Kayseri sağlıkta çevre illerin de yükünü çekiyor
Kayseri Tabip Odası Başkanı Mehmet İlhan Şahin, şehir ve üniversite hastanelerinin mevcut yükü taşımakta zorlandığını belirterek hasta yatışı ve yoğun bakım konusunda sıkıntılar yaşandığını söyledi. Şahin, yeni hastane yatırımlarının hızlandırılması, yardımcı sağlık personeli sayısının artırılması ve Kayseri'de vatandaşların aile hekimliği sisteminin daha etkin kullanılması gerektiğini vurguladı.
Kayseri’deki kamu hastanelerinde yaşanan yatak ve yoğun bakım sıkıntısını değerlendiren Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Mehmet İlhan Şahin, mevcut kapasitenin nüfus baskısını karşılayamadığını açıkladı. Şahin aynı zamanda sağlıktaki ticarileşmeyi ve 5 dakikalık muayene sürelerin çözümü için hem fiziki altyapının güçlendirilmesini hem de aile hekimliği sisteminin daha etkin kullanılması gerektiğini aktardı.
Kayseri Şehir Hastanesi ile Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin çevre illere de hizmet veren devasa yapılar olduğunu belirten Mehmet İlhan Şahin, mevcut kapasitenin nüfus baskısı karşısında yetersiz kaldığını açıkladı. Şahin, fiziki altyapı yetersizliğinin doğurduğu sonuçlar hakkında ifadelere yer verdi; ‘Kayseri, hem kendi nüfusu hem de hitap ettiği çevre iller ve ilçeler düşünüldüğünde çok büyük bir nüfusa sağlık hizmeti veriyor. Ne yazık ki Kayseri Şehir Hastanesi'nin ve Erciyes Üniversitesi Hastanesi'nin mevcut kapasitesi bu talebi tam anlamıyla karşılayamıyor. Bundan dolayı şu anda şehrimizde hem hasta yatışı hem de yoğun bakım yatağı anlamında problemler yaşanıyor; bu zaten bilinen bir durum. Kayseri, sağlık alanındaki kamu yatırımları açısından şehir hastanesi dışında maalesef uzunca bir süre eksik kaldı. Bu durum, kamunun sunabildiği sağlık hizmetinin, başta hasta yatağı ve yoğun bakım yatağı olmak üzere, nüfus büyümesine nispeten geride kalmasına yol açtı.’
‘Yeni hastane şart, eski binalar yeniden açılmalı’
Kayseri’nin doğu bölgesinden ve Sivas gibi çevre illerden gelen yoğun hasta sirkülasyonunu hafifletmek amacıyla yeni projelerin gündemde olduğunu ifade eden Şahin, kısa vadeli çözümler için eski hastane binalarının tekrar faaliyete geçmesi gerektiğinin altını çizerek şu ifadelere yer verdi; ‘Kayseri'nin en batısında yer alan şehir hastanesi ciddi bir yük kaldırıyor fakat şehrin doğusunda da büyük bir nüfus var. Dolayısıyla Kayseri'nin doğusuna yeni bir hastane yapılmasıyla alakalı Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ve ciddiye binmiş bir hazırlık var. Bu güzel bir gelişme ancak şu anki acil ihtiyacı anında karşılayacak durumda değil. Yine Erciyes Üniversitesi'nin 800 yataklı yeni bir hastane projesi bulunuyor. Fakat bunun yapımının da en az 4-5 yıl süreceği öngörülüyor. Dolayısıyla bu süre içerisinde ne yapılabileceğini çok iyi düşünmemiz ve mevcut altyapımızı çok verimli kullanmamız gerekiyor. Benim önerim Kayseri Devlet Hastanemizin bu süreçte daha etkin kullanılması yönündedir. Ayrıca biliyorsunuz, Kayseri'de şehir hastanesi açıldığında göğüs hastanesi ve kadın doğum hastanesi gibi kapatılan yerler oldu. Bu binalar fiziki olarak durmasına rağmen hastane misyonundan çıkarıldı. Aslında bu altyapıları da yeniden devreye sokacak hızlı düzenlemeler yapılabileceğini düşünüyorum. İkinci olarak da mevcut altyapıyı daha verimli kullanabilmek için yardımcı sağlık personeline ihtiyacımız var. Özellikle üniversite hastanesinin rahatça sağlık personeli alabilmesinin önü açılmalıdır. Bütün hastanelerimizde sadece hekimle sağlık hizmeti verilemez; yeterince teknisyenin, hemşirenin, tıbbi sekreterin ve diğer branşlardaki sağlık çalışanlarının sağlanması gerekir.’
