KENDİSİNİ sosyal hesaplardan tanırım.
Geçmişinde Kayseri İl Sağlık Müdür Yardımcılığı da var.
Ara sıra bakarım, hemen hemen her gün sosyal hesaplarından canlı bağlantılar yapıp, bir çok konuda görüş belirtir.
Hatta öyle ki; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bir çok AK Partili’den daha çok savunur.
Dili sivri mi sivri.
Ama; bazen bir bir şeyler anlatmaya çalışırsınız, “karşındakilerin anlayabildiği” kadar alatabilmişsinizdir.
Ali Edizer de böyle bir şeyler dedi, herkes anlamak istediği gibi anladı.
Sosyal medyadaki “algı ahalisi” fırsat bu fırsat dedi Edizer’i bir idam etmediği kaldı.
Oysa ki kamu kurum ve kuruluşların “koca koca koltuklarında” oturup da, “siyasi hesaplaşmalarından” tutun da hakaretlerine varan paylaşımlarını ise ne hikmetse “bu ahali” görmüyor.
İyi hatırlayın; geçmişte bir kamu kurumunda çalışan bir kimse daha dikkat etmek zorunluluğu vardı.
Bir partiye veya bir görüşe sadece hizmet etmezdi.
Siyasi görüşünü içinde tutar, hizmetlerine de yansıtmazdı.
Enazından öyle bir izlenim verirdi.
Devir değişti.
Herkes her şeyi yapmaya başladı.
Kimileri sırf koltuğunu sağlamlaştırmak ve korumak adına “vatan millet” der, kimi de militan gibi devlet içinde, devlete meydan okur.
Ama hiç kimse de bir şey demez.
Herkes işinin olduğuna bakar.
ÇOK
KONUŞAN,
ÇOK HATA
YAPAR!
Bura da Ali Edizer’in ki farklı.
Boşuna dememişler “çok konuşan çok hata yapar.”
Ali Edizer de çok konuşmanın cezasını çekti.
Ha ona göre ceza mı, görünüşte değil.
Sonuç olarak sosyal medya hesaplarında yapılan algı yönetimleri, hakaretler, suçlamalar gırla gidiyor.
Özellikle etkili ve yetkili kişiler burada konuşurken, yazarken daha dikkat etme zorunluluğu var.
***
İşin bir de radar kısmı var.
Sosyal hesaplarda kim radara yakalandıysa, vay haline.
Oysa ki herkes her istediğini söylüyor ve yapıyor.
Ama; Edizer radara yakalanan son isim oldu.
Elbette Ali Edizer doğru yaptı demiyorum.
Ama; adamın anlattığı farklı şeyler de var.
Öyle ki; görevden alınmasını da olgunlukla karşılayıp, “birileri gibi mızmızlanmadı da.”
Sonuç olarak; bir birimizi sevmek zorunda değiliz.
Ama saygı duymak zorunluluğumuz var.
Sırf siyasi görüşünden, ya da kişisel husumetlerimizden dolayı birilerini linç etmek, ne örfümüzde, ne adedemizde ne de dinimizde var.