Kayseri'de düzenlenen 'Türkoloji Zirvesinde' dikkat çeken açıklamalar

Talas Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen ''1926 Bakü Türkoloji Zirvesi'nin 100. Yılı'' münasebetiyle gerçekleştirilen Talas Uluslararası Türkoloji Zirvesi'nde ''Türk Dünyasının'' vizyonu dikkat çeken açıklamalarla anlatıldı.

Talas Belediyesi ev sahipliğinde düzenlenen “1926 Bakü Türkoloji Zirvesi’nin 100. Yılı” münasebetiyle gerçekleştirilen Talas Uluslararası Türkoloji Zirvesi’nde yapılan açıklamaları sizler için derledik.

Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım’ın himayelerinde düzenlenen Talas Uluslararası Türkoloji Zirve, Wyndham Grand Hotel’de saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Türk dünyasının dört bir yanından diplomatları, akademisyenleri, kültür insanlarını ve kanaat önderlerini buluşturan zirvede Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ‘’Zenginlikler Şehri Kayseri’’ tanıtım filmi büyük beğeni topladı. Filmde, Kayseri’nin tarihi, kültürel ve turistik değerleri uluslararası katılımcılara tanıtıldı. Kayseri'de Türk dili, ortak alfabe çalışmaları, kültürel birliktelik ile Türk dünyasının gelecek vizyonunun ele alınacağı Talas Uluslararası Türkoloji Zirvesi gerçekleştirildi.

‘Türk dilini ihmal ettiğimiz takdirde geleceğimizden kaygı duymamız gerekecek’

Kıbrıs zaferini anlatan Kıbrıs Türk Devleti Aksakalı Oktay Öksüzoğlu, ‘Hayatta olan gazilerimize ve komutanlarımıza, hayatlarını kaybetmiş şehitlerimize bütün Kıbrıs Türk mücahitleri ve halkı adına şükranlar sunuyorum. Onların kardeşleri, temsilcileri olan sizlere de Kuzey Kıbrıs'tan sevgiler, saygılar, hürmetler getiriyorum. Siz varsanız biz de varız. Yoksanız ki öyle bir ihtimali görmüyorum. Büyük mutluluk duyuyorum Türk milletinin gösterdiği ilerlemeler. Özellikle savunma ve ekonomi alanında gösterilen gayretler sonunda sadece Kayseri'mizin değil bu güzel vatanın bütün şehirlerinde adeta bir ekonomi seferberliği, bir kültür seferberliği görmekle de mutlu oluyorum. Sevgili arkadaşlar, can dostlarım, vatanımın, ana vatanımın güzide Türkçe hayranı bilim insanları, sayın başbakanım, belediye başkanlarımız ve değerli alimler; biliniz ve inanınız ki Türk dilini ihmal ettiğimiz takdirde geleceğimizden kaygı duymamız gerekecek. Benim bu güzide topluluğun karşısında önermek istediğim değerli bir husus var’ dedi.

‘Eğer yabancı bir ülkeden bir insanla evlenirseniz size hocalık hakkımı helal etmem’

Arif Nihat Asya’nın ‘Eğer yabancı bir ülkeden bir insanla evlenirseniz size hocalık hakkımı helal etmem’ nasihatini tekrarlayan Öksüzoğlu, ‘Biz dilimize ana dili diyoruz. Ne demek bu? Ana dili annelerin çocuklarına öğrettiği bizim Türk dilimizdir. Eğer annelerimiz Türk olmazsa evlatlarımıza Türkçeyi kim öğretecek? Onun için ben ortaokul sıralarındayken Türkiye bizden Kıbrıs'a Kıbrıs Türk gençliğini milliyetçi, muhafazakar ve milli değerlerine bağlı insanlar olarak yetiştirmek için gayret gösteren Arif Nihat Asya'nın bize okulumuzda Türkçe dersleri arasında bir nasihati olmuştur. Ben işte bu değerli hocamın bu nasihatini, bu salonu dolduran Türkçe sevdalıları, Türk sevdalıları duysun ve düşünsün diye tekrarlıyorum. Beni anlayışla, sabırla dinlediğiniz için teşekkür ederim’ ifadelerinde bulundu.

‘Aslında mevzu çok derin’

Türk Devletleri Teşkilatı Aksakallar Konseyi Başkanı Binali Yıldırım Talas Belediyesi’ne bu anlamlı organizasyona ev sahipliği yaptığı için teşekkür ederek, ‘Değerli konuklar, değerli kardeşlerim; aslında mevzu çok derin. 1926 Türkoloji Kongresi o günkü katılımcıların büyük umutlarla, büyük beklentilerle bir araya geldiği bir toplantıydı. Yüz otuzdan fazla delege… Ancak o günün şartlarına baktığımızda böyle bir inisiyatifi, böyle bir işi yapmış olmaları bile başlı başına çok büyük bir iştir. Çünkü bütün kardeşlerimiz, soydaşlarımız Sovyet sistemi içerisinde esaret altında. Tek bağımsız devlet dünyada ve bölgede Türkiye’dir, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Onun dışındakiler ne yazık ki o şer devrimiyle birlikte Sovyet sistemi içerisinde egemenliklerini kaybetmiş kardeşlerimizdir, soydaşlarımızdır’ dedi.

Tartışmadaki üç ana konuyu gündeme getirdi

Bakü’de zor şartlar altında düzenlenen birinci Türkoloji Kongresi’nin üç ana konusunu hatırlatan Yıldırım, ‘Türklerin alfabesi Arap harflerinden mi oluşsun, Latin harflerinden mi oluşsun, yoksa Kiril harflerinden mi oluşsun? Tartışmalar sonucu Latin harflerinden bir alfabe oluşturulması görüşü ağırlık kazanıyor. Ancak Türk Dil Kurumu Başkanımız bunu çok daha iyi bilir; ne yazık ki o gün kararlaştırılan kararlar asla uygulama imkanı bulamamıştır. Çünkü bu kurultaya katılan birçok dil bilimci, birçok uzman daha sonra katledilmiş ve Sovyet sistemi içerisinde bir daha böylesine bir varlık göstermelerinin önüne geçilmiştir. Adeta bir gözdağı verilmiştir. Türkiye’nin Arap harflerinden, Osmanlıca’dan Latin harflerine yani bugünkü alfabemize geçişiyle birlikte o güne kadar Latin veya Arap harflerini kullanan bölgedeki kardeşlerimiz birdenbire Sovyetler tarafından Kiril alfabesini kullanmaya zorlanmışlardır. Ve 76 yıl boyunca Türkistan coğrafyası ile Kafkas coğrafyasıyla ne yazık ki bağlarımız zayıflatılmış, hatta koparılmıştır’ ifadelerinde bulundu.

‘Dil bir anlamda egemenliktir, bağımsızlıktır’

Dil ve alfabenin önemine değinen Yıldırım, ‘Dil bir anlamda egemenliktir, bağımsızlıktır. Eğer diliniz yoksa, dilinizi kullanamıyorsanız egemenliğiniz de tehdit altındadır. Dijital dünyada da bugün böyle bir tehditle karşı karşıyayız. Egemen devletimiz var, dilimiz var, alfabemiz var. Ama verilerin derinliğine oluşması ayrı bir şeydir’ dedi.

Yapay zeka fırsat mı tehdit mi?

