Olan bir şeyin varlığı mutlaka temellendirilerek bir şekilde ortaya konur. Olmayan bir şeyin ispatı veyahut temellendirilmesi mümkün değildir. Bu düşünceden hareket edersek Allah’ın varlığının ispatı yokluğunun ispatından daha kolaydır. Zira Allah’ın yokluğunun anlatımı tüm anlatımlarda; yaratılmış gözle görülür elle tutulur ve var olan bir şeylerin inkârı ile ortaya konmaya çalışılmaktadır. Burada iki dünya adına akıl-duygu ve yaratılmışların birlikteliğinin anlatımı oldukça önemli olsa gerek.
Ateist düşünce hep bir bilinemeyenden hareketle karanlık bir maddenin varlığından bahseder. Allah’ın yokluğunun ve evrenin kendi kendine oluşmasıyla ilgili tüm anlatımlar ihtimale, olmadı atmasyona dayalı temeli olmayan farklı varsayımlar-felsefeler üzerinden ortaya konmaya çalışılmaktadır. Kendi anlatımlarına göre; bu şartlar altında bir yaratıcıya zaten ihtiyaç olmayacaktır.
Ateizmde bilinir anlatımlı bir nedensellik ortaya konamaz. Tüm anlatımlar varsayım anlatımlıdır. Ateizme göre evren bir yaratıcıya bağlı olmaksızın karanlık, bilinemeyen küçük bir maddenin ‘‘yoğunluğa dayalı’‘ büyük bir patlamasıyla meydana gelmiştir. Bu patlama sırasında; enerji, zaman, mekân, nesneler ve devamıyla insan dâhil canlılar zorunlu olarak kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Bu oluşumda zamana özgü bir önceki varlığa benzerliği üzerinden yeni yeni varlıklar nesneler, canlılar kendi oluşturdukları bir evrende yine kendi varlıkları üzerinden evrimleşerek meydana gelmiştir. Canlılar kendi kendine oluşan aminoasitleri, enerjileri ve diğer etken varlıkları kullanarak, beslenerek ve seçilime dayalı olarak kendi varlıklarını devam ettirmişlerdir.
Oysaki
Ne zaman, ne uzay, ne enerji ve ne de bilinebilir haldeki maddenin olmadığı bir ortamda kendi kendine bir evrenin oluşması mümkün değildir.
Bir kısım ateist fizikçiye göre evren kuantum dalgalanmalarıyla oluşan parçacıklar üzerinden meydana gelmektedir. ‘‘Kuantum fiziği atom altı parçacıkları inceleyen bir fizik dalıdır.’‘ Oysaki evren oluşmadan önce bir kuantum alanı söz konusu değildir. Kuantum alanlarının varlığı öncelikle Big-Bang dayalıdır. Zira Big-Bang öncesi yer yok, zaman yok, enerji yok, yok yok hiçbir şey yok.
Ateist düşünce kuantum dalgalanmalarından hareketle; canılar dâhil tüm varlıkları laboratuvara sokmaya çalışır. Laboratuvara sokulamayan bir şeyin varlığının anlatımı sadece laboratuvara sokulabildiği oranda anlam kazanacaktır. Bitkiler canlıdır, hayvanlar canlıdır, insanlar da canlıdır düşüncesinden hareketle fiziki olarak canlıları laboratuvara sokabilirken; insanın diğer bir yarısını oluşturan ‘‘ruh’‘ kavramını ateist düşünce sürekli olarak inkâra çalışır. Bir takım beşeri münasebetler, siyasi oluşumlar (kominizim vb. düşünceler) bu vb. felsefik düşünceler fıtratı öteleyerek ortaya konmakta.
Allah Yaratıcı oluşuyla sıfatlarında, fiillerinde tektir. Allah’ın zatı diğer varlıklar gibi cüz ve parçalardan oluşmamıştır. Bilinebilir haliyle bir cisim değildir eşi ve bir benzeri yoktur. Yaratan muhakkak ki kendi varlığına benzer eş değerde bir varlık yaratmamıştır. Tasavvuf düşüncesi anlatımıyla; yaratılmış olan her nesnede simülasyon-benzerlik duhul sudur vb. oldukça çok farklı anlatımlarla; Allah’ın varlıklarda tecelli ettiği uzun uzadıya anlatılır. Bu anlatım tasavvufta ‘‘Vahdet-i Vücut’‘ anlatımıdır. Oysaki Allah yarattığı hiçbir şeye bütün ve parça benzeri anlatımlarla-atıflarla diğer varlıklarla gerek madde ve gerekse de mana anlamında kıyaslanamaz-benzetilemez. Bir şeyin bir şeyde tecelli etmesi tıpkı o şeyin kendisi gibi olması demektir. Tecelli düşüncesi sözde seçkin kişilik anlatımlı yapısıyla zamanla kişisel tasarrufu gerekli kılabilir.
