesi incelendiğinde burada yer alan hakların 14 asır evvel Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Sallallahü Aleyhi Vessellem tarafından Veda Hutbesiyle ele alındığı görülür.
10 Aralık İnsan Hakları Gününün kutlanmasına sebep İnsan Hakları Evrensel Bildirisinin 10 Aralıkta 1948 tarihinde kabul edilmiş olmasıdır. Bu bildiri 'insanlar arasında hiçbir ayrım yapmaksızın insanların eşit, özgür, insanca yaşamasını' ve 'bunun için gerekli olan ortamın hazırlanmasını' öngörmektedir. Bu bildiride; 'Kimsenin ırk, cins, dil, din ve siyasal düşüncelerinden dolayı kınanamayacağı', 'Yaşamanın ve özgürlüğün herkesin hakkı olduğu', 'İnsana insanlık dışı hareketler yapılamayacağı', 'İnsana yakışmayacak cezalar verilemeyeceği' düzenlenmiştir. Birleşmiş Milletler Örgütüne üye olan 193 devlet de bu bildiride belirtilen hakları ülkelerinde uygulamak zorundadırlar.
Ancak ne yazıktır ki; çok uzun zaman önce kabul edilen bu uluslararası düzenlemelere rağmen insan haklarının korunması için bu koruma kalkanının çalıştırılmadığına 7 Ekim 2023 tarihinden beri Filistin’de Müslüman kardeşlerimize yönelik tamamen insanlık dışı on binlerce katliama bir kere daha şahitlik ediyoruz. Bu metinlerin aslında ne kadar sembolik olduğuna v tek taraflı koruma için kaleme alındığına bir gazetecinin 'İsrail çocukları öldürüyor...' sorusunu ABD başkan Biden’ın; 'seni duymuyorum' cevabı vermesi açıklamaktadır. Bir kural sadece güçlü olanı koruyorsa, büyük sineklerin deldiği örümcek ağı gibiyse o zaten kural değildir..
Bebek, çocuk, ihtiyar, kadın olup olmadığına bakılmaksızın, masummu, askermi, sivilmi demeden adeta mikser gibi Gazze halkının öğütülmesinin, bölgenin müslümanların kanlarıyla sulanan kan gölüne çevirmenin, bölgenin atom bombası atılmışcasına insan mezarlığına dönüştürülmesinin insan hakları günüyle ve insanlıkla uzaktan yakından alakası olmadığı ortadadır!!! Kaldı ki; bunları yapanlar ve maşaları sözüm ona insan haklarını uluslararası koruma altına aldığını iddia eden kudurmuş ve ölüm kusan emperyal güçlerin ta kendisidir. Bu da gösteriyor ki güya tüm insanlık için yazılan bu kurallar adeta İsrail’in demir kubbesi gibi yalnızca ve yalnızca dış mihrakların kendi çıkarlarını korumak için çıkartılmış, insanlar bu ninni ile uyutulmuş..Pek yazık ki bu korkunç durum karşısında uluslararası hukuk bilinçli olarak işletilmemekte, tüm bu olan biten bu vahşete karşı uluslararası kamuoyu 3 maymunu oynamaktadır. Adeta vicdanların ağzı bantlanmış, gözleri dağlanmış, kulakları sağır edilmiş ve hisleri alınmış vaziyette Gazze halkı katledilmektedir. Bu durum maalesef Gazze’nin değil tüm insanlığın işgal altında olduğunu düşündürmektedir..Değil insan hakları gününü kutlamak, tüm bu yaşananların vicdanı, masumiyeti ve merhameti katletmesi sebebiyle bizlere insanlığı sorgulattırmaktadır.
En büyük insan hakları ihlallerine şahit olduğumuz insanlık dışı bu ağır drama, vahşete, bu katliama, kasıtlı ve sistematik bu soykırıma kayıtsız kalınmaması, bu korkunç duruma bir an önce son verilmesi dileğiyle..