Metin Kösedağ

Klavuzu karga olanın...

Metin Kösedağ

KÜÇÜK bir kasabada Şaban adında bir çocuk yaşıyordu.
Şaban bir gün evlerinin tavan arasındaki eski sandık içinde bir harita buldu.
 
Haritada o kasaba ve civardaki köyler, kasabalar vardı.
 
Hangi köyden veya kasabadan çıkarsan çık, yolun hep bir mağaraya varıyordu. Mağarada otuz metre ilerledikten sonra çeşitli galeriler, dehlizler ayrılıyor, fakat hangisine girersen gir yolun bir kapıya varıyordu.
Altın kapıya…
 
Eee, tabii canım, altın kapı da altından bir anahtarla açılıyordu.
Altın anahtarla altın kapıyı açınca önüne boydan boya çimenlik, çiçeklik, yemyeşil, günlük güneşlik mutluluk vadisi çıkıyordu.
 
Mutluluk vadisinde geziyordun, dolaşıyordun, ağaçlardan türlü meyveler yiyordun, pınardan su içiyordun ve canın ne zaman sıkılırsa, ne zaman istersen, geldiğin yoldan geriye dönüp evine, işine gidiyordun. Canın istediği zaman da yolu biliyorsun tekrar mutluluk vadisine geliyorsun.
Haritanın kenarında yuvarlak içine alınmış bazı notlar var.
 
İşte bu notlardan birinde, kılavuz olarak yanına mutlaka bir “karga” alman gerekir.
 
Eğer yanına “kılavuz karga” almazsan dönüp dolaşıp evine döneceğin yazılı.
 
"Kuş, arı, kelebek dost olmuş. Var mı onların mutluluğunu gölgeleyecek bir fikir cücesi"
 
Şaban, annesine, babasına durumu anlattı, haritayı gösterdi. Fakat onlar, “kılavuzu karga olanın...” dediler, peh mutluluğun vadisi mi olurmuş, haritayı at sobaya yak dediler.
 
Şaban mutluluk vadisine gitmek, orayı görmek istiyordu.
Ertesi gün komşu çocukları Mehmet ile Ahmet’e haritayı gösterdi ve gelin arkadaşlar, mutluluk vadisine gidelim dedi.
 
Mehmet ile Ahmet, Şaban’in bu güzel teklifini kabul edip yola çıktılar.
Haritada yazıldığı üzere önce kılavuz kargayı bulacak ve karganın kılavuzluğunda mutluluk vadisine gideceklerdi. Şaban ortada, Mehmet solunda, Ahmet sağında kol kola girerek kararlı olarak yürüdüler.
Şaban, Mehmet ve Ahmet kasabanın dışında büyük bir çınar gördüler.
 
Çınar varsa üstünde sürüyle karga vardır, dediler. Üç arkadaş çınarın yanına gelip de kafalarını yukarı kaldırıp baktıklarında dalın birine oturmuş onlara bakan kargadan başkas karga olmadığını gördüler, yani çınarda bir karga vardı.
 
Şaban hemen toparlanıp şöyle dedi: “Ah karga vah karga, biraz bana bak karga, bizi peşine tak karga, mutluluk vadisine götür karga. İşte haritamız karga, mutluluk hakkımız sayın ve çok değerli karga.”
 
Karga önce gak dedi, sonra gak gak dedi, sonra guk dedi. Sonra ne mi dedi?
 
İşte dedikleri:
“Bakın ben palavrayı sevmem. Doğru oturur doğru konuşurum. Kendi zararıma bile olsa gerçekleri söylerim. Yalanı, talanı, alanı, çalanı, kıranı, bağıranı sevmem. Böylelerine mikroskopla baksam görmem, görmekte istemem. Yanlarına sokulmam. Hele hele kavga.. Benim adım karga ama ben kavgadan hoşlanmam. Şimdi siz söyleyin bakalım çocuklar, kavga eder misiniz?”
 
Şaban bir adım ileri çıktı. Tabii ederiz, dedi. Bunun üzerine karga: “ Nee, dedi, eder misiniz? “Şaban: “ Tabii ederiz, dedi, biz kavgadan nefret ederiz."
 
Karga: “Öyle söylesene çocuk, az daha yüreğime indirecektin. Çocuklar kavga etmezler diye biliyorum ben. Bir daha böyle şaka-şuka yapma. Şimdi, gelem yanına bakam da amanın haritaya, nerelerden gidip nerelerden geçeksiniz. Varalım mutluluk vadisine amanın doldurun ceplerinize mutlulukları da dağıtıverin insanlara. Kalmasın dünyada mutsuz insan.”
 
Yolda giderken Şaban kargaya bu kılavuzluk işi için ne kadar para istediğini sordu.
 
Yanında sadece 50 kuruşunun olduğunu, eğer evet derse iki de takla atacağını söyledi.
 
Bunun üzerine karga, böyle bir şeyi söylememiş olarak kabul edeceğini, kendisinin şimdiye kadar paraya teslim olmadığını ve mutluluğun parayla satın alınamayacağını belirtti.
 
“Ben insanları çok iyi tanırım, Şaban... Onları yıllardır gözlemliyorum. Örneğin, sizin kasabada bakkala gidip, ver bakalım şuradan iki kilo mutluluk, diyen müşteri gördün mü? İyi niyet, başkalarının hakkına saygı ve kavgadan, gürültüden uzak kalmak, bunları bilmek ve uygulamak insanların mutlu olmalarını sağlayacaktır.”
 
Daha sonra karga, Şaban, Ahmet ve Mehmet’i mutluluk vadisine götürdü.
Ooh, ne güzeldi canım burası, çocuklar vardı, gençler, büyükler, yaşlılar vardı. Onlar neşe içinde, güle-oynaya vakit geçiriyorlardı. “Aman da şunlara bakın kurtla kuzu el ele, arkadaş olmuşlar. Aslan, ceylanla kardeş olmuş. Kuş, arı, kelebek dost olmuş, kaplan maymuna post olmuş. Var mı onların mutluluğunu gölgeleyecek bir fikir cücesi..”
 
İşte böyle... Son günlerde her paçadan kavramayı marifet sayanların “atılan kemiğin ebatına göre” boyunduruk altına girmesi de en büyük marifeti olarak ortaya çıkıyor.
 
Biz buradayız, bekliyoruz...
 
GÜNÜN SÖZÜ
 
Krallar, soytarılarla uğraşmaz...

Yazarın Diğer Yazıları