Hüsamettin Urfalıer

Ser Mimaran-I Cihan Mimar-I Azam Kocasinan

Hüsamettin Urfalıer

Türklerin en büyük mimarı, hiç şüphesiz sadece Osmanlı mimarisinin değil, tüm dünyanın da en büyük mimarlarından birisi bütün zamanların mimarı olan Sinan’dır. Şaheserlerini 11 bilinmeyenli denklemle yaptığı rivayet edilir..
    Ülkemizde olsun yurt dışında olsun mesleğinin erbabı olan bir mimara, mimarlık tarihi içerisinde dünyadaki 10 ismi sayın deseniz Mimar Sinan'ı mutlaka sayacaktır. Hatta Mimarlık-Mühendislik Fakültelerinde Mimar Sinan adı altında dersi dahi okutulabilecek çok özel kişidir.
     Kişiliğinde hem “mühendisliği”, hem “mimarlığı”, hem de “imarı - şehir planlamacılığını” toplamış,  hayatında daima daha güzele koşarak sayısız eser vermiş olan Sinan dünya mimari tarihinin hiç şüphesiz en başta gelen mimarlarından biridir. Eserlerinde bilimi ve sanatı aynı potada eritmiş eserlerinde estetikten de ödün vermemiştir. 
    Tüm bunların yanı sıra ileri düzeyde aritmetik bildiği ve gökbilimci olduğu da bilinmektedir. Keza uluslararası astronomi birliği tarafından merkürde bir kratere adı verilmiştir. Bu büyük ve dehşet dehası sebebiyle kendisine Koca Sinan adı verilmiştir. Ezcümle Türkler’in dünya kültür mirasına eser bırakan önemli kişilerdendir. 
    Rönesans’ın doruklarının yaşandığı 1500’lü yıllarda Batıda Rafaello, Leonardo da Vinci, Michelangelo ile sanat, tarihinin parlak dönemlerini yaşarken, Osmanlı mimarisi de Sinan’la tanışmıştır. 
    Namı diğer Koca Sinan Kayserimizin Gesi’ye bağlı Ağırnas köyünde 1489 yılında doğmuştur. Birçok büyük insan gibi kendisi de Kayseri’lidir. Çocukluğu ve gençliği II. Beyazıt döneminde, gençliği I. Selim, olgunluk çağı ise bir kısmı Kanuni Sultan Süleyman, bir kısmı II. Selim, son kısmı ise III. Murat zamanında geçmiştir. Özellikle Kanuni Sultan Süleyman'ın tam desteğini almış olması hem bir yığın eser üretebilmesine, hem de istediğini yapabilmesine olanak tanımıştır. 
    Sinan, mimar kabiliyetiyle yaratılmış genç yaşta köyünün köprüsünü onarmış ve çeşitli evler yapmıştır. Babasıyla birlikte köyünden Kayseri şehir merkezine gidip gelmesi şehirdeki muhteşem Selçuklu abideleriyle karşılaşarak görgüsünü zenginleştirmiştir. Onun mimariye olan kabiliyetini de geliştirmiştir. 
    1516 yılında Mısır seferine katılarak oradaki Türk ve İslâm mimarisini inceleme şansını elde etmiş, ameli bilgisini geliştirmiştir. Kanuni Sultan Süleyman'la Belgrat, Macaristan, Viyana seferlerine katılmış, Barbaros Hayrettin Paşa ile de İtalya seferine katılmış, böylece batı mimarisi hakkında bilgi edinmiş, ordunun Prut nehrini geçebilmesi için yaptığı köprüyle tarih sahnesine çıkışmış ve parlamış, nihayet 1539 yılında mimar başılığına yükselmiştir.
    Sinan’ın eserleri olarak; başta ilk mimari eseri olan ve 1528 yılında inşa ettiği İstanbul’da Ayaz Paşa türbesi, daha sonra 1539 yılında Haseki Camii, İlk büyük eseri  “çıraklık eserim” dediği Şehzade Camii, daha sonra “kalfalık eserim” dediği ve 1549 yılında başladığı ikinci büyük Camii olan Süleymaniye Camii gelmektedir. Sanatının zirvesini ise 1569 yılında inşasına başlayıp, 1575 de bitirdiği Edirne Selimiye Camii teşkil eder. 