‘Aile hekimine güvenin’
Birinci basamak sağlık hizmetlerinin fiziki altyapı ve hekim kadrosu açısından eskiye nazaran çok daha güçlü olduğunu kaydeden İlhan Şahin, hastanelerdeki yoğunluğu azaltmanın bir yolunun aile hekimlerine güvenmek olduğunu belirterek; ‘Hekim sayımız ve aile sağlığı merkezlerimizin sayısı, gayet yeterli. Yani birinci basamakta daha güçlüyüz ancak burada zihinsel bir dönüşüme ihtiyacımız var. Türkiye'de halk, uzunca bir süre birinci basamak sağlık hizmetlerini etkin bir şekilde kullanamıyor. Vatandaşın buraları sadece reçete yazdırmak veya sağlık raporu almak için kullanmaktan vazgeçip, daha etkin sağlık hizmeti alabileceği yerler olarak görmesi gerekiyor. Kısa süreli ve geçici olması muhtemel bir problemi olduğunda, örneğin bir üst solunum yolu enfeksiyonu veya ishal durumunda, hemen hastanelerin acil servislerine, uzmanlara, hatta üniversite hocalarına koşmak yerine; mesleki donanım olarak tamamen yeterli olan, uzmanlığı aile hekimliği olan ya da iyi bir tıp eğitimi almış aile hekimlerimizi değerlendirmesi gerekir. Türkiye'de ulaşması kolay ve tanışıklık ilişkileri olduğu için eczanelerden danışmanlık alma gibi bir kültür var. Aslında bu hizmetin eczaneler tarafından bir nebze verilmesi doğru olabilir ama asıl olarak bu hizmeti birinci basamak hekimlerimizden almak gerekir. Halkın kendi kendine ikna olmasını beklemeden, çok yönlü araçlarla, kamu spotlarıyla birinci basamağa olan güveni artırmalıyız. Bizim hastanelerdeki poliklinik ve acil talebini azaltmamız şart. Yoğun bakım ihtiyacı farklı bir boyuttur, onu birinci basamağı güçlendirerek çözemezsiniz. Ancak poliklinikler ve aciller üzerinde oluşan yoğunluğu azaltmanın yegane yolu birinci basamağın güçlü kılınmasıdır’ diye konuştu.
Bazı branşlarda randevu problemi yaşanıyor
Vatandaşların birinci basamak sağlık hizmetlerini etkin bir şekilde kullanamaması nedeniyle hastanelerde randevu bulmanın zorlaştığını aktaran Şahin; ‘Genel olarak talebin yoğun olduğu bölümler dahili branşlarda, dermatolojide ve benim de uzmanlık alanım olan kulak burun boğaz gibi bölümlerde çok büyük bir yoğunluk yaşanıyor. Kayseri’nin geçmişine, bundan 5-10 yıl öncesine baktığımız zaman bir romatoloji veya gastroenteroloji uzmanı bulmakta zorlanırdınız. Ama bugün zorlanmıyoruz; çok sayıda yetişmiş uzmanımız var. Mesele, buraların etkin ve verimli kullanılmasıdır. Uzman hekim veya yandal uzmanlığı almış bir hekim; ancak birinci basamakta ya da ikinci basamakta çözülememiş, komplike hastalıklara bakmalıdır. Sağlık sistemini ancak bu şekilde verimli yürütebilirsiniz. Eğer en küçük bir döküntünüz ya da kaşıntınız için hemen üniversitedeki bir dermatoloji profesöründen randevu almaya çalışırsanız, sistemde sıkıntı çıkar. Dünyanın hiçbir yerinde uzmana bu kadar kolay ve kısa sürede muayene olmaya çalışılan başka bir sistem yok. Evet, dünyanın en zengin ülkelerinde de randevu sorunları var ama oralarda basamaklı sağlık hizmeti uygulanıyor. Sağlık Bakanlığı sevk zincirini zorunlu hale getirmedi, onun yerine teşvik edici bir sisteme döndü. Sistem zorlayıcı değil, teşvik edicidir. Randevu bulamadığınızda sistem size, 'İstersen aile hekimine git, randevunu o alsın' şeklinde bir uyarı veriyor. Bu çok güzel bir imkandır.'
