Rivayet odur ki;
İslam’ın ilk devirlerinde ticaret için Medine’ye giden bir kervanda yer alan birkaç Çerkes İslamiyeti merakla Allah Resulü Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v) Efendimizi ziyaret ederler.
Peygamber Efendimiz onların çok uzak yoldan geldiklerini öğrenince onlara, Devlet başkanlarına verilmek üzere koyun postundan yapılmış bir seccade hediye eder.
Hediye edilen seccade ile birlikte ülkelerine dönen Çerkesler ilk iş olarak Devlet Başkanlarının (Thamade) huzuruna çıkarak Peygamber Efendimizin hediyesini takdim eder.
İslamiyet hakkında öğrendiklerini de kendisine naklederler.
Hediyeyi alıp anlatılanları dinleyen Devlet başkanı (Thamade) elindeki seccadeyi tutarak: “Mademki Allah Resulü bu seccadeyi bize hediye ettiler, biz de namaz için dahi olsa bunu ayaklarımızın altına seremeyiz. Olsa olsa bunu başımıza taç yaparız.” diyerek koyun postu seccadeyi bir kalpak gibi başına dolar.
Çerkeslerin başında milli bir kıyafet şekline gelen kalpak işte o Allah Resulünün hediyesinin anısınadır.
Ahmet ağabeyimin bu rivayeti, en çok bilinenlerdendir.
Çerkes kalpağı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Atatürk tarafından da, yakın Çerkes dava arkadaşlarının kullandığı ve çok beğendiği için bir simge niteliği taşımış ve kullanılmıştır.
Kalpağın en önemli özelliği, başına taktığın zaman, dengeyi sağlaması ve başı dik tutmasıdır. Kalpağın dengeli duruşu seni dik durmak mecburiyetinde bırakmaktadır.
Başımızın her daim dik olması dileği ve temennisi ile.