Sümeyye Koşar

Spesifik Sahneler, Aynı Yüzler

Sümeyye Koşar

Alkışın nasıl dağıtıldığını artık herkes biliyor.

Kimlerin sahneye çağrıldığı, kimlerin adının anıldığı, kimlerin görmezden gelindiği sürpriz değil.
Yüksek sesle konuşanlar var. Sert yazanlar, sivri cümleler kuranlar… Bunu yaparken de pek düşünmek zorunda kalmıyorlar. Çünkü kaybedecekleri bir şey yok. Ne iş, ne pozisyon, ne gelecek kaygısı.
Bir de aynı cümleleri kurmak isteyip kuramayanlar var. Yazarken sadece ne söyleyeceğini değil, söylediğinde ne olacağını da hesaplayanlar. Yanlış anlaşılmayı, sorun çıkmasını, kapıların kapanmasını düşünenler.

Bu iki durum aynı kefeye konuyor. Sonra da ‘cesaret’ten söz ediliyor.

Oysa gerçek cesaret, sesi gür çıkmak değil; sesi gür çıkmasa da yazmaya devam edebilmektir.
Ama alkış sistemi bunu görmez.
Alkış, sonucu sever.
Kim konuştu, kim dikkat çekti, kim gündem oldu…

Buna bakar.
Kimin neyi göze alarak yazdığıyla pek ilgilenmez.
Daha da kötüsü şu:
Yolu büyük ölçüde tamamlamış olanlar, arkadan gelenlere yol açmaz.
Sahne zaten doludur. Mikrofon sayılıdır.

‘Bekle’ denir, ‘sırası var’ denir ama sıra bir türlü gelmez.
Sonra da şu tablo ortaya çıkar:
Aynı sesler konuşur,
aynı isimler alkışlanır,
aynı cümleler ödüllendirilir.

Sessiz kalanlar ise yanlış anlaşılır. Sanki söyleyecek sözü yokmuş gibi… Oysa çoğu zaman sözü vardır, ama bedeli ağırdır.

Belki de artık şunu sormak gerekiyor: Bir yazıyı alkışlarken, o yazının gücüne mi bakıyoruz,
yoksa yazarı için ne kadar güvenli olduğuna mı?

Gerçek cesaret, alkışın kime gittiğiyle değil, kimin neyi göze alarak yazdığıyla ölçülür.
Ve bu fark görülmediği sürece, alkış da, ödül de, hep aynı yerde döner durur.
 

Yazarın Diğer Yazıları