Muayene süresi 5 dakikaya düştü
Muayene sürelerinin 5 dakikaya düşmesinden en çok hekimlerin rahatsız olduğunu belirten Şahin, hastanın doktora ulaşma hızından ziyade doktordan aldığı zamana odaklanması gerektiğini söyledi; ‘Talebin fazla olduğu branşlarda, 'gir-çık' şeklinde yapılan 5 dakikalık muayenelerle sorununuzu çözemiyorsunuz. Rahatsızlığınız olduğunda 3-5 gün içinde bir uzmana muayene olmak istiyorsunuz ama ayrılan süre az olduğu için bu muayene sizi tatmin etmiyor. Bir süre sonra başka bir uzmana, ardından üniversitedeki bir hocaya, sonra da özel hastaneye gitmek gibi durumlarla karşılaşıyorsunuz. Dünyanın en bilgili, en tecrübeli doktoruna gidin; eğer o doktor size yeterli zamanı ayıramazsa sorununuzu çözemez. Şu anda yaşadığımız sıkıntı tam olarak budur. Buna karşın, bilgisi ve tecrübesi nispeten daha az olsa bile size yeterli zamanı ayıran bir hekim, temel tıp bilgisiyle sorununuzu daha iyi çözebilir. Halkın, 'Bana hemen randevu bulun' demek yerine, 'Lütfen bana daha insani muayene şartları sağlayın; gerekirse birkaç hafta beklemeye razıyım ama hekim bana 5 dakika değil, 10-15 dakika zaman ayırsın' talebinde bulunması gerekir. Halkımız bunu talep etse, birçok sorunumuz kendiliğinden çözülecektir.’
Kamu hastaneleri ve özel hastaneler arasındaki denge bozuldu
‘Parası olanın özel hastanede hızlıca tedaviye ulaştığı, parası olmayanın ise devlet hastanesinde aylarca sıra beklediği’ yönündeki eleştiriler hakkında konuşan Şahin, Tabip Odası’nın bir icra makamı olmadığını ancak kamudaki daralmanın vatandaşı zorunlu olarak özele ittiğini belirterek; ‘Biz tabip odası olarak bir icra makamı değiliz. Yani Türkiye'de ya da kendi ilimizde sağlık politikalarını değiştirmek, dönüştürmek ya da somut olarak bir icraat ortaya koymak gibi bir yetkimiz yok. Bahsettiğiniz konu hem Kayseri özelinde hem de Türkiye genelinde son derece önemli bir meseledir; yani sağlıktaki aşırı ticarileşme ve özel sektörün fazla öne çıkması durumudur. Ben özel sağlık hizmeti verilmesine karşı değilim, aksine taraftarım. Ancak bu, şu şart altında olmalıdır: Kamu, üstüne düşen ve vermesi gereken sağlık hizmetini hem zamanlama hem de kalite anlamında eksiksiz sunmalıdır. Tabii ki kamunun verebileceği hizmetin fiziki anlamda en lüks ve kusursuz olmasını bekleyemeyiz. Bütün kamu yataklarının tek kişilik, içinde lüks lavabosu olan odalardan oluşmasını, her hastaya bir refakatçi personelin eşlik etmesini bugünkü kamu kaynaklarıyla karşılamak mümkün değildir. Bizim optimumu, yani ideal dengeyi yakalamamız gerekir. Vatandaşın ekstra lüks talepleri varsa, odasının daha geniş olmasını, klima gibi konfor unsurları barındırmasını istiyorsa, bu tür lüks sayılabilecek taleplerini ücreti karşılığında özel hastanelerden alabilmelidir. Bunu bir kurum yemekhanesine benzetebiliriz; teşbihte hata olmaz. Yemekhanenin çok temiz olması, orada sağlıklı ve lezzetli yemeklerin çıkması gerekir. Ancak siz, 'Benim canım bugün iskender yemek istiyor; ayrıca bana özel garson hizmet etsin' diyorsanız, dışarıda özel bir restorana gider ve bedelini ödersiniz. Sağlık hizmeti de buna benzer; devlet hastanesinde en kaliteli, en nitelikli sağlık hizmeti verilsin ama bunun ötesinde konfor beklentisi olan hastalara da özel sağlık kuruluşlarının kapısı açık olsun. Peki, siz kendi kurumunuzda doyurucu yemek vermezseniz, personel gittiğinde yemekhanede yer bulamazsa ne yapar? Mecburen dışarıdaki özel restoranlara gitmek zorunda kalır. Dolayısıyla kamudaki sağlık hizmetlerini daraltırsanız, hizmeti zamanında ve yeterli kalitede vermezseniz, bu sefer istemeden de olsa insanları özel sağlık kuruluşlarına yönlendirmiş olursunuz. Maalesef Kayseri'de, belki nüfus büyümesinin tam öngörülememesinden belki de başka sebeplerden dolayı, bu kamu-özel dengesi yıllarca özel sektör lehine fazlasıyla bozuldu. Bugün gelinen noktada, ortalama bir vatandaş özel sağlık hizmeti alırken ciddi anlamda zorlanmaya başladı. Vatandaş artık bu yüksek bedelleri ödemek istemiyor ve hizmeti kamudan almak istiyor. Fakat kamuda da randevu bulamazsa ekonomik şartlarını sonuna kadar zorlayıp tekrar özele dönmek durumunda kalıyor. Bu durum da aslında kamunun görevini tam anlamıyla yerine getiremediği anlamına gelir’ dedi.