Son zamanlarda, özellikle ileri yaştaki insanların öğrenci affından faydalanarak yeniden üniversiteye dönme heyecanına tanıklık ediyorum. ‘Okumanın yaşı olmaz’ derler; gerçekten de ne kadar doğru bir söz… İnsan, hayatının hangi döneminde olursa olsun yeni şeyler öğrenmeye, kendini geliştirmeye ve hayatına yeni bir yön vermeye açık olmalı.
Kimi zaman ihmalkârlık, kimi zaman şartların elvermemesi, kimi zaman da çeşitli nedenlerle eğitim hayatını yarıda bırakmak zorunda kalan insanlar var. Gençlik yıllarında üniversiteye başlamış, ancak çeşitli sebeplerle eğitimini tamamlayamadan okuldan kopmuş insanların yıllar sonra yeniden kampüslere dönmesi, doğrusu bana oldukça anlamlı geliyor. Sonuçta yükseköğrenim sadece bir diploma sahibi olmak anlamına gelmiyor.
Yeni insanlarla tanışmak, farklı fikirlerle karşılaşmak, dünyaya başka bir pencereden bakmak ve kişinin kendisini yeniden keşfetmesi de üniversite eğitiminin önemli kazanımları arasında. Belki de bugün yeniden kampüslere dönen bu insanların arasında, bundan birkaç yıl sonra çok önemli başarılara imza atacak isimler olacak Çünkü insanın hayatı her zaman planladığı gibi ilerlemiyor. Bir dönem öncelik verilen başka meseleler, ekonomik sıkıntılar, ailevi sorumluluklar veya kişisel nedenler eğitim hayatının önüne geçebiliyor. Derken yıllar geçiyor ve insan, yarım kalan bir hikâyenin hâlâ zihninin bir köşesinde durduğunu fark ediyor.
İşte öğrenci affı, böyle insanlar açısından yalnızca bir mevzuat düzenlemesi değil, aynı zamanda geçmişte yarım kalmış bir hayale yeniden tutunabilme fırsatı anlamına geliyor. Kısacası, eğitimin yaşı yok. Öğrenmenin de zamanı yok. Yeter ki insanın içinde yeniden başlama isteği ve kendisine yeni bir kapı açma cesareti olsun.