menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

BİR KUŞ KADAR

Yücel CAN
Yücel CAN
26 Mayıs 2019, Pazar

Herkesin bir dünyası var elbette. Bizim yaşadığımız Dünyanın da bir gerçeği, yaşı ve yaşam şekli var. Muntazam yaratılan Dünya alemlerle, ilginçliklerle dolu. Yedi milyarın üzerinde insanın yaşadığı Dünyamızda bulunan yedi kıta mevcut. Bu kıtalardan Asya ve Afrika diğer kıtalar göre daha mahzun, daha mazlum, daha sıkıntılı, daha çok ağladığı veya ağlatıldığı gözden kaçmayan bir gerçektir.


Oysa bu iki kıta coğrafi, yeraltı kaynakları, tarım, tarih gibi özellikleri itibariyle daha zengin ve fazla geniş kaynaklara sahipken neden ile başlayan sıkıntıların buralarda saklı olduğunu görmek mümkün. Hatta medeni yetin en zengin olduğu yerler Asya ve Afrika Kıtasıdır demek abartı olmaz. Dünyanın ihtiyaç duyduğu yeraltı kaynakları, enerji kaynaklarının nerdeyse merkezi bu iki kıtadır da denilebilir. Ulaşımın kalbi de burasıdır demek de bir başka gerçektir. Bir başka önemli gerçek de semavi üç dinin peygamberlerinin doğduğu, dini hayatın neşvü nema bulduğu, hatta kıyametin bu bölgede yani Ortadoğu’da kopacak olmasıdır. Daha bu tür özellikleri saymak ve çoğaltmak mümkün…

Ama gelin görün ki gözyaşının, kanın dinmediği; feryatların arşı alay yükseldiği ağıtların yakıldığı, özlemlerin sevdaya döndüğü, acıların dinmediği, toprağın kan ve gözyaşına bürünerek hasret koktuğu, hasretin ve sılanın sonlanmadığı topraklar da maalesef bu kıtadadır. Nedense hüzün, şiddet hep bu kıtlarda yaşıyor ya da yaşatılıyor.

Bu kıtalarda gün yok ki yaralama, bombalama, silahlı çatışma, gasp, savaş çığlıkları ve ölümler olmasın. Bu kıtalarda kavga ve şiddet o bölgede yaşayanlardan çok Batılı, Süper Devletlerin kışkırtmaları, kavganın silahla ve değişik şekillerde desteklenmesi ile meydana getiriliyor.

İnsan hakları, demokrasi(!) adına dünyanın ta bir ucundan gelinerek buraları manda, himaye ve sömürge altına alınması adet haline getirilerek normal karşılanır olmuş.

Asya Kıtasında içişlerinde sınırlı, sınırlı egemen ve hürriyetini kazanmış olarak yetmişe yakın ülke var. Bu ülkelerden Filipinler, Kore, Tayland ve Vietnam sıkıntı yaşayan devler arasındadır. Afrika Kıtasında da bu sayıya birkaç tane ekleyin o kadar…

Ya bu iki kıtadaki İslam Ülkeleri ne alemde derseniz?

Türkiye ve komşuları ile Ortadoğu ekseninde bakmak gerekirse; iki bin öncesinde Kuveyt, Irak ve İran ile yapılan savaşlar ve sonrasında yaralarını sararken Irak adeta haritadan silindi. Silinen Irak’ın insan hakları ihlal edilerek Irak parçalara bölündü. Türk Cumhuriyetleri, Doğu Türkistan, Kırım, Balkanlar ve Kıbrıs kanayan yaranın bir başka yüzü olarak bazen tansiyon düşürülerek, bazen de yüksek ateşle sıkıntılar ilk günkü gibi tazeliğini koruyor.

