Geçtiğimiz yıllarda bir arkadaşım anlatmıştı;
‘İki arkadaş oruçluyuz, iftara on dakika kala, dini hassasiyetleri yüksek bir vakfın iftarına gitmiştik. Kapıda görevli davetiyemiz olmadığı için bizi iftara almadı’ demişti.
Ne güzel ramazan, ne güzel oruç, ne güzel iftar.
Ramazan ayı gelince hemen başlıyor kurumların, odaların, derneklerin iftar davetleri.
Sayısı binleri bulan siyasetten, bürokrasiden, sanayiden, ticaretten davetiye gönderilmiş elit insanlarımız kuruluyor iftar sofralarının başına.
Sofrada bir gariban, bir yetim, bir öksüz, bir öğrenci, bir hasta var mı? Varsa da görmüyoruz.
Ülkede enflasyon var, hayat pahalılığı var, alım güçlüğü var, emekli, işçi, asgari ücretli zor durumda ama bu zevatın umurunda değil, onlar birbirlerini taltif etmenin derdinde.
Aynı zevata bakın nerdeyse bütün etkinliklerde, açılışlarda, törenlerde, bütün iftar davetlerinde görmeniz mümkün.
Seçilmiş bu elit insanlar davet gönderilmese bile bu tür programlara katılıyorlar, kim onlara sen davetli değilsin diyebilecek ki?
Oruç veya iftar sofrası zengin fakirin, tok açın halinden anlasın diye var.
Sofranızda bir fakir yok, bir ramazan ayını iftar yemeği verdiğiniz mekanda geçirse kesesine dokunmayacak insanları ağırlayıp sevap umuyorsunuz.
Kurumların verdiği iftarları anlamak hiç mümkün değil. Verdiğiniz iftar davetinin sevabı kime olacak belli değil.
Yukarıda verdiğimiz örnekler gibi yapılan iftarların sevabı iftarı veren kurum başkanı ve yöneticileri arasında eşit dağıtılır her halde bu yarış ondandır.
Dün Organize Sanayi Bölgesi’nin iftarı yapıldı.
Söylenene göre bin civarı kişi katılmış iftar programına.
Sanayici, bürokrat, siyasetçi, belediye başkanı, milletvekili kim ararsan var iftarda.
Yalnız eksik var; vatandaş yok, fakir yok, yetim yok, dul yok, öksüz yok, hasta yok, öğrenci yok, düşkün yok.
Hadi bunları geçtik temsil ettiğiniz organize sanayide göstermelikte olsa çağırabileceğiniz on tane asgari ücretle çalışan işçi yok muydu?
Organize Sanayi Bölgesi zengini, bürokratı, siyasetçiyi, kalbur üstü insanları bilmem kaç liraya ağırlayana kadar üniversite öğrencilerine iftar yemeği verse daha mı kötü olurdu?
Bunlar aklınıza gelmedi diyelim, binlerce kişiye iftar daveti vermek yerine bu parayla, burnumuzun dibinde savaştan çıkmış, adeta yıkılmış, açlıktan ölen insanların – bebeklerin – çocukların olduğu Gazze’ye birkaç tır gıda ve insanı yardım gönderseydiniz dahamı az sevap kazanırdınız?
Şehrin protokolü ve bürokrasisinin bir araya gelmesi için önemliymiş bu tür programlar.
Geçin bu işleri bu söylediğiniz insanlar her gün bir vesile ile bir aradalar zaten.
Şehrimizin protokolü, siyasetçisi, bürokratları;
Lütfen uzak durun bu tür programlardan.
Gidin bir fakirin, yetimin, hastanın, öğrencinin sofrasına oturun.
Giderken bir şeyler götürün keseniz, gönlünüz neye elverirse.
Millet bir iftar çadırında bedava bir şeyler yiyip karnını doyurabilmek için saatlerce kuyruk beklerken, size ayrılmış masalardan, sandalyelerden uzak durun.
Varsın filan kurumun iftar programına filanca siyasetçi, filanca parti veya bürokrat katılmadı desinler size kaybettirmez, aksine kazandırır.
Size ayrılan masalarda ve sandalyelerde değil, meydanlara kurulan çadırlarda vatandaşın arasında iftar açtığınız zaman kazanırsınız.
Emin olun binlerce kişiye verilen iftar sofralarında kazanamadığınız sevabı bir fakirin, bir yetimin, bir öğrencinin sofrasında bulursunuz.
Amacınız halka hizmet, Hakk’a hizmetse eğer uzak durun bu sofralardan ki sürüp gitmesin.
Amacınız siyasetse, hizmet ediyormuş gibi görünmekse, bir iftar daveti düzenlemiş veya katılmış olmaksa Allah kabul etsin, ne diyelim başka?
Sayın vali bey ancak siz önderlik ederseniz çözülür bu mesele, yoksa siyasetçilerimizin anlayacağı yok.