Kayseri'de 15 yaşındaki Musa Kerim, 3 yıllık mücadeleyi kazandı!

Kayseri'de boğazındaki şişlikle hastaneye başvuran 15 yaşındaki Musa Kerim Özalpdemir'e Hodgkin lenfoma teşhisi konuldu. 3 yıllık tedavinin ardından kanseri yendi.

Kayseri'de 15 yaşındaki Musa Kerim, 3 yıllık mücadeleyi kazandı!

Kayseri'de 3 yıl önce boğazındaki şişlik nedeniyle hastaneye başvuran Musa Kerim Özalpdemir (15), Hodgkin lenfoma kanseri olduğunu öğrendi. Kayseri Şehir Hastanesi'nde tedavi gören Özalpdemir, yaklaşık 3 yıl süren tedavinin ardından kanseri yendi.

Kayseri'de yaşayan Musa Kerim Özalpdemir, 3 yıl önce boğazında yaşanan şişlik nedeniyle hastaneye başvurdu. Yapılan kontrollerde Özalpdemir'e Hodgkin lenfoma kanseri teşhisi konuldu. Bunun üzerine hastanede Özalpdemir'in tedavisine başlandı. Yaklaşık 3 yıl süren tedavi sonucu lise öğrencisi Özalpdemir, hastalığı yenmeyi başardı. Yaşadığı süreci anlatan Özalpdemir, ‘Hastalık sürecim boğazımda çıkan bir şişlik ile başladı. Bu şikayetle Kayseri Şehir Hastanesi’ne geldik. Burada Fatma Hoca ile tanıştım. Boğazımdan parça alındı ve Hodgkin lenfoma teşhisi konuldu. Hastalığımı ailem bana söylemeye çekinmişti. Ben de internetten araştırarak ve bazı tahminlerde bulunarak durumu öğrendim. Daha sonra aileme sordum ve bu şekilde kesin olarak öğrenmiş oldum. Tedavi sürecimde toplam 6 kür kemoterapi aldım ve bu süreç yaklaşık 8 ay sürdü. İki haftada bir Kayseri Şehir Hastanesi’ne tedavi almaya geliyordum. Kemoterapi yaklaşık beş saat sürüyordu. Tedavi sonrasında mide bulantısı ve halsizlik gibi zorluklar yaşadım. Zaman zaman yorucu bir süreç oldu ama en önemli şey moraldi. Bu süreçte ailem ve arkadaşlarım hep yanımda oldu. Onların desteği benim için çok önemliydi’ ifadelerini kullandı.

Kayseri'de 15 yaşındaki Musa Kerim, 3 yıllık mücadeleyi kazandı!

Sözlerini sürdüren Özalpdemir, şöyle konuştu: ‘Doktorum Fatma hocaya çok teşekkür ediyorum. Benimle aynı hastalığı yaşayan ya da tedavi sürecinde olan yaşıtlarıma şunu söylemek isterim: Uyku düzenine dikkat etsinler, iyi beslensinler, enfeksiyonlardan korunmaya özen göstersinler. En önemlisi de morallerini, umutlarını ve inançlarını kaybetmesinler. Bu süreç zor ama güçlü kalmak gerçekten çok önemli.’

Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Yandal Polikliniği Uzman Dr. Fatma Türkan Polat ise, bugünün 15 Şubat Dünya Uluslararası Çocukluk Çağı Kanserleri Günü olduğunu hatırlatarak, ‘Bugün vesilesiyle erken tanının ve bilinçli yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmak isteriz. Çocukluk çağı kanserleri dediğimizde 0-18 yaş aralığını kapsıyoruz. Günümüzde maalesef çocukluk çağı kanserlerinin tanısı artarak konulmaya devam etmektedir. Bunun nedenlerini iki ana başlıkta değerlendirebiliriz. Birincisi bağışıklık sistemidir. Gün içerisinde hücrelerimiz sürekli yenilenirken çeşitli hatalar oluşabilir. Normal şartlarda genetik kodlarımızın kontrol ettiği bağışıklık sistemi bu hataları düzeltir. Eğer bu düzeltme mekanizmalarında bir mutasyon ya da bozukluk varsa, hatalar birikmeye başlar ve hastalık ortaya çıkabilir. Vücudumuzun enfeksiyonlara karşı bir savunma sistemi olduğu gibi kansere karşı da bir savunma sistemi vardır. Bu sistemdeki eksiklikler hastalığın gelişmesine zemin hazırlayabilir. İkinci önemli faktör ise çevresel etkenlerdir. Net olarak ‘şu kesin kansere neden olur’ diyebildiğimiz faktör sayısı azdır ancak ciddi şekilde suçlanan birçok çevresel faktör vardır. Çocukların yedikleri ve içtikleri, temas ettikleri maddeler, çevre kirliliği, boyalar, katkı maddeli ve işlenmiş gıdalar gibi unsurlar risk oluşturabilmektedir. Tüm bu çevresel kirlenme, tanı sıklığının artmasına katkı sağlamaktadır’ ifadelerini kullandı.

