menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

Kayseri Süper Ligde

Şenel GÜNGÖR
Şenel GÜNGÖR
27 Ağustos 2020, Perşembe

Samimice ifade etmem gerekirse, yazımı yazmak için bilgisayarımın başına oturduğumda kafamdaki taslak "piyasalar" üzerine idi.

Ancak, dünya ile birlikte ülkemizi de etkisi altına alan  Corona Covid-19 salgın hastalığı  ile ilgili şehmizde başta Sn.Valimiz ve İl Sağlık Müdürümüz olmak üzere ve hastanelerde konularında uzman değerli hekimlerimizin, aile hekimlerimizin, eczacılarımızın, sağlık çalışmalarımızın, kolluk kuvvetlerimizin, yerel siyasetçi ve yöneticilerimizin, ilgili STK yöneticilerimizin vs.vs.halkımızı  kurallara uyma konusundaki  mütemadiyen hatırlatmalarına, ricalarına, hatta yalvarmalarına rağmen, her ne hikmetse  "umurumda mı Covid-19! umurumda mı dünya! " havasında bir görünüm arz ediyor olunca Kayseri'miz; kayıtsız kalamayarak daha önce Covid-19 ile ilgili 5 bölümlük yazı dizim olmasına rağmen, ucunda ölüm" olan bu ihmalliği, umursamazlığı şehrimin insanına yakıştırmadığım için olsa gerek,  bu yazıyı yazarken buldum kendimi.

Sanki, 81 ilde  Covid-19 koşusunda ilk 3-5 şehrin arasına girmek istercesine, Kayseri dolu dizgin, dört nala koşuyor.

Bazen, salgın Kayseri'ye mi veda etti ?
Ya da Türkiye'yi mi terketti de bizim haberimiz yok, diyesi geliyor insanın.

Amacım, asla moral bozmak, öldük-bittik demek değil.
Artış, Türkiye genelinde ve dünya genelinde var zaten.
Ölümcül olan bu salgın, dünyayı pençesine aldı, bırakmıyor.
İnsanlık ne zaman kurtulur bu illetten, belli değil.

Belki uzunca bir süre bununla yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. 

Fakat  bunu unutamayacağımız travmalar yaşamadan, kayıplar vermeden becermemiz önemli.

Evet sağlık kapasitemiz iyi, hekimlerimiz ve diğer sağlık  çalışanlarımız fedakâr, çalışkan.

Lakin, yer şeyin bir sınırı var. 
 
Sağlık ordumuz 6 aydır çok yoruldu ve  çok şehit verdi bu salgında.

Kayseri "Süper Ligde" olmak zorunda değil Covid-19'da.

Şehir olarak, bu salgından korunmada ve  bulaşı 
azaltmada da örnek olabilecek, derli toplu, yönetilemiyecek kadar büyük olmayan, insanı da bilinçli kadim bir kentiz aslında.

Neden böyle yapıyoruz?

Anlaşılır gibi değil.

Her şeyi  devletten beklemeyen, girişimci, çalışkan bir ruha da sahibiz şehir olarak.

Parayı da severiz.

Bu salgının ucunda,  hem para, hem kendi canını ve/ya sevdiklerinin ya da masum başka insanların canını kaybetmek de var.

Başka ne olsun ki ?

Şehrin  yöneticileri daha ne yapsın ?

Çin'in bazı kentlerinde olduğu gibi kurallara uymayı  sağlamak için devlet zor kullanmak mecburiyetinde mi kalsın ?

Ya da her yere jandarma /polis/bekçi /zabıta/güvenlik görevlisi mi yerleştirsin ?

Ya da kurallara uymak için illa bir yakınını/sevdiğini mi kaybet lazım ?

Öğrenmenin, bilinçlenmenin  etkin ve en maliyetsiz yollarından biri de  başkalarının tecrübelerinden, yaşam  hikayelerinden ders çıkarmak değil midir ?

