Al rengi, ay yıldızı ile en çok kalbimizde dalgalanan, şehitlerimizin kanından armağan bayrağımızın tarihinin hikâyesidir…Türk bayrağı hakkında pek çok efsane var; günümüze kadar gelişinin şanlı hikâyesini anlatıyor. Yüzyıllar boyunca aştığı yollarda daha da değerlenerek gelip kalbimize yerleşmiş. Vatan sevgisi olmuş, bayrak sevgisi olmuş. Yasa ile korunacak kadar değerli bir sevgiye dönüşmüş bu sevgi...
Türkiye denildiğinde, akıllara al al dalgalanan ay yıldızlı şanlı bayrağımız geliyor. İnsan ona baktığında, onu andığında koltukları kabarmadan edemiyor. Bizim için böylesine kutsal bayrağımız, hayatımızın her yerinde kendine özel bir yer ediniveriyor. Öyleyse ‘Hangi efsaneden kopup gelmişse gelmiş’ diyor insan. 'Sonunda iyi ki gelmiş ya. İşte önemli olan da bu!'
Bayrağımızın bir oluşum süreci vardı. Evet, geçmişten bugüne anlatılagelen bilgilere göre, bayrağımız gerçekten de oluştu. Yani sadece biz ona gitmedik, o da bize geldi…Aslında bayrağımızın hikâyesi hakkında kesin bir bilgi yok. Hakkında anlatılan pek çok şey var. Ulaşabildiğimiz en net bilgi, hilal ve yıldızın tarihte Türk ve İslam devletleri tarafından kullanılmış olması. Nasıl ki Hristiyanlığın sembolü haç olmuş ise, İslamiyet de hilal ve yıldız ile sembolize edilmiş. Ne olduysa Osmanlı Devleti döneminde yaşanan I. Kosava Savaşı'nda olmuş. Çünkü bugün gururla kalbimizde, ruhumuzda taşıdığımız, yasa ile koruduğumuz, uğruna nice kanlar dökülesi bayrağımıza en yakını ilk kez bu savaş sonrası kullanılmaya başlamış...
Tabii karşıtını oluşturacak bilgiler de mevcut. Örneğin bir yandan da Türk Bayrağı'nın şimdiki kullanımına en yakın halinin 18. yüzyılda, Osmanlı İmparatorluğu'nun Padişahı III. Selim döneminde olduğu bilgisi var. Aslında bu efsaneden doğan ve gün yüzü gibi ortada olan anlam şuydu ki, bayrağımıza kırmızı demek yetmezdi. Çünkü o, rengini şehitlerinin kanından alıyordu. Öyleyse bundan böyle de bayrağını ve devletini savunmak için hiç düşünmeden kanını son damlasına kadar feda eden bu insanlara adanmalıydı. Zaman geçtikçe bu düşünce kabul gördü. Aslında kabul görmekten öte, bu düşünce her bir Türk'ün yüreğinde hissettiği en yüce duygulardan biriydi.
Bundan sebeptir ki, şehit askerlerin tabutları Türk bayrağına sarıldı. Çünkü bu şerefi en çok onun için kanını, canını feda etmiş insanlar hak ediyordu…Bunun yanında bayrağımızın üzerindeki hilal, İslam dinini temsil ederken, yıldız ise bağımsızlığın sembolüydü. Yıldız, kollarını iki yana açmış dimdik duran bir insan demekti. Bu da bağımsızlığı ve bayrağa duyulan güveni açıklıyordu. Türk Bayrağı zamanla hem ülke insanı için, hem de ülkemize sevgi duyan komşularımız için güven veren bir sembol olmuştu…Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi, bayrağımızın şeklini rüyasında görmüştü. O gece rüyasında göğsünde bir hilal ve yıldızın belirişini ve göğsünün büyümeye başlayışını gören Osman Gazi, rüyasını devletinin tüm cihana hükmedecek kadar büyüyeceğine yormuştu. Rüyasından çok etkilenen Osman Gazi, böylesine derin anlamlar yükleyince bunu bir işaret kabul etmiş ve hilal ile yıldızı bayraklarında kullanmaya başlamıştı…
1923'te, Cumhuriyet'in ilanı ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ardından, 29 Mayıs 1936'da Türk bayrağı, şekli ve kullanımı açısından yasa ile korunmaya başlandı. Bayrağımız uzun ve meşakkatli yollar aşıp hepimizin kalbinde dalgalanmaya geldi. İşte bu kuşkusuz onun doğuşunun hikâyesiydi… O her Türk'ün kalbinde sonsuzluğa işaret ediyordu…