İnsanoğlu gel dünyaya meyletme
Doyumsuz nefsinin ardından gitme
Zaman sınırlıdır sonsuz zannetme
Çalışan saatler duracak bir gün.
Güneş doğup karanlığı silecek
Düğün bayram olup yüzler gülecek
Az yaşa çok yaşa ölüm gelecek
Musalla taşına koyarlar bir gün.
Ocağın yanmazsa baca da tütmez
Bu yalan dünyanın işi hiç bitmez
Vakit gelir rüşvet torpil kar etmez
Üç-beş arşın beze sararlar bir gün.
Başa gelenleri bilirim haktan
İsterse her şeyi var eder yoktan
İster yüksekten uç ister alçaktan
Sana da dur emri gelecek bir gün.
Ezanlar bitince selaların okunur
Bunu duyan sağa sola bakınır
Son ayrılık eşe-dosta dokunur
Cenaze namazın kılınır bir gün.
Dünyalar dolusu olsa da paran
Tabipler toplanıp sarsa da yaran
Çaresiz gelecek senin de sıran
Nerde kaldın diye ararlar bir gün.
Aya yıldızlara ip gersen bile
Güneşin üstüne çul sersen bile
Deryanın altına köy kursan bile
Dünyadan rızkını keserler bir gün.
Gizli yok saklı yok her şey aşina
Altın taç taksan da deli başına
Çok yaşayıp gelsen beş yüz yaşına
Musalla taşına koyarlar bir gün.
Terk etmiştin köyü küçüktür deyi
Sık elekten elemiştin her şeyi
Azrail dinlemez ne ağayı ne beyi
Sende bu dünyadan göçersin bir gün.
Elbet bir gün çağırırlar gel diye
Sormaya hakkın yok neden ve niye
Bekleme fırtına dinecek deyi
Herkes için tufan kopacak bir gün.
Hedefe varaman çünkü yol bozuk
Götürürler diyemezsin sal bozuk
Gitsen bile olmamalı hal bozuk
Huzuru mahşere varırsın bir gün.
İstersen çok yaşa istersen de az
Deseler de hemi oku hem de yaz
Karar kati hiç edemezsin itiraz
Sonsuz yolculuğa çıkarsın bir gün.
Kimler geldi kimler gitti saymadım
Gelip geri gitmeyeni duymadım
Yol bitecek atılınca son adım
Senin de selanı verirler bir gün.
Eşin dostun ağlaşırken halına
Seni sevmeyenler yakacak kına
O gün azık bile alamazısın yanına
Çıplak geldin çıplak gidersin bir gün.
Dünyayla birlikte devran dönecek
Yüce dağda kar fırtına dinecek
Taşladı-haşladı o da gitti denecek
Bu garip Rifat da gidecek bir gün.