Tuğba Çatlı

Kendimizi sorgulamak

Tuğba Çatlı

Toplumun kötüye gittiğinden bahsediyoruz… Konuşuyor, sorguluyoruz. Ve evet, sorgulamalıyız.
Peki biz gerçekten kendimizi sorguluyor muyuz?

Bu süreçte hepimize büyük sorumluluk düşüyor. Çünkü her şey bireyde başlar… Evlerimizde başlar. Bu yüzden önce kendimizi sorgulamak zorundayız.

Vicdanlı, merhametli, sadece kendi hakkını değil başkasının hakkını da gözeten çocuklar yetiştirebiliyor muyuz? Saygı kavramını yavaş yavaş yitirdiğimizi düşünüyorum. Öğrencilerin, çocuklarımızın sadece öğretmenlere değil, birbirine, hatta anne babalarına ve akranlarına karşı da saygısında ciddi bir eksilme var. Toplum olarak maalesef bu yöne doğru evriliyoruz.

Oysa mesele çok net: Kendisine saygısı olan, herkese saygı duyar… İnsana, hayvana, doğaya, büyüğe, küçüğe. Peki biz çocuklarımıza ne kadar saygılıyız? Onları gerçekten dinliyor, anlayabiliyor muyuz? Doğru ebeveynlik yapabiliyor muyuz?
Günümüzde sıkça gördüğüm bir gerçek var: Anne babalar çocuklarına yeterince vakit ayırmıyor. Onlarla kaliteli zaman geçirmek, onları gerçekten dinlemek yerine telefonlar ve sosyal medya ön planda. Başkalarının hayatı, kendi çocuklarının dünyasının önüne geçiyor. Oysa çocukla geçirilen bir saatlik nitelikli zaman bile onun hayatına çok şey katar… Ruhuna dokunur, geleceğini şekillendirir.
Geleneksel değerlerimizi kaybetmeyelim arkadaşlar. Bizler çocukken elimizde bir ekmekle bile sokağa gönderilmezdik… “Bir başkasının canı çeker” düşüncesiyle büyüdük. Empati tam da burada başlıyor. Bugün ise sosyal medyada kurulan sofralar, çekilen görüntüler… Ama kimsenin kimsenin duygusunu gerçekten umursamadığı bir tablo var karşımızda.

Önce biz örnek olacağız. Ben birey olarak etrafımdaki insanları düşünmezsem, saygı duymazsam, çocuğumdan bunu bekleyemem. Çocuklarımızı sarıp sarmalamamız, sevgi ve şefkat göstermemiz gerekirken, sevgimizi başka yerlere dağıtıyoruz.
Ve acı bir gerçek… Çocuklarımız çok yalnız. Kendi odalarına kapanıyor, bireysel bir dünyada yaşıyorlar. Oysa bizler büyüklerimizle birlikte büyüdük. Komşu, eş, dost, akraba ziyaretlerinde; anneanne, babaanne, dede sohbetlerinde yoğrulduk. Hayatı o sohbetlerden öğrendik. Bugün hangimizin çocuğu o sofralarda, o sohbetlerde gerçekten yer alıyor?

Oysa o sohbetlerde öğrenilecek o kadar çok şey var ki… Hayata dair dersler, doğruyu yanlışı ayırt etme becerisi, insan olmanın inceliği… Ama bugün herkes kendi kabuğuna çekilmiş durumda.

Bu yüzden önce kendimize bakacağız… Kendimize çeki düzen vereceğiz. Aile yapımızı, temel taşlarımızı sağlamlaştırmak zorundayız. Ve bunu başkasından beklemeden, önce kendimizden başlayacağız.

Geleneksel değerlerimizi kaybetmeyelim. Bizi ayakta tutan en güçlü yapı ailedir, aile bütünlüğüdür. Ve ne yazık ki en çok burası zayıflatılmaya çalışılıyor. Bu yüzden çok daha bilinçli ve uyanık olmalıyız.

Çocuklarımıza önce biz sahip çıkacağız… Sonra onlar hayata, insanlara sahip çıkacak.
İçim dolu bu konuda. Bu yazı bir suçlama değil… bir hatırlatma. Çünkü değişim büyük cümlelerle değil, evin içinde başlar. Bir bakışta, bir dinleyişte, bir “gerçekten orada olmakta” gizlidir.

Çocuklarımızı, ilişkilerimizi, değerlerimizi yeniden düşünmek zorundayız. Daha az ekran, daha çok temas… daha az hız, daha çok anlayış… daha az kalabalık, daha çok bağ.

Belki de mesele çok basit:
İyi insan yetiştirmek istiyorsak, önce iyi insan olmayı hatırlamalıyız.

Ve tabii ki öğretmenlerimize olan saygımız da çok önemli. Saygı olmadan sevgi kök salmaz. Sevgi olmadan da eğitim yaşanmaz. Çocuklarımız en başta insanı, emeği ve öğretmeni saymayı öğretmek zorundayız. Çünkü öğretmen güçlü olursa çocuk güçlenir, çocuk güçlenirse toplum ayağa kalkar...

Okuyup geçen değil… durup düşünen herkese teşekkür ederim.
Naçizane düşüncelerimi paylaşmak istedim. Vatanımız, milletimiz, çocuklarımız önce Allah’a, sonra bizlere emanet olsun.

Yazarın Diğer Yazıları