DÜNYA siyasetinin kurumsallaşmaya çalıştığı günümüzde, ülkemizdeki “ben, sen, bizim oğlan” siyasetinin son bulması gerekiyor artık.
Öncelikle partilerin geleceği hakkında fikir yürütürken; bir önceki dönemlerde almış oldukları oy oranlarının veya iktidar ve muhalefet partileri tarafından bilinçli oluşturulan “suni gündemlerin” kişiyi yanıltacağını düşünüyorum.
Siyasi partilerin kadın kolları ve gençlik kolları gibi iki önemli birime verdikleri değerin yanı sıra, arge ve sosyal sorumluluk projelerine verdikleri desteğin de kurumsal bir siyasi partinin göstergesi olduğuna inanıyorum.
Bununla beraber ekonomide sermayenin tabana yayılmasının ekonomik gelişmişlik seviyesiyle ne derecede bir ilişkisi var ise, siyasi partilerde yönetime katılmanın taban seviyesine inmesinin de demokrasi ile o derece ilgisi olduğunu düşünüyorum..
Tabi bilimsel zemini olmayan siyasi söylemlerin, lafazanlıktan öteye gitmediğini de...
Şimdi gelelim “ben, sen, bizim oğlan” siyasetinin günümüzde hangi varyasyonlarla karşımıza çıkabileceğine...
Bu ülke "Ben sizin annenizim" diyen Tansu Çiller'i ve "Ben sizin babanızım" diyen Süleyman Demirel'i görmüş bir ülkedir.
1)- Kibri tavanda dolananlar
Kibri tavanda dolanan siyasetçi modelleriyle başlayalım. Onlara göre kendi varlıkları bulunmuş oldukları siyasi partilerin logosu, tüzüğü, hatta kurumsal kimliği kadar önemlidir. “Onlar olmazsa parti de olmaz, onlar giderse parti de biter.’’ Kendilerini geminin tek kaptanı görmek bir yana, aynı zamanda tüm limanların da sahibi olarak görürler. Bu derecede narsizmle doludurlar.
2)-İhale kovalayıcılar
Siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatlarında sözü geçen ilk 4-5 yönetici genelde bu kategoride yumak oluşturur. Onlar için “tek kaygı rant kaygısıdır.”Yastık niyetine paraya sarılır, facebook niyetine ihale.gov.tr’ye girerler. Onlar için parti içi demokrasinin, oy kaygısının veya hizmet beklentilerinin hiç bir önemi yoktur.Tek bildikleri şey ihale peşinden koşturmak ve bununla beraber siyasi konumlarını da buna ön ayak olarak kullanmaktır.
3)- Siyasi kumarbazlar
Bu tür siyasilerin en büyük özelliği “ya tutarsa” düşüncesidir. Siyasi anlamda kendilerine rakip olacak insanları yıpratmaktan kendi hayatlarını yaşamaya bile zaman bulamazlar. Üyeler ve delegeler üzerinden hesap-kitap işi yapmak ise onların en belirgin uzmanlık alanıdır. Dost meclisinde yaptıkları dedikoduların ise siyasetle hiç bir ilgisi yoktur. Gece muhabbetlerine de doyum olmaz bu tür insanların! Bir gecede parti kurabilir, bir saatte partiyi yıkabilirler!
4)- Birim engelleyiciler
Bu kategoriye giren siyasetçiler genelde ilçe başkanı veya il başkanı statüsünde olur. Tanıtım ve medya birimi onları ne kadar el üstünde tutarsa o kadar iyi olur. Siyasi ve Hukuki İşler, Teşkilat başkanlığı, Mali ve İdari işler, Seçim İşleri, Dış İlişkiler, Tanıtım ve Medya, Sosyal İşler, Yerel Yönetimler, Ekonomi İşleri, Halkla İlişkiler ve AR-GE birim başkanları sıkıysa ön planda dursunlar. “Vay efendim bu organizasyona ne gerek vardı” veya “bu aralar çok ön plandasınız, maşallah” diye ince bir tehditle başlayıp, ayak kaydırmalara kadar giden bir yol hazırlanır. Sonrası mı? Ayağı kaydırılan kişi hakkında vatan haini olmasa da “parti haini diye” lanse edilmeye başlanır.
5)-İspiyoncular
“Ben, sen, bizim oğlan” üçgenin en yaramaz aktörüdür bunlar. Genelde “bizim oğlan” modunda bulunmak en karakteristik özelliklerindendir. Tek bildikleri şey siyasi çevreden edindikleri bilgileri, “sen ve ben” olan üstlerine taşımaktır. Sırtları sıvazlanıp, başları okşandı mı, keyiflerine denecek bir şey yoktur. Hele bir de üstlerinden ısmarlanacak bir statü veya ihale gelirse demeyin keyiflerine... Öylesine omurgadan yoksun ve şereften bihaberdirler.
6)Ayakçılar
Zincirin en son halkasıdır bunlar. Nerede bir bakan veya vekil görseler oraya nüfuz ederler. Genelde il ve ilçe başkanları hesabına çalıştıkları görülür. Tam bir resim budalasıdırlar. Onlar olmadan deklanşöre asla basılmamalıdır. Suratlarındaki yalakalık resimlere kesinlikle yansımalıdır. Ön iliklemek, el etek öpmek, “ooooo çok sayın, saygıdeğer, muhterem vs. vekilimmm” veya “başkanım başbakan olacak adamdır” gibi yalakalık dolu sözleri onlardan işitmek her zaman mümkündür.
Maddeleri uzatıp, algıları düşürmek istemem. Malum bırakın kitap okumayı, özlü sözleri bile okumaktan aciz bir millet olduğumuzu inkar edemeyiz. Onun için saadete geliyorum.
Sözün özü; her ne kadar küreselleşme ile beraber hayatımıza giren modern yönetim biçimleri ravaşta olsa da ; “sen, ben , bizim oğlan’’ diye bir geleneksel yönetim biçimimiz hala hüküm sürmektedir. Bu tür insanların gündemde kalması da yine siyaset terbiyesini almamış toplumdaki bireyler sayesindedir.
Günün sözü: Bu ülke, “ben sizin annenizim” diyen Tansu Çiller’i ve “ben sizin babanızım” diyen Süleyman Demirel’i görmüş bir ülkedir. Bugün anne ve baba diye kendini gören iki narsist siyasetçi nasıl gündemden silindiyse; “sen, ben, bizim oğlan” siyasetini güdenlerin akıbeti de farklı olmayacaktır.. (ALINTIDIR)
GÜNÜN SÖZÜ
Abdal ata binmiş BEY oldum sanmış...