 


İsrail’in hunharca ve gaddar yaklaşımına! Batının ve Amerika’daki Yahudi lobilerinin çifte standart demokrat! destekleri ile gün yok ki Libya, Lübnan, Suriye,  Mısır ve Filistin’de ateşler sussun, sessiz ve huzurlu bir gün olsun. Arap Baharı ile Tunus, Yemen yoklanmıştı. Arakan’da hayvanlara yapılmayanlar hala gayrı insani bir şekilde işkenceler yapılıyor, Afrika kan ağlıyor. Kısaca İslam Alemi fitnenin, fesadın, kavganın, şiddetin, her türlü alçaklığın, kötülüğün içerisine atılmış, insanlık birçok alanda can çekişiyor.

Dün Cezayir ve Ruanda karıştırıldı. Cezayir de bir buçuk milyonun üzerinde insan öldürüldü, hiç söz hakkı verilmeden ölüm, yaralanma, tecavüz gibi her türlü pislik sergilendi. 2,5 milyonun üzerinde Cezayirli tehcire zorlandı. Ruanda'da Hutu ve Tutsu Kabileri birbirine kırdırıldı. Kim yaptı Fransa? Batı bu çifte standardı izledi ve destekledi. Çünkü Müslümanlar yok ediliyordu. Peki, İslam Ülkeleri ne yaptı. Başka...

Bosna'da Srebrenitsa'da katliamlarla, toplu ölümlerle bir nesil yok edildi. Sırplar toplu öldürme ile 8.300 kişiyi öldürdü. Toplu mezarlar, vahşet kayıtlar II. Dünya Savaşından sonra insanlığın en büyük suçu olarak kayda geçti. Batı ne yaptı, izledi. Ya İslam Ülkeleri ne 

Ermeniler, Sovyetlerin 366. Mekanize Alayının da desteği ile Azerbaycan'ın Hocalı kasabasında, 83 çocuk, 106 kadın ve 70'den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 kişiyi katletti. Yaşanan sadece insanların katledilmesi değildi. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde birçoğunun yakılmış olduğu, gözlerinin oyulduğu tespit edildi. Hamile kadınlar ve çocukların da bu vahşete maruz kaldığı 

İlk dönemlerinden beri onlarca medeniyetin ayak izlerinin silinmediği Filistin, Osmanlı İmparatorluğu savaşı kaybedince bugünkü Birleşmiş Milletlerin temelini oluşturan Milletler Cemiyeti, Filistin'i İngiliz himayesine (manda) verdikten sonra İsrail'in zulmü hiç eksik olmadı. Sapan ve taşlar karşısındaki tanklar, kimyasal silahlar İslam Aleminin ve Filistin’in baş belası İsrail’in zulmünde babasını bekleyen kız çocuğunun feryadı ve küçük yavru Muhammed’in kahpe bir şekilde öldürülmesi. Bir avuç Yahudi, dünyanın tadını bozuyor ve Müslüman’ın kanını içiyor. Batı izliyor. Ya İslam Ülkeleri ne yapıyor?

Dik duran ve daha önceleri İslam’ın bayraktarlığını yapan Türkiye karıştırılarak, ümitler yıkılmaya, ortalık karıştırılmaya çalışılıyor. Suriye’de matemin adı normal hayat olmuş.

İnsan hakları ve demokrasiyi her fırsatta ağzından eksik etmeyen Batı, Mısırdaki kardeşlikten, barıştan, dahası İsrail’e her türlü desteğin kesilmesi endişesinden ve halktan biri olan Mursi ve yönetiminden Türkiye gibi ikinci bir gücün dirilme korkusundan her türlü zulüm baş göstertiliyor, insan hakları, adalet sadece yazıda var. Sisi, Batının desteği ile Mısır’da sisi eksik etmiyor her yer dumanlı, karanlık ve bir o kadar insanlık can çekişiyor. Tahrir, Mursi susturuluyor, Rabia adeta simge haline geliyor. Acılara acılar ekleniyor. Demir parmaklıklar arkasında 529 keyfi bir sorgulama ile idama mahkûm edilmiş. Her yerde zulüm ve adaletsizlik kol geziyor. Adalet haklının değil, güçlünün ve zorbanın yanında. Kemal Sunal’ın karlar eriyene kadar ilçeyi kaymakam ve hakim olarak yönettiği şartları insan adeta arar oluyor. Vah insanlık, vah adalet vah!