Yapay zekanın kullanımına değinen Yıldırım, ‘ Yapay zeka sizin düşündüklerinizi çok daha hızlı bir şekilde bir fikre dönüştürür. Yani yapay zeka bir anlamda size destek veren, sizin yardımcınız, sizin en yakın işinizi kolaylaştıran bir araçtır. Şimdi yapay zeka dilin korunması için hem fırsattır hem de tehdittir. Fırsat nasıl oluyor? Eğer yapay zeka sorduğunuz bir şeyi sizin dil havuzunuzdan araştırıp, derleyip sonucu size getiriyorsa o bir fırsattır. Ama bunun için büyük dil modeliniz olacak. Yani diliniz istilaya uğramamış olacak. Dijital çağda Türkçenin karşı karşıya kaldığı en büyük tehdit, dilimizin istila edilmesi, yani dilimizin bir anlamda özgürlüğünün kısıtlanmasıdır. Veri havuzunda, büyük data dediğimiz o bilgi dünyasında ne varsa onu size arama motorları, yapay zeka bulup önünüze koyuyor. Eğer siz oraya bir şeyler koymadıysanız başkalarının koyduğu ürünlerle yetinmek zorundasınız. Bu da sizin kültürünüzün, sizin medeniyetinizin ilerlememesi, geri kalması anlamına gelir’ dedi. 

Türk Devletleri Teşkilatı’nın son 30 yıllık geçmişini anlattı

Binali Yıldırım açıklamalarına Türk Devletleri Teşkilatı’nın son otuz yıllık geçmişini anlatarak devam etti. Yıldırım, ‘1992’de Türk devletlerinin bağımsızlığını kabul ettiği ilk yıllarda o zaman ‘’Türkçe konuşan ülkeler’’ adıyla bir istişare mekanizma oluşturuldu. Buna da Türkiye öncülük etti. 2009 yılına kadar bu devam etti. 2009 yılında artık bu biraz ete kemiğe büründü. Nahçıvan’da yapılan toplantıyla beraber Türk Keneşi veya Türk Konseyi adı alındı. Ama hala organizasyon bir istişare kurumu özelliğinin ötesine geçemedi. Yani işlevsel bir rolü yok. Sadece temennilerle devlet başkanlarının, hocaların, uzmanların görüşlerini serdettiği, ortaya koyduğu bir istişari organ şeklinde devam ediyor. Ne zamana kadar? Tarihi İstanbul Zirvesi’ne kadar. Neden tarihi diyoruz? Çünkü İstanbul Zirvesi ile beraber organizasyonun adı Türk Devletleri Teşkilatı olarak değiştirildi. Bu ne anlama geliyor? Artık temennilerle yetinen bir yapı değil. Bundan böyle Türk dünyasının bütün meselelerini kucaklayacak, yakından takip edecek ve Türk dünyası için on yıllık, yirmi yıllık vizyon ve hedefler ortaya koyacak bir kuruluş: Türk Devletleri Teşkilatı. Yani istişare bir organ olmaktan çıktı, icracı bir organa dönüştü.Türk Devletleri Teşkilatı artık Türk devletleri arasında ulaşımın, altyapının geliştirilmesi, ticaretin artırılması, kültürel faaliyetlerin yaygınlaştırılması ve daha birçok alanda karşılıklı, ikili ve çoklu ilişkilerin geliştirilmesi için büyük faaliyetler yapıyor. İşte bugün yaptığımız iş de bunlardan biridir. Bir alfabemiz var. Bu alfabe durup dururken olmadı. Yine İstanbul Zirvesi’nde alınan bir kararla Aksakallılar Konseyi’ne bir görev verildi: “Siz Türk devletleri için bir alfabe çalışın.” Ve iki yıl sürdü. Türk Akademisi’ne burada bir kez daha teşekkür ediyorum. Türk Dil Kurumu öncülük ederek bu alfabenin çerçevesini belirledi. Türk alfabesi yani Türk dünyasının alfabesi artık budur. Yani bizim alfabemiz değişti mi? Hayır. Aslında bu alfabeye sahip olmayanların alfabesi değişti. Hiç anlamadınız. Halbuki anlayabilsek bayağı bildiğiniz Türkçe gibi okunan Kiril ile yazılmış kitaplar, tabelalar, makam yazıları… Bunların hepsi artık belirli bir takvim içerisinde, geçiş süresi içerisinde bu 34 harften oluşan alfabe yoluyla değişecek’ dedi.