Bu anlatım ucu açık olan bir anlatım olup inanmak adına şirk dâhil her türlü riski barındırır durumdadır. Allah vardır, birdir doğmamıştır-doğurmamıştır ve eşi benzeri yoktur.
Var Olanlardan, Yaratılanlardan Hareketle Allah’ın Varlığı.
Her gece yattığımızda güneşin belirli bir zaman sonra tekrar doğacağını biliriz. Hayatın sürekli olarak karanlık kalacağını düşünemeyiz. Mevsimlerin de bir sıralanmaya dayalı gelip geçtiğini biliyoruz. Bu mevsimler içerisinde bir ekim ve birde bu ekimin hasatının yapıldığı ayrı bir mevsim söz konusudur. Biz yaşantımızı bu kalıplar içerisinde şekillendirerek kurgulularız. Tüm bu anlatımları sabit değer olan yerçekimine bağlı olarak ortaya koyarız.
Doğada her şey sabit değerler anlatımlı sebep sonuç ilişkisi üzerinden devam eder. Hiçbir şey tesadüfle izah edilemez. Şayet tabiat yasaları kurallara bağlı olmasaydılar biz hiçbir işimizi göremezdik dolayısıyla bir beşeri hayatı oluşturamazdık. Yaratıcının sebep sonuç üzerinden ortaya koyduğu yasalar hiçbir şekilde insanlar tarafından ortaya konamaz. Bu düşünce insan da zorunlu olarak bir yaratıcı algısı oluşturacaktır. Algı zamanla bir fikre ulaşır. Bu fikir İlahi bir varlığın iman olarak ortaya çıkmasıdır…
Konu bütünsel bir anlatımla; tüm boyutlarıyla (simüle-bilinç-ruh-vicdan-akıl vb. kavramlar) birlikte yakın bir tarihte İnteraktif sitemizde ve Youtube kanalımızda uzun uzadıya yazılı ve sözlü bir anlatımla ele alınacaktır.
İki ayrı düşünürün kısa anlatımları üzerinden Allah’ın varlığı:
1-RENE DESCARTES: *Fransa M.1596 1650
‘‘Tanrı düşüncesi’‘ çıkış noktası olarak iki kanıtlama kullanır. Tanrı ‘‘en yetkin varlık’‘ ya da ‘‘en gerçek varlık’‘ tır. Descartes önce şöyle sorar. Böyle bir Tanrı kavramı bize nerden gelmiş olabilir? Algıladığımız nesnelerden gelmiş olamaz. Çünkü bunların hiç birisi sonsuz yetkin değildir. Bunların hiç birisine ‘‘en gerçek şey’‘ diyemeyiz. Bu düşünceyi biz kendimizde kendiliğimizden yaratmış olamayız. Çünkü biz kendimiz eksik ve sınırlı bir yaratığızdır. ‘‘Sonsuz ve en yetkin varlık’‘ düşüncesini nasıl kendiliğimiz den yaratabiliriz? Bu da olmayınca geriye ancak şu kalır. Tanrı düşüncesi yani’‘ sonsuz varlık’‘ kavramı ruhumuza kendisi de sonsuz olan bir varlık yani Tanrı yerleşmiştir. Tanrı ise bilincimizde ‘‘ Tanrı düşüncesi’‘ nin olmasından Tanrının gerçek varlık olduğunu da bir sonuç olarak öne çıkarabiliriz. Öyle ise Tanrı vardır.
2-Aguinolu Thomas: *İtalya M: 1225 1274. Dünyada her olup biten belli bir ereğe göre belirlenmiştir. Dünyada ki oluş ‘‘organik, teleolojik bir oluştur. Bu oluşu başlatan Tanrı’dır. Oluşun ereği amacı da Tanrının bilinebilmesidir. Tanrının ‘’ Madde bireyleme’’ yaratma ilkesidir. Aynı formun çeşitli maddelere bölünmesi, aynı ve ayrı cinsin çeşitli örneklerini ayrı ayrı ortaya konmasıdır. Ruh ise canlı oluşuyla nesneye biçim kazandıran güçtür. Maddesi olmayan salt formdur. Her ruh kendi başına bir öz ve aynı zamanda bir kişidir. Her bir kişi Tanrının özel olarak yaratmasıyla meydana gelmiştir.
Gelecek haftaki yazımız farklı inanç guruplarınca Allah’ın âlemleri yaratması…