Bana ne orası Mısır, bana karışmayan yılan bin yaşasın, oh oh diye kendimizi bir kenara mı atacağız?

Yoksa kendimizi kandırarak ben kimim ki onlara yardım edeyim mi diyeceğiz? Yoksa..

 Ama batı, İsrail, demokrasi, insan hakları ve adalet adına orada…

Ya aklımızı, kalbimizi nasıl ikna edeceğiz?

Aynaya baktığımızda kendi samimiyetsizliğimize ne diyeceğiz.

Yeri geldiğinde kutlu doğum, Resulullah’ı örnek aldığımızı söylüyoruz. Bakın O Peygambere o zaman…

“ Beş yaşlarında Zeyd diye bir çocuğun çok bağlandığı, çok sevdiği, adını Umeyr koyduğu küçük bir kuşu varmış. Hz. Peygamber Zeyd’i her gördüğünde “Umeyr’in babası” anlamında Ona “Ebu Umeyr” iye hitap edermiş. Bir gün Zeyd’in kuşu ölmüş. Onun ölümü Zeyd’i çok üzmüş. Kuşun öldüğü günlerde Hz. Peygamber Zeyd’in evine gitmiş. Çocuğun kederli hali, Hz. Peygamber’in merhametli kalbini etkilemiş. Onu neşelendirmek istediğinden çocuğun saçlarını okşayarak yanağını öptü. Gülümseyerek: Ya Ebu Umeyr! Nüğayr (serçe kuşuna benzeyen bir kuş veya bülbül) ne oldu, hayvanı ne yaptın?” demiş. Hz. Peygamber’in kalbe huzur veren ilgisiyle ferahlayan Zeyd, bu söze çok gülerek acısının paylaşılmasından ve birliktelikten çok memnun olmuş.

Bir hayvana, kuşa gösterilen merhamet ve onun sahibine verilen değer ve onun acınsın paylaşmak. Örnek ise burada. Mısırdaki kardeşlerimizin bir kuş kadar değeri yok mu acaba?

Ölüm takdiri İlahi. Ancak tepki adaletsizliğe, haksızlığa. İnanın orada darağacına gidenler ölümden bile korkmuyordur. Ama bizim tepki vermemiz lazım, tepki vermeyen insanlardan, duyarsızlıktan korkmamız lazım.

Hani bir de bizim kitabımız, Kuranı Kerimimizi var ya! Bakın oralarda neler yazıyor.

Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Allahın ipine sımsıkı sarılın. Adaletle hükmedin. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız…

O halde hiç değilse karınca misali de olsa safımızı belirlemeliyiz. Zulme rıza zulümdür. Mısır'da 529 idama sen de dur de. Ya tepkini göstererek idamlara dur de, sessiz ve tepkisiz kalma. Ya da Sen, idam edenlerin safında yer alarak Mısır'da idam edenlere katkıda bulunarak sen de bütün insanlığı öldürmüş gibi günahkâr ve suçlu ol demeliyiz. Tercih herkesin elinde... 

Ben Mısırım, Ben Filistin’im, Ben Doğu Türkistan’ım, Ben Kırımım, Ben Bosna’yım, Ben Hocalıyım...  Ben Mısırım diyerek baharın ve sonrasındaki gelecek yaz ayına doğru karanlığa dur demeliyiz. Çünkü her insan bir değerdir. Ve Mısırdaki kardeşlerimizin en aza bir kuş kadar da olsa değeri olduğunu hatırlamalıyız.

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır