Dünkü yazımı, “1-0’ı koruyamayan, 1-1’i koruyamayan, 2-1’i koruyamayan, 2-2’yi koruyamayan bu takımı daha detaylı değerlendireceğim…”diyerek tamamlamıştım.
Evet, Kayserispor’da problem belli.
Öne geçtikten sonra skoru koruyamamak gibi büyük bir hastalığımız var.
Bu problemin şu ana kadarki süreçte çözülmüş olması lazımdı!
Dile kolay toplamda 17 puanımız elimizden uçtu gitti.
Bu problemi de çözecek insan da Hikmet Karaman hocaydı.
Hocanın elinde sihirli deynek yok, ama suçu var!
Yedek oyuncuları bu zamana kadar hazırlaması gerekiyordu.
Bunun bahanesi olamaz, ama baştan söyleyeyim, yedek oyuncularımız çok yetersiz!
Büyük suç Ali Naibi’nin!
Bu yetersizlik Naibi’nin kurmuş olduğu dengesiz planlamadan kaynaklandığını bir kez daha belirtmekte yarar var diye düşünüyorum.
Bazı okuyucularımız ‘Ali Nabi’ye taktın, problemin mi var?’ diye yorumda bulunuyor.
Zaman beni haklı çıkarıyor.
İşi bilmeyen birisine teslim edilen takımın halini hep birlikte görüyoruz.
***
Futbolda en önemli şey motivasyondur.
Bu takımın profesyonel desteğe ihtiyacı var.
Teknik heyet, bu konuda sorunlara yetişemiyor.
Beşiktaş maçında dün de belirttim, taraftarın ne kadar etkili olduğunu bir kez daha gördük.
Öylesine muhteşem bir atmosferden çıkmak hiç mi hiç kolay değildi.
Galip gelmemiz içten bile değildi, fakat maçın sonlarına doğru ne olduysa oldu ve 2-1 öne geçtiğimiz maçı 4-2 kaybettik.
Fenerbahçe maçındaki hayal kırıklığını bu maçta da yaşadık.
***
Antalyaspor maçında etten duvar ören Kayserispor, bu maçı nasıl verdi, aklım almıyor.
Suç, sadece hocada da değil!
Bu yenilgide en büyük suç, futbolcularda!
Özellikle de oyuna sonradan dahil olan oyuncuların yetersizliği ve isteksizliği yenilgiyi beraberinde getirdi.
Antalyaspor galibiyeti rehaveti de bareberinde getirmiş olmalı.
Ha, oynayan oyuncular çok mu iyiydi?
Tabii ki de hayır!
Lung’un yediği hatalı goller, defans hattının yavaş ve etkisiz kalması, orta sahanın etkisizliği, forvetin yetersizliği yenilgiyi getiren sebepler arasında yer aldı.
Dün Attamah, Emrah ve Mane’ye biraz yüklendim, ama İlhan Parlak’ın da sahada herhangi bir varlık gösteremediğini söylemeden geçemeyeceğim.
İlhan, geçtiğimiz sezon attığı 9 golle takıma 14 puanlık katkı sağladı, ama bu sezon adeta yokları oynuyor.
Çabuk yoruluyor, pozisyona giremiyor ve son vuruşlarda çok etkisiz.
Demek ki, yetersiz çalışıyor ya da daha çok çalışması gerekiyor.
Kimse bana yaşı ilerledi demesin, İbrahim Öztürk’e baksınlar, futbolcu nasıl olmalı, görsünler.
Adam 40 yaşında halen aslanlar gibi mücadele ediyor.
***
Evet, asıl meseleye gelelim, dün de yazdım ve girişte de belirttim.
Hoca, neden 1-0’ı, ardından 1-1’i, sonrasında ise 2-1’i, daha sonra da 2-2’yi koruyamadı?
Galip gelseydik, eksiklere rağmen galip geldik diyecektik!
Mağlup olunca şu yoktu, bu olsaydı, taçtı, kornerdi vb. bir sürü bahane ile maç yorumlandı.
Hocaya hak verdiğim noktalar da var, fakat ne yazıkki, başarı alkışlanır, başarısızlık da eleştirilir.
Maça bu açıdan bakarsak, yenilgi Hikmet Karaman hocaya yazıyor!
***
Kazanan her zaman haklı değildir, kaybedildi diye de yerin dibine vurmak çok doğru değil.
Ama, dediğim gibi Mame Baba Thiam dışında ‘Vay be ne futbolcu ama!) dediğimiz ikinci bir oyuncumuz ne yazık ki yok.
Gavranovic’inyokluğu, bunun yanı sıra Kolovetsios’un cezalı oluşu, Uğur’un henüz hazır olmayışı, Emrah’ın ve Cardoso’nun sakatlık sonrasında performanslarının düşüklüğünü de hesaba katmalıyız.
Ramazan’a çok şey söylemek mümkün değil, adamın kapasitesi bu kadar.
Fenerbahçe maçında bizi yakan Ramazan, Beşiktaş karşısında da evlere şenlikti.
Bazen çok iyi oynuyor, bazen de tel tel dökülüyor.
Bu takımdaki en büyük sorun, rekabet seviyesinin düşük olması.
Bundan dolayı ey Ali Naibi, kulakların çınlasın, için rahat mı, bu kadar insan sana güvendi, ama sen saçma sapan bir yapılanma ile dengesiz bir kadro kurdun.
***
Onur çıkınca tüm planlarımız alt üst oldu.
Ramazan, İlhan, Emrah vb. isimler üzerinde çok durmamak gerekiyor.
Cesaret edip, altyapıdan oyuncuyu üst tarafa atmak gerekiyor.
Beşiktaş’ta bunun örnekleri var.
Bu konuda belki biraz erken davranıyorum, ama böyle olmalı.
Bunun olabilmesi için de biraz rahat konumda olmamız gerekiyor.
Bazen de zor durumda böyle hamleler yapıp, oyuncuları kazanmamız gerekiyor.
Üst taraftaki adam başarılı değilse, alt yapıdan genç oyuncuları sahaya sürmek gerekiyor.
Sonuç olarak, elimizdeki malzemeler kısıtlı ve oyuncuların kapasiteleri belli.
Bir Thiam’a bakın, bir de Mustafa’ya, kalite nasıl da belli oluyor.
Velhasıl, bu maç artık geride kaldı, bahaneleri bir yana bırakıp, Gaziantep’i enine boyuna ezberleyip, kayıpsız geçelim.