Arzu Ersoy: 'İnsanlar artık sadece hayatta kalmak değil, iyi hissetmek de istiyor'

Kayseri Anadolu Haber olarak 10 Mayıs Psikologlar Günü dolayısıyla Klinik Psikolog Arzu Ersoy ile çocuklardan yetişkinlere uzanan ruhsal süreçleri, aile dinamiklerini ve günümüz insanının duygusal yüklerini konuştuk. Yaklaşık 7 yıldır çocuk, ergen ve ailelerle çalışan Ersoy, dijital çağın psikoloji üzerindeki etkilerinden terapi süreçlerine, ebeveyn tutumlarından toplum ruh sağlığındaki dönüşüme kadar önemli değerlendirmelerde bulundu.

Çocuk, ergen ve ailelerle yürüttüğü çalışmalarla dikkat çeken Klinik Psikolog Arzu Ersoy, günümüz insanının en büyük problemlerinden birinin ‘kusursuz olma baskısı’ olduğunu söyledi. Dijital çağın bireyler üzerinde yoğun bir yetersizlik hissi oluşturduğunu belirten Ersoy, ruh sağlığının korunabilmesi için insanların önce kendilerine karşı daha şefkatli olması gerektiğini vurguladı.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Uzmanlık alanınız nelerdir?  

Ben Klinik Psikolog Arzu Ersoy. Yaklaşık 7 yıldır çocuk, ergen ve ailelerle aktif olarak çalışıyor; insanın gelişimsel, duygusal, davranışsal süreçlerine özellikle çocukluk döneminden itibaren odaklanıyor ve aile dinamiklerini anlamaya yönelik çalışmalar yürütüyorum. Mesleki yolculuğum boyunca psikiyatri servislerinden eğitim kurumlarına, çocuk ve aile odaklı danışmanlık süreçlerine kadar birçok farklı alanda insanın farklı yaşam dönemlerine ve ruhsal ihtiyaçlarına temas eden çok yönlü taraflarına yakından tanıklık etme fırsatı buldum. Her karşılaştığım hikaye ise bana insan ruhunun ne kadar kırılgan olduğu kadar ne kadar güçlü ve dönüşebilir olduğunu da yeniden gösterdi. Mesleki yolculuğumda önemli adımlardan biri de mesleki pratiğimi bir adım ileri taşıyarak Forte Psikoloji ve Danışmanlık merkezinin kuruculuğunu üstlenmek oldu. Bu süreçte çocuk, ergen ve ailelerle yoğun olarak çalıştım. Oyun terapisi, gelişim danışmanlığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), özgül öğrenme güçlüğü, ebeveyn danışmanlığı ve duygusal düzenleme alanlarında destek veriyorum. Ben psikolojiyi yalnızca ‘problem çözme’ alanı olarak görmüyorum. 

Bazen bir çocuğun davranışının arkasındaki görünmeyen duyguyu fark etmek, bazen bir ebeveynin yıllardır ilk kez gerçekten anlaşılmış hissetmesi… Bu mesleğin en kıymetli yanı tam da burada başlıyor. 

Neden psikolog olmaya karar verdiniz?  

Bu karar aslında çocukluk yıllarımda sessiz bir gözlemciyken filizlendi. Aynı olayı yaşayan iki insanın neden bambaşka tepkiler verdiğini çok merak ederdim. Neden biri yaşadığı zorluktan güçlenerek çıkarken, diğeri tamamen içine kapanıyordu? İnsan ruhunun o karmaşık ama bir o kadar da eşsiz yapısını anlamaya duyduğum merak beni bu mesleğe taşıdı. Psikoloji benim için sadece bir meslek seçimi değil; yıllar önce başlayan ‘insanı anlama’ yolculuğunun profesyonel bir devamı oldu. Bugün hala terapi odasında en çok şunu hissediyorum: İnsan davranışlarının altında çoğu zaman görülmeyen hikayeler var. Ve bazen bir insanın hayatındaki en büyük değişim ilk kez gerçekten anlaşılmasıyla başlıyor. 

