Son zamanlarda mutlu olmak zorlaştı. Büyük hayaller kurmaktan değil, küçük şeyleri fark edememekten. Çünkü beklentiler yüksek. Böyle olunca insan, mutlu olmak için hep daha fazlasını bekliyor. Daha çok para, daha iyi bir iş, daha rahat bir hayat… Ama o daha bir türlü gelmiyor.
Yolunda giden bir gün, beklenmedik bir mesaj, sessiz bir akşam insana iyi gelirdi. Bunlar fark edilmeden geçip gidiyor. Çünkü zihnimiz hep bir sonraki sorunda, bir sonraki endişede.
Küçük şeylerle mutlu olmayı yeniden öğreniyoruz. Olmadıklarımıza odaklanmak yerine elimizde olanlara bakmak. Her gün eksilenleri saymak yerine, hâlâ kalanları görmek.
Siz isterseniz buna Pollyannacılık diyebilirsiniz. Bu zor bir hayatın içinde ayakta kalabilmenin yolu. Çünkü herkesin yükü var. Kimsenin hayatı dışarıdan göründüğü kadar kolay değil. Ama herkesin gün içinde tutunabileceği küçük anlar var.
Bir işi zamanında bitirmek, sevdiğin bir şarkıyı duymak, kısa bir yürüyüş yapmak, biriyle konuşmak. Bunlar hayatı değiştirmiyor belki ama insanın gününü değiştiriyor. Bazen de bu yeterli oluyor.
Mutluluğu sürekli büyük olaylara bağladığımızda, çoğu zaman mutsuz kalıyoruz. Çünkü büyük anlar nadir yaşanıyor. Küçük anlar ise her gün karşımıza çıkıyor. Mesele, onları görüp görmemek.
Yeniden öğrenmemiz gereken şey bu…