Kübra Yıldırım

Kuşak Çatışması

Kübra Yıldırım

Kuşak çatışması denen olgu, çoğu zaman basit bir yaş farkıymış gibi sunulur. Oysa mesele takvim yapraklarının çevrilmesi değil, hayata bakarken kullanılan pusulanın değişmesidir. Aynı kaldırımlarda yürüyen, aynı cümlelerle selamlaşan insanlar, birbirine değmeyen iki ayrı gerçeklikte soluk alır. Bu, fikir ayrılığından öte, deneyim dünyalarının kesişmemesinden doğan sessiz bir yabancılaşmadır.

Zaman, insanın dışında akmaz; insanın içinde akar. Beden bir nehir yatağıdır. Gençlik bu nehrin yüzeyinde süzülür, yaşlılık ise dibinde ağır ağır ilerler. Aynı su, farklı derinlikler. İkisi de zıt kutuplar değil, aynı akışın farklı halleridir. Gençlik değişimi, hızı, sorgulamayı taşır. Yaşlılık hafızayı, yaraları, sürekliliği korur. Birbirinin alternatifi değil, devamıdır.

Modern dünyanın en çarpıcı yanılsaması, bedenleri güvenceye alıp ruhları çıplak bırakmasıdır. Eğitim denen uzun koridor, hayatın keskin köşelerini yıllarca öteleyerek kişiyi yumuşak bir bekleme odasında tutar. Risk azalır, bedel gecikir, temas ertelendiği ölçüde benlik de gecikir. Sınırlarla karşılaşmayan insan, en ufak sürtünmede yara alır. Bugünün genci genellikle izsizdir; pürüzsüz, narin, kolay tahriş olur. Bu kırılganlık, kuşaklar arasındaki mesafeyi daha da açar.

Bilgi ise bambaşka bir dönüşüm geçirdi. Eskiden ustanın ellerinde, çiftçinin sırtında, annenin ninnisinde saklıydı. Ağırdı, yavaştı, bedene kazınmıştı. Şimdi havadadır; bedensiz, anlık, herkesin avucunda. Genç için bilgi seçim özgürlüğüdür. Yaşlı içinse sahip olmanın sükuneti. İkisi de aslında aynı şeyi arar: anlamayı. Ama biri dokunarak, diğeri tıklayarak anlamaya çalışır.

Bu dönüşüm değerleri de yerinden oynatır. Mahremiyet görünür olur, sessizlik lüks sayılır, gösteri sıradanlaşır. Dün yadırganan davranışlar bugün olağan kabul edilir. Taraflar kendi ölçütlerini mutlak sanır. Anlaşılmamak savunmayı, savunma küçümsemeyi doğurur. Gerilim böyle beslenir.

Yine de bu gerilim kalıcı bir kopuşa varmaz. Çünkü döngü kesintisizdir. Her genç bir gün eski kalacaktır. Her yaşlı bir zamanlar asiydi. Toplum bu gerilim sayesinde nefes alır; gençlik yeniyi getirir, yaşlılık kökü tutar. Sorun, iki tarafın birbirini geçersiz ilan etmesiyle başlar. Çözüm ise basit bir kabullenişle mümkündür: Aynı dünyada yaşıyoruz ama aynı dünyayı yaşamıyoruz.
İletişimdeki en büyük kayıp, sözün arkasındaki zamanı duymamaktır. Genç gelecek kipinde konuşur, yaşlı geçmiş kipinde. Şimdiki zaman ikisine de dar gelir. Dinlemek yetmez; gerçekten duymak gerekir. Sözün taşıdığı zamanı, korkuyu, özlemi, öfkeyi hissetmek gerekir.

Kuşaklar arasındaki mesafe, bir zaman sapmasıdır. İnsan, geçmişle geleceğin tam ortasında durur. Kuşaklar aynı nehrin içindedir. Biri dibinde, diğeri yüzeyinde yüzer. Farklı derinlikleri gördüğümüz anda, aslında aynı akışta olduğumuzu hatırlarız.
Belki de en sade gerçek şudur: Hiçbirimiz geleceğin geçmişini yaşamıyoruz. Hepimiz, kendi geçmişimizin geleceğiyiz. Ve bu nehir, bizi birbirimize bağlayan tek şeydir.

Yazarın Diğer Yazıları