Günümüzde insanları en çok yoran şey sizce ne?

 Bence günümüzde insanları en çok yoran şey, 'mükemmel olmak zorundaymış' gibi hissetmeleri. Özellikle dijital çağla birlikte insanlar sürekli kusursuz hayatların sergilendiği bir vitrine maruz kalıyor. Herkes çok başarılı, çok mutlu, çok üretken görünmek zorunda hissediyor. Artık insanlar yalnızca hayatın zorluklarıyla değil, kendi gerçekliklerini sosyal medyadaki o filtrelenmiş hayatlarla kıyaslamanın yarattığı yetersizlik hissiyle de mücadele ediyor. Yürüttüğümüz TÜBİTAK projesinde çocuk YouTuber’lar ve tüketim kültürü üzerine çalışırken bunu çok net gördük. Sistem çocuklara ve yetişkinlere sürekli şu mesajı veriyor: ‘Daha fazlasına sahip olursan daha değerli olursun.’ Oysa insan ruhu sürekli daha fazlasını kovalamaktan yoruluyor. Çünkü psikolojik iyi oluş, kusursuz görünmekten değil; kendin olabildiğin yerde başlıyor. 

Son yıllarda psikolojik destek alma konusunda toplumda nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz? 

 Son yıllarda çok kıymetli bir değişim olduğunu düşünüyorum. İnsanlar artık psikolojik desteği yalnızca ‘çok kötü durumdaki insanların aldığı bir yardım’ olarak görmemeye başladı. Ruh sağlığının da fiziksel sağlık kadar önemli olduğunu daha fazla kabul etmeye başladık. Özellikle gençler duygularını konuşma konusunda önceki kuşaklara göre çok daha açık. Bu çok umut verici. Kayseri’de de özellikle ebeveynlerin çocuklarının sadece akademik başarısını değil, duygusal gelişimini de önemsemeye başlaması dikkat çekici bir dönüşüm. Artık insanlar sadece hayatta kalmak değil iyi hissetmek de istiyor. Bence bu, toplum ruh sağlığı açısından çok önemli bir farkındalık. 

Kayseri’de psikoloğa gitme konusundaki en büyük önyargı nedir?

  Hala aşmaya çalıştığımız en büyük önyargılardan biri şu: ‘Derdini anlatınca ne değişecek?’ Oysa psikolojik destek yalnızca konuşmaktan ibaret değildir. Biz kişiye bazen göremediği duygu örüntülerini, ilişki döngülerini ve içsel kaynaklarını fark ettiren profesyonel bir ayna tutuyoruz. Kayseri insanı güçlüdür, çözüm odaklıdır ve dayanıklıdır. Ancak bazen tam da bu nedenle insanlar uzun süre 'Ben hallederim' diyerek yüklerini tek başına taşımaya çalışıyor. Oysa yardım istemek güçsüzlük değil kişinin kendine karşı sorumluluk alabilmesidir. Sevindirici olan ise son yıllarda bu önyargıların giderek kırıldığını görmeye başlamak diyebiliriz. 

Sizi mesleğinizde en çok etkileyen ve en çok mutlu eden şey neydi?

 Beni en çok etkileyen şey, insan ruhunun iyileşme kapasitesi. Oyun odasına ilk geldiğinde göz teması bile kuramayan bir çocuğun birkaç seans sonra özgüvenle 'Ben buradayım' diyebilmesi… Ya da bir ebeveynin ‘Artık çocuğumun davranışının altındaki duyguyu görebiliyorum’ demesi… Bunlar dışarıdan küçük görünen ama bir insanın hayatında çok büyük dönüşümler yaratan anlar. 

Bu meslekte en mutlu eden şey, insanların zamanla kendi güçlerini fark etmelerine tanıklık etmek. Çünkü terapi çoğu zaman birine çözüm vermek değil; kişinin kendi içindeki gücü yeniden görebilmesine eşlik etmektir. Ama bir yandan ruh sağlığı alanı, görünenden çok daha yoğun bir duygusal emek barındırıyor. Bizler yalnızca bilgiyle değil; insan hikayeleriyle, kayıplarla, travmalarla, kırılmalarla çalışıyoruz. Bazen bir danışanın sessizliği, bazen bir çocuğun gözündeki kaygı uzun süre insanın içinde kalabiliyor. Bu nedenle bu meslek ciddi bir psikolojik dayanıklılık ve sürekli bir öz farkındalık gerektiriyor. 

