ÖVÜLMEK her kişi için, hele tuttuğu işi kendine gerçekten dert edinmiş her kişi için, “gerekli azık” tır.
Özenerek ortaya koyduğumuz şey beğenilsin, benzerlerini ilgilendirsin isteriz.
Pazara götürdüğü mala alıcı bulamayan adamın içi ne oluverir, bir düşünün!
Bu dünya pazarında hepimiz bir malın satıcısıyız; alıcı çıkmadı mı, şöyle kurularak: “Anlamazlar ki!” deriz ya, bakmayın, gene boynumuz bükülmüştür, gene öz güvenimize bir kurt düşmüştür.
Neymiş eksiğimiz, söyleseler bari...
Yerme de çünkü bir bakıma, övmenin kardeşidir, bir ilgi gösterir.
“Elin yargısından bana ne? Ben kendim için çalışıyorum.” diyen kimsenin sözüne inanmam. Öyle demesi ne beni kandırır ne de kendini avutur.
Yahut ki özünü pek beğenmiş, çevresinde kim, ne varsa hepsini yukarıdan süzen, yalnızlığı ile böbürlenen bir adamdır.
Bir çeşit deliliktir onunki; insanın ne idüğünü delilere bakıp da mı anlayacağım?
Madem ki “insan toplum kurucudur”, madem ki toplum dışında kalınca kişiliğini geliştire-mez, salt kendine vergi sandığı zenginlikleri dahi yitirir, öyle ise gördüğü her işte, kendisi bilsin bilmesin, toplumu gözetir; nasıl toplum kişiye işliyorsa kişi de topluma işlemek ister.
Bunun için “övülmeye” yani işinin çevrede yankılar uyandırdığını, benzerlerinin birkaçınca olsun doğru bulunduğunu bilmeye ihtiyacı vardır.
Övülmek isteği kutlu bir istektir.
Kişinin işini sahiden benimsediğini, toplumu, insanlığı özünden üstün bilip onlara yaranmak için çalıştığını gösterir.
Ama kimin övmesine sevinebiliriz?
Asıl övgü, bizdeki kutlu övülme ihtiyacının doyuracak övgü, “kendimizden üstün, hiç olmazsa kendimizle üstün,” hiç olmazsa kendimizle eşit bildiğimiz kimselerden gelecek övgüdür.
Bizi öven insanın övmemekte, isterse yermekte serbest olması gerektir.
Övmek zorunda olduğu için öven kimse kulluğa, küçüklüğe razı oluyor, onların övmesiyle “göğüsleri kabaran” kimseler de aslını ararsanız, onlardan daha büyük değildir. Duygularını yenememiş, kendi kendilerini aşamamışlardır.
Toplumun belirli kesimlerini yönetenlerin, yaptıkları işleri “oldu bittiye” getirme telaşesi insanoğlu yaşadıkça olacaktır.
“Ben yaptım, oldu bitti” diye alınan kararların, ilerleyen zaman dilimlerinde ne kadar da “geçersiz bir akçe” olduğu günümüzde sıkça rastladığımız bir durumdur.
Bugünün yöneticileri, şehir planlamasından tutun, sosyal alanlar için aldıkları kararlar ve şehri tanıtımda kullandıkları eforun doğru yöne akması için biraz daha “çoğulcu” olması biraz daha “o şehri, o bölgeyi” bilenlerle ortak hareket etmesi gerekiyor.
Yoksa dışardan “ithal” sırf “gösteriş” için getirilen “egoist” insanlarla yapılan işler “günübirlik” ve sadece boşa sarfedilen zaman diliminden ibaret olur.
GÜNÜN SÖZÜ
“Güven ruha gibidir, terkettiği bedene asla geri dönmez.” Shakespeare