Maziden atiye uzanan köprü: Kadim şehrin bayram hafızası!

AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı yaptığı paylaşımla geçmişe götürdü. Cıngı bayramın gelişinden, yapılan tüm hazırlıklar ve ritüelleri paylaşımında anlattı.

AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı, Kayseri’nin bayram kültürüne ilişkin yaptığı paylaşımda, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geleneklerin bugün de şehrin sosyal dokusunda yaşamaya devam ettiğini vurguladı.

Cıngı, Kayseri’de bayramların yalnızca dini bir görev olarak değil; aynı zamanda dayanışmayı, yardımlaşmayı ve toplumsal birlikteliği güçlendiren kadim bir kültür olarak yaşatıldığını ifade etti.

Paylaşımında, eski Kayseri’de bayram hazırlıklarının haftalar öncesinden başladığını belirten Cıngı, Kapalı Çarşı, Sarraflar Çarşısı ve Bedesten çevresindeki hareketliliğin şehrin ekonomik hayatına da canlılık kattığını aktardı.

Kayseri'de maziden atiye uzanan köprü!

Geçmişten bugüne uzanan kültürel miras

Cıngı ‘Maziden Atiye Uzanan Köprü: Kayseri’de Bayramların Kadim Ruhu’ başlıklı paylaşımında şu ifadeler yer verdi, ‘Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan köklü gelenekleriyle Kayseri, her bayramı sadece dini bir vecibe olarak değil, aynı zamanda şehrin sosyal dokusunu tahkim eden kolektif bir ibadet ve yardımlaşma mevsimi olarak yaşamıştır. Eski Kayseri’de bayramın gelişi, takvimlerin ötesinde, şehrin sokaklarında, çarşılarında ve evlerinde haftalar öncesinden başlayan hummalı bir hazırlıkla hissedilirdi. 19. ve 20. yüzyılın başlarına ait hatıratlarda ve şehir kayıtlarında, Kayseri’deki bayram hazırlıklarının kendine has kuralları ve ritüelleri olduğu görülür. Bu süreç, şehrin ekonomik ve sosyal hayatını canlandıran zincirleme bir hareketliliktir. Bayramdan haftalar önce Kapalı Çarşı, Sarraflar Çarşısı ve Bedesten çevresinde iğne atsan yere düşmezken; Kayserili esnaf, bayramlık kumaşları, meşhur akide şekerlerini ve çocuk kunduralarını hazırlarken ticareti bir nevi bereket kapısı ve ahilik geleneğinin tecellisi olarak görürdü. 

Evlerde ise bayram, kadim bir lezzet mirasının ihyası demekti. Günler öncesinden mahalle kadınları bir araya gelir, Kayseri kete hamurlarını yoğurur, saray mutfaklarını aratmayacak incelikte ev baklavaları açardı. Taş fırınların önünde sabaha kadar süren bu kete ve baklava nöbetleri, mahalle kültürünün en güçlü çimentosuydu. Arefe günü ikindi namazından sonra şehirde adeta hayat durur, kabristanlar ziyaret edilirdi. Geçmişe vefa dualarla gösterilir; kabir başlarında sulanan her bir çiçek, Kayseri insanının köklerine olan sadakatinin bir nişanesi sayılırdı. Kayseri’de eski bayram sabahları ise tam bir nizam ve huşu içinde başlardı. Cami-i Kebir, Hunat ve Kurşunlu gibi tarihi camilerde kılınan bayram namazlarının ardından, cami avlularında saf tutulur; zenginle fakirin, küsle barışığın ayırt edilmediği toplu bayramlaşmalar yapılırdı. Evlerde ise bayramın ilk günü kurulan ve ortasına Kayseri mantısı, su böreği ve bamya çorbasının yerleştirildiği bayram sofraları, aile bağlarının en somut göstergesiydi. Bu bayramlar, sadece eğlenilen günler değil; yetimin gözetildiği, yaşlıların kapısının çalındığı, toplumsal dengenin ve yardımlaşmanın zirveye ulaştığı manevi birer mektepti. Bir çocuğun yastığının altına koyduğu yeni kundurasındaki sevinç de, bir büyüğün elini öpen gencin aldığı duadaki huzur da bu şehrin kimliğini oluşturan asıl değerlerdi. Bugün dünya değişse ve bayramlar modern zamanın ritmine ayak uydursa da, Kayseri’nin bağrında taşıdığı bu bayram ruhu, aslında şehrimizin mayasıdır. Geçmişin o samimi niyetlerini ve güzel adetlerini bugüne taşımak, bu topraklara olan vefa borcumuzdur’