Son yıllarda yaşanan teknolojik gelişmeler, cep telefonlarından televizyonlara, mutfak aletlerinden beyaz ev eşyalarına kadar pek çok ürün grubunda kendini hissettiriyor. Ancak bu cihazlar zaman içerisinde mevcut ihtiyaçlara karşılık veremez hâle geliyor ve çoğu zaman bir köşede kaderine terk ediliyor.
Örneğin, 2015 yılında son model olan bir cep telefonu ne kadar temiz kullanılmış, ne kadar özen gösterilmiş olursa olsun; gerek uygulamaların duyduğu yeni gereksinimler gerekse bireylerin artan beklentileri doğrultusunda yetersiz kalabiliyor. Bu aslında kaçınılmaz bir son. Ancak işlevini yitiren bu cihazlar çoğu zaman evlerde, kullanılmayan dolapların bir köşesinde beklemeye bırakılıyor. Tıpkı flaş belleklerin yaygınlaşmasıyla birlikte CD ve DVD’lerin bir kenara kaldırılması gibi.
Kullanılmayan cihazların bir köşede bırakılması ve yıllar boyunca öylece beklemesi, teknolojik aletlerin geri dönüşümü konusunda yaşadığımız eksiklikleri açıkça ortaya koyuyor. Bu cihazlar bozulduğunda ya da işlevini yitirdiğinde hayatımızdan gerçekten çıkmıyor; bir çekmeceye, kullanılmayan bir dolaba ya da evin kuytu bir köşesine bırakılıyor. Yıllarca atılmıyorlar ama kullanılmıyorlar da.
Üstelik mesele yalnızca evlerin düzeni ya da depolama alanlarının dolması değil. Elektronik atıkların çevreye verdiği zarar, çoğu zaman gözle görülmediği için yok sayılıyor. Oysa bu cihazların içindeki maddeler doğaya karıştığında, etkisini yıllar boyunca sürdürüyor. Biz fark etmesek de bedelini gelecek nesiller ödüyor. Bu alandaki geri dönüşüm çalışmaları mevcut olsa da yeterli düzeyde olmadığı açık. Daha bilinçli ve istekli bireylerin oluşması için bu konuda yürütülen kampanyaların hızlandırılması gerektiğini düşünüyorum.
Esen kalın…