Kayseri'de 15 yaşındaki Musa Kerim, 3 yıllık mücadeleyi kazandı!

‘Kemik İliği Ve Lenf Kanserleriyle Karşılaşmaktayız’

Çocuklarda en fazla kemik iliği ve lenf kanserinin görüldüğünü söylen Polat, ‘Çocuklarda her türlü kanser görülebilir ancak en sık kemik iliği ve lenf kanserleriyle karşılaşmaktayız. Bunun dışında beyin, böbrek, kemik, mide ve bağırsak gibi pek çok organın kanserleri de çocukluk çağında görülebilir. Ancak en yaygın olanlar lösemiler ve lenfomalardır. Lenf kanserleri, kemik iliği kanserleriyle birlikte en sık gördüğümüz ve sevindirici şekilde tedavi başarısı yüksek olan kanserlerdendir. Bu hastalık genellikle lenf nodlarında şişlik ile kendini gösterir. Vücudumuzun birçok yerinde lenf dokusu bulunur; boyun, karın içi, bağırsak çevresi gibi bölgelerde yer alır. Bu dokulardaki şekil bozuklukları ve şişlikler hastalığın belirtisi olabilir. Tanı sürecinde öncelikle fizik muayene yapılır. Ultrason, kan tetkikleri ve gerekirse kemik iliği aspirasyonu gibi incelemeler uygulanır. Eğer lenf nodunda normal yapının kaybolduğu düşünülürse biyopsi alınarak patolojik inceleme yapılır ve tanı netleştirilir. Sonrasında hastaya özel tedavi ve takip planı oluşturulur. Çocukluk çağı kanserlerinde belirtiler, hastalığın tuttuğu organa göre değişir. Beyin tümörleri havale, bilinç kaybı veya bilinç bulanıklığı ile gelebilir. Böbrek tümörleri idrarda kanama ve karın ağrısı ile ortaya çıkabilir. Karın içi tümörler karında şişliğe neden olabilir. Kemik tümörleri kemik ağrısı ile belirti verebilir. Yani hastalık nerede gelişmişse o bölgeye ait şikayetlerle başvuru olur’ ifadelerine yer verdi.

Kayseri'de 15 yaşındaki Musa Kerim, 3 yıllık mücadeleyi kazandı!

‘Kanıtlanmış Protokolleri Uyguluyoruz’

Kanıtlanmış protokolleri uyguladıkları belirten Polat, ‘Erken tanı, çocuklarımızın sağlıklı bir geleceğe adım atmasında en güçlü imkandır. Biz hastalara tanı koyduktan sonra, hastane ve bölüm olarak çocukla birlikte büyük bir mücadeleye başlıyoruz. Çünkü bazı hastalarda birden fazla işlem, birden fazla ameliyat ve birçok bölümün eş zamanlı müdahalesi gerekebiliyor. Tedavi sürecinde dünya çapında kullanılan, kanıtlanmış protokolleri uyguluyoruz. Gerektiğinde çeşitli akıllı ilaçlardan da faydalanabiliyoruz. Bu tedavilerin temininde Sağlık Bakanlığı’nın önemli desteği bulunmaktadır. Sürecin ilk dönemlerinde hastalar genellikle hastanede yatarak takip edilir. Bazı durumlarda başlangıçta ameliyat şansı olmayabilir; bu gibi durumlarda lezyonun ilaç tedavisiyle küçültülmesi hedeflenir’ diye konuştu.

‘Aileler De En Az Bizim Kadar Büyük Bir Mücadelenin İçine Giriyor’

Sürecin aileler için yorucu olduğundan bahseden Polat, ‘Biz sağlık ekibi olarak bu mücadeleye başlıyoruz ancak aileler de en az bizim kadar büyük bir mücadelenin içine giriyor. Sabır gerektiren, uzun ve yorucu bir süreç başlıyor. Çoğu zaman aileler başka şehirlerden, köylerden ya da çok uzak yerlerden gelebiliyor. Bu durumda ev desteği ya da akraba desteği her zaman mümkün olmayabiliyor. Hastanede yatan çocukların yanında genellikle refakatçi olarak anneler kalıyor. Bu süreçte annelerin çocuklara çok daha titiz, çok daha dikkatli ve özenli bakmaları gerekiyor. Çünkü tedavi alan çocukların bağışıklık sistemi daha hassas oluyor. Aileler bir yandan çocuklarının hastalığıyla mücadele ederken, diğer yandan evdeki diğer çocukları, iş kaygıları ve hayatın devam eden sorumluluklarıyla da ilgilenmek zorunda kalabiliyor. Bazı aileler için bu durum fiziksel olarak da bir ayrılığı beraberinde getirebiliyor; evde kalan çocuklar ve hastanede tedavi gören çocuk arasında bölünmüş bir düzen oluşabiliyor. Bu nedenle bu süreç çoğu zaman biz sağlık çalışanlarından çok aileler için daha zorlu ve daha sabır gerektiren bir dönem oluyor. Bizler de aileyle birlikte, el ele vererek bu sürecin hasta yararına en iyi şekilde sonuçlanması için çalışıyoruz’ ifadelerini kullandı.