İlişkilerde başımıza gelenler mi, seçtiklerimiz mi?
Bazı kitapları okur geçersiniz. Bazıları ise sizi durdurur. Hatta biraz huzursuz eder. ‘Dur, bir dakika’ dedirtir. Prof. Dr. Ceylan Daş’ın ’Ezbere İlişkilere Ezberbozan Çözümler’ kitabı tam olarak bunu yapıyor. Kitap siz okurken ve çalışmaya başlayan türlerden hemen içine çeken anında farkındalığa sürükleyen…
Çünkü bu kitap, ilişkilerle ilgili en sevdiğimiz cümleyi yerinden ediyor, ‘Ben hep yanlış insanlara denk geliyorum.’!!!
Ceylan Daş, bu cümleyi alıyor, çeviriyor, eviriyor, didikliyor ve sonunda şunu düşündürüyor, belki de yanlış insanlar değil, yanlış tekrarlar…
İnsanın kendine bunu sorması hiç kolay değil tabii. Açıkçası bu kitap klasik bir ‘mutlu olma rehberi’ değil. Pembe cümleleri yok. ‘Her şey güzel olacak’ demiyor. Zaten hayat da böyle bir şey değil. Daş’ın yaptığı şey, insanın ilişkilerde nasıl düşündüğünü, nasıl savunduğunu, nasıl kaçtığını, nasıl tekrar ettiğini göstermek.
Ve bunu yaparken ne didaktikleşiyor ne de akademik bir mesafe koyuyor. Dil yalın, anlatım sade, örnekler tanıdık. Okurken sık sık şunu söylüyorsunuz, ‘Ah evett, gerçekten böyle’
Kitabın asıl meselesi, aşk değil. Sevgililer değil. İlişkiler de değil aslında. Asıl mesele, insanın kendisiyle kurduğu ilişki!
Çünkü Daş, insanın fark etmediği şeyi değiştiremeyeceğini söylüyor. Çoğu zaman biz, seçimlerimizi değil, sonuçlarını konuşuyoruz. Oysa kitap, bizi sonuçlardan alıp seçimlerin başına götürüyor.
Bu çok önemli bir şey.
Kitap boyunca şu cümle sürekli yankılanıyor gibi, ‘Başına gelenler kadar, seçtiklerin de senin hikâyen.’
Ceylan Daş’ın farkı da burada. Ne okuru suçluyor ne de mağdurlaştırıyor. Ne ‘sen hep yanlış yapıyorsun’ diyor ne de ‘sen zavallısın.’ İnsan zihninin çelişkili doğasını kabul ediyor. Aynı anda hem farkında olup hem kör olabileceğimizi, hem güçlü hem savunmasız olabileceğimizi anlatıyor bize.
Bu dengeyi tutturmayı bir okur olarak çok zor bulurum ama Daş bunu başarmış. Naçizane
Bu kitap, ilişkilerdeki acıyı romantize etmiyor. ‘Çok sevdim, o yüzden böyle oldu’ gibi cümlelerin arkasına saklanmamıza izin vermiyor. Ama şefkati de elden bırakmıyor. Yargılama veya sertlik yok. Var olan şey yalnızca farkındalık!
Ve bazen farkındalık, en büyük devrimdir. Bu da bizim kendi devrimimiz oluyor.
O yüzden bu kitap, iyi hissettiren değil; iyi düşündüren bir kitap! ‘Gel, bir de buradan bak’ diyor...
Bir sonraki köşe yazımda, tam da bu kitapla bağlantılı bir mini dizi önereceğim. Ve inanın, bu kitabı okuyup o diziyi izledikten sonra, kendi tercihlerinizi çok daha iyi anlayacak ve daha güzele yöneldiğinizi fark edeceksiniz.