    “Haseki Camii ile son büyük eseri Selimiye Camii” arasında geçen sürede camii, medrese, dershane, türbe, imaret, suyolu, köprü, kervansaray, hamam olmak üzere 375'e yakın ölümsüz esere imza atmıştır. 
    Mehmet Akif Ersoy’un çok güzel betimlediği gibi: 
    Gel yıkalım şu Süleymaniye'yi desen iki kazma kürek iki de ırgat gerek. 
    Hadi gel yapalım geri şunu desen bir Sinan gerek birde Süleyman.
    Hindistan’da bulunan, dünyanın 7 harikasından birisi olan, 20.000 kişinin çalıştığı ve yapımı 22 yıl süren Tac Mahal’i Mimar Sinan'ın öğrencisi olan Mehmet İsa Efendi yapmıştır. Mimar Sinan bir yandan eser bırakırken bir yandan da öğrenci yetiştirmesiyle de insanlığın en büyük başarılarından birisi olan bu ve benzeri eserlerin meydana getirilmesine vesile olmuştur.
    Eserlerindeki bazı özel icatlar, küçük ayrıntılar, günümüzde bile işlerliğini ve işlevini korumaktadır. 
    Tıpkı Süleymaniye Camiinin akustik düzeni bu düzen için duvarlara boş küpler yerleştirmek, akustiği ayarlamak için camide nargile içmek gibi dâhiyane bir fikri uygulaması ve iç mekanın temizlenmesine yönelik kurduğu havalandırma sistemi gibi. 
    Yine Süleymaniye Camiini inşa etmeden önce temel kazısını yapıp toprağın oturması için ağır kayalar taşlar yığarak 5 sene bekletmiştir.
    Yaptığı Camiilerde ana kubbeyi yarım kubbelerle destekleyerek inşa ettirmiş olması eserlerinin büyük bir bölümünde horasan harcı kullanması 500 yıldır yıkılmadan bugünlere kadar gelmesini sağladı. Elbette bizler bugün bu kadar büyük bir başarıyı anlamakta zaafa düşüyoruz.
    Yine özellikle Türk su mimarisine getirdiği büyük yenilikler ile de kendisinden söz ettirmiştir. Kanuni zamanında İstanbul’daki su sorununa muhteşem formüller üretmiş  kemerler, barajlar inşa ederek 40 çeşmeyle su kaynaklarını toplamış, susuzluk sorununun çaresini bulmuştur. Örneğin İstanbul Büyükçekmece’de yaptığı köprü yağmur yağdığı zaman bile su tutmaz. Ayrıca köprüye çaktığı kazıklar sayesine yüzyıllardır sellere karşı da nasıl meydan okuduğunu ortaya koymuştur.
    Diğer taraftan kendi icadı olan “deprem terazisi” yöntemi sebebiyle bu eserler çok büyük depremlere karşı yüzyıllara meydan okuyarak yıkılmadan ayakta kalabildi. Günümüzde sanırım sismik deprem izolatörüne karşılık gelir. Bununla birlikte eserlerini depremden korumak için zemininden kolonların ana bağlantılarını bir kemer ile birbirine bağladığı da bilinmektedir. 
    Bir başka eseri İstanbul Üsküdar'da sahil şeridinde bulunan Kuşkonmaz Camiidir. 1580 yılında Şemsi Ahmet Paşa Sinan’dan üzerine kuşların konamayacağı ve pisletmeyeceği bir camii yapmasını ister, Sinan düşünür taşınır ve bunun için kuşların rüzgarların yönünden etkilenmesi nedeniyle camiyi kuzey ve güney rüzgarlarının kesiştiği ve dalgaların kıyıyı dövdüğü bir noktada çıkan titreşim seslerinden kuşların rahatsız olacağını düşündüğü bir noktaya Camii inşa eder. İşte böyle buranın da öyküsü 500 yıldır bu Camiinin üzerine kuş konmuyor, konamıyor. 

Yazarın Diğer Yazıları