Her yıl 14 Şubat’ta vitrinler kırmızıya boyanıyor. Kalpler, güller, ayıcıklar, sözde indirimler… Her yerde büyük bir telaş. Sanki sevmenin, hatırlamanın, değer vermenin resmi bir günü varmış gibi. O gün aramazsan eksik, hediye almazsan kusurlu, paylaşım yapmazsan sevgisiz sayılacakmışsın gibi bir hava esiyor.
Ben hep şuna inanıyorum: Sevgi takvime sığmaz. Elbette kutlayanlara, o günü anlamlı bulanlara saygım var. Kimisi için bir başlangıcın yıldönümü, kimisi için özel bir anının tarihi. Ama benim kalbimde sevginin yeri başka. Benim için en kıymetli hediye, planlı ve “bugün almak zorundayım” duygusuyla alınan değil; durup dururken, bir vitrinin önünde görülüp “Bunu görünce aklıma sen geldin” denilerek uzatılan küçük bir pakettir. Belki pahalı değildir. Belki öyle gösterişli bir sürpriz de değildir. Ama içinde düşünülmüşlük vardır. İçinde aniden hatırlanmış olmanın sıcaklığı vardır.
Bir de şu var: Sıradan bir günde söylenen iki cümle… “Bugün çok yoruldun, fark ettim.” “Gülüşün iyi geliyor bana.” İşte bana göre aşk biraz da budur. Kalabalık restoran rezervasyonlarından, kırmızı balonlardan daha çok; gündelik hayatın içinde görünmek, fark edilmek, kıymet bilmek.
Sevgi, özel günlerde değil; en sıradan anlarda belli olur. Sabah uykulu bir halde hazırlanırken yapılan bir kahvede, yoğun bir günün ortasında atılan “Nasılsın?” mesajında, üşüdüğünde omzuna bırakılan bir cekette… Bazen düşünüyorum da; eğer sevgimizi göstermek için takvimde bir günü bekliyorsak, belki de asıl eksik olan o bekleyişin kendisidir. Çünkü sevgi ertelemeyi sevmez. İçinden gelince söylenmek ister. O an sarılmak ister. O an paylaşılmak ister. Belki de bu yüzden 14 Şubat bana biraz fazla gürültülü geliyor. Sevgi benim için daha sessiz, daha sade, daha içten bir şey. Gösterişli değil; derin. Büyük cümleler değil; küçük ama gerçek hisler.
Benim kalbimde en değerli hediye, “aklıma sen geldin” hediyesidir. En anlamlı kutlama, sıradan bir salı akşamında edilen içten bir teşekkürdr. En güzel sürpriz, hiçbir özel güne bağlı olmadan yapılan küçük bir iyiliktir. Çünkü aşk, bir güne sığacak kadar küçük değil. Sevgi de takvime yazılacak kadar sınırlı değil. Bence en güzeli, 14 Şubat’ı beklemeden sevebilmek.