Bu vesileyle yalnızca psikologların değil; psikiyatristlerin, psikolojik danışmanların, sosyal hizmet uzmanlarının ve ruh sağlığı alanında emek veren tüm meslektaşlarımın Psikologlar Günü’nü ve ruh sağlığı için çalışan herkesin emeğini yürekten kutlamak isterim. Çünkü bazen bir insanın hayatına dokunabilmek için, önce kendi duygusal yükünüzü taşımayı öğrenmeniz gerekiyor. 

Gelecekte toplum ruh sağlığı açısından sizi en çok endişelendiren konu nedir?

 Beni en çok endişelendiren konulardan biri, duygusal dayanıklılığın yani ‘rezilyansın’ giderek azalması. Her şeye çok hızlı ulaştığımız bir çağdayız. Çocuklar artık beklemeye, sıkılmaya, hayal kırıklığıyla baş etmeye daha az tolerans gösterebiliyor. Zorlayıcı bir duygu ortaya çıktığında hemen ekranlara kaçmak ya da tamamen geri çekilmek daha sık karşılaştığımız bir tablo olabiliyor. Oysa ruh sağlığı biraz da zor duygularla kalabilme kapasitesiyle gelişir. İnsanların sadece başarıyı değil; sabretmeyi, kaybetmeyi, hata yapmayı ve yeniden denemeyi de öğrenmeye ihtiyacı var. Çünkü hayat kusursuz ilerleyen bir süreç değil duygusal esneklik gerektiren uzun bir yolculuk.

Kendinizi kötü hissettiğinizde sizin uyguladığınız yöntemler var mı? 

Öncelikle kendime şu soruyu soruyorum: 'Şu an hangi ihtiyacım karşılanmıyor?' Çünkü çoğu zaman kötü hissetmek, bastırılmış bir ihtiyacın sesi oluyor. Bazen sessizliğe, bazen doğaya hatta çoğunlukla doğaya, bazen de sevdiğim insanlarla gerçek bir sohbete ihtiyaç duyduğumu fark ediyorum. Doğa yürüyüşleri yapmak, kısa süreli dijital molalar vermek ve yeni şeyler öğrenmek zihnimi toparlayan şeylerden biri. Bir psikolog olmak, her zaman güçlü hissetmek anlamına gelmiyor. Biz de insanız. Ama duygularımızı fark etmeyi ve onlarla sağlıklı ilişki kurmayı öğreniyoruz. Gün içinde zihni rahatlatmak için yapılabilecek en basit şey nedir? Bilinçli nefes almak. Çünkü çoğu insan gün içinde fark etmeden nefesini sıkıştırıyor, bedenini geriyor ve zihnini sürekli alarm halinde tutuyor. Sadece birkaç dakika boyunca hiçbir şeyi değiştirmeye çalışmadan nefesinize odaklanmak bile sinir sistemine ‘Şu an güvendesin’ mesajı verir. Bazen insanın ihtiyacı olan şey büyük çözümler değil; kısa bir duraklama, biraz yavaşlamak ve yeniden kendine dönebilmektir. 

Bugün herkese tek bir psikolojik tavsiye verecek olsanız ne söylerdiniz?

 Bu zor bir soru ama kendinize, sevdiğiniz bir dosta davrandığınız kadar şefkatli davranın. Çünkü çoğu insan hayatındaki en sert dili kendisine karşı kullanıyor. Hata yaptığında affeden, yorulduğunda anlayış gösteren, düştüğünde destek olan bir iç sese hepimizin ihtiyacı var. Unutmamak gerekir ki insan olmak; bazen kırılmak, bazen yorulmak ve bazen de yeniden başlamaktır. Ve çoğu zaman ışık tam da o çatlaklardan içeri girer.