Ülke olarak, birkaç yıldır hatta özellikle de 2018'den beri belirgin bir şekilde ekonomi ile yatıp, ekonomi ile kalkarken, Mart 2020'den itibaren de dünya ile birlikte Covid-19 pandemisi de eklenince, belirsizlik, endişe, kaygı, rasyonel düşünceye sahip insanlarımızda ister istemez tavan yaparken, ilginçtir ama bazıları hiç umursamıyor.

Aslında, hem ekonomimizin, hem de canımızın sağlığı birlikte hayati önem taşıyor.

Hatırlayalım ; "ölüm dışında her şeye çare bulunur, ucunda ölüm yok ya gibi " kültürel söylemlerimizin yanında, yine zor, sıkıntılı ve üzüntülü zamanlarda da  favori teselli cümlemiz ; "canın sağ olsun, sağlık olsun, bir şekilde hal edilir", oluyor. 

Ama neyle ?

Tek etken olmamakla birlikte mikro ya da makro alanda yani kişisel, kurumsal ya da kamusal alandaki bir çok sorunun, zorluğun aşılabilmesinde ekonominin, paranın, varlığın gücü yadsınamaz.

Hele ki; ülkeler liginde, "paran kadar, ekonominin gücü  ve sağlamlığı kadar, bilim ve teknolijin kadar konuş", jargonunun daha da çok kıymete bindiği ve de gerçekliğini yaşadığımız günümüz dünyasında.

Para-güç, belki bireylerin saadeti  için her zaman birinci planda olmasa da,  ülkelerin saadeti de, sağlığı da ekonomilerinin gücü ve sağlamlıği ile doğru orantılı.

Tabi ki; hem bireysel hem de ülke boyutunda her ikisi,  yani sağlık  ve ekonomik güç birlikte olunca değer ifade eder. Ama tercih durumda ; önce "can", önce "sağlık" diyoruz.

Bu bağlamda,  pandeminin ilk üç ayında getirilen ciddi düzenleme, devlet desteği, kısıtlama ve yasaklarla vakaa sayıları aşağı seviyelere gelme trendini denerken, hatta ülke olarak kendimizi birçok gelişmiş ülkeye kıyasla çok da  başarılı addederken, Kayseri'mizde hakeza öyle idi, ekonomide çarkların dönme zorunluluğu ile bağlantılı, 2020 Haziran başından itibaren artan oranda, ulusal ve uluslararası boyutta "yeni normaller" dediğimiz "maske+mesafe+hijyen" kalkanı altında, devlet bazı kısıtlamaları kaldırmak zorunda kalmış olabilir. 
 
Ama bu durum kendimizi  "saldım çayıra, Mevlam kayıra" ya da "bana bir şey olmaz" moduna sokmamızı gerektirmiyor.
 
Tatile gitmek, sosyallesmek, gezmek tabiki herkesin hakkı. Ancak, içinde bulunduğumuz  ve ne zaman kurtulacağımızı hiç kimsenin bilmediği, ölümle sonuçlanabilen bu riskli salgın hastalık sürecinde, bazı istek ve ihtiyaçlarımızı karşılarken, asla eski davranış kalıplarımız, rahatlığımız ve alışkanlıklarımızla hareket etmemiz gerekir. 
Bizim en ufak bir relaks davranışımızın, can/lara mal olabileceğini hesap etmemiz insanlık vazifemizdir.
 
Genç olabiliriz. Salgın hastalığı semptomsuz atlatıyor olabiliriz.
 
Ya da virusu taşıyıcı olduğumuzun farkında  olmayabiliriz. 
 
Lakin, kurallara uymadığımızda birilerini canından edebiliriz. 
 
Bu durum, çok ciddi bir sorumsuzluk ve vebaldir.
 
Bireysel ya da ülkesel fark etmez, sağlık için maddi güç, kamusal deyimle  ekonomik güç gerekli , bireysel olarak kazandığın paranın sefası için  yine sağlık, kamusal ifade ile de ekonominin sürdürülebilirliği için de sağlıklı olması gerekir.
 
Hal böyle olunca, insanlık olarak, Tükiye  olarak, Kayseri olarak yaşadığımız bu olguyu, bu gerçekliği  " tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan çıktı" misaline döndürmeden, birinin olması diğerinin varlığını zorunlