Pandemi sürecinin başlamasıyla birlikte özellikle Avrupa’da birinci zirve döneminin yaşandığı Mart-Nisan aylarında Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya, İtalya “covid acil destek paketi” programlarını hızlıca uygulamaya koydular. Örneğin salgının başladığı dönemde Almanya ekonomiye 750 milyar Euro’luk bir destek verileceğini açıklarken, Fransa 45 milyar Euro, İtalya’da 38 milyar Euro ile ekonominin destekleneceğini açıkladı. Avrupa Birliği Parlamentosu da, birlik üyesi olmayan ülkeler de dahil olmak üzere 750 milyar Euro’luk yardım paketinin dağıtılacağını duyurdu. Ülkemizde de covid pandemisinin yarattığı olumsuzlukların azaltılması amacıyla muhtasar, KDV, stopaj gibi vergi ödemeleri ötelendi ve düşük faizli esnaf kredileri dağıtıldı. Ülke ekonomisinin içinde bulunduğu durum dikkate alındığında Türkiye’de ekonomiye can suyu vermek üzere uygulanan teşvikler maalesef Avrupa ortalamasının oldukça altında kaldı. Salgın nedeniyle üretime ara verilen ya da kapasitesi düştüğü için kısa çalışma ödeneğinden yararlanan firma çalışanları aylık 1.168 TL kısa çalışma ödeneği almaya başladılar. Kısa çalışma ödeneğinin uygulamaya geçmesinin ardından bir süre sonrada işçi çıkarmalar yasaklandı.
Yine bu sayfada 2021 yılı bütçesi üzerine yazdığım bir yazıda, önümüzdeki yıl kamu tarafından yapılacak harcamaların yaklaşık %90’ının toplanacak olan vergilerden karşılanacağını belirtmiştik. Bu demektir ki, önümüzdeki yıl tüm vergi, resim, harç gibi kamuya yapılacak ödemelerde ciddi artışlar meydana gelecekken, vergi yükü her zaman olduğu gibi yine halkın sırtına binecektir. Son iki yıldır ekonomide işlerin iyi gitmediğini, esnaf ve düşük gelir grubunun gelirinin büyük bir bölümünü faturalara ayırdığını hepimiz biliyoruz. 2020 yılını nasıl kapatacağını bilmeyen işletme sahipleri, önümüzdeki yıl da işlerinin açılacağı konusunda karamsarlık içindeler. İç ticarette son yıllarda yaşanan daralma pandeminin de etkisiyle esnaf ve tüccarı olumsuz etkilemişken, yaşanan gelişmeler işçi, memur, emekli gibi sabit gelirlilerin de satın alma güçlerini azaltmıştır. Bugünlerde çarşıda kimle karşılaşsam en çok maruz kaldığım iki soru, hayat pahalılığı ve işsizlikle ilgilidir. Burada konudan uzaklaşmamak adına Avrupa Birliği ve özellikle şu an birliğe başkanlık yapan Almanya, salgın sonrası da ekonominin desteklenmesi gerektiğini dile getirmektedir. Özellikle Avrupa’da destekler nakdi olarak yapılırken, yardımların ucu şimdilik açık bırakılmıştır. Ülkemizde ise esnaf ve tüccarlar desteklerin nakdi olmak bir yana, vergi ve sgk ödemelerinin bir kısmının affı, kira ödemelerinin kısmen dondurulması, kısmi çalışma ödeneğinin daha yüksek olması gibi taleplerde bulunmuşlarsa da, düşük faizli kredi ve vergi-sgk borçlarına yapılandırma gibi çözüm yoluyla karşılaşmışlardır. Ayrıca esnafın Mart-Nisan ayında kullandığı kredilerin de ilk taksit ödemeleri, işlerin oldukça düşük olduğu şu günlerde kapıya dayanmıştır.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki acı reçete söylemleri için halkın her kesiminden gelen ortak tepki “Kaymaklı ekmek kadayıfını biz mi yedik ki faturayı biz ödüyoruz” şeklindedir. Tabi ki yaşanan şu zor günlerde hepimizin üzerine düşeni yapması bir vatandaşlık görevidir. Bununla birlikte affedilen sadece tek bir iş adamına ait vergi borcunun binlerce esnafın vergi borcuna karşılık gelmesi, kamuda en ufak bir tasarruf tedbiri alındığına işaret eden bir uygulamanın açıkça görülmemesi kamuoyunda vicdanları rahatsız etmektedir. Eğer ekonomik olarak bir acı reçete uygulanacaksa, bu reçeteye halkın her kesimiyle birlikte kamunun da tasarruf tedbirleriyle uyması hatta örnek olması gerekmektedir. Sözü uzatmadan, aklıma rahmetli Kayahan’ın bir şarkısının son sözleri geldi.
Yine bize (bana) esmer günler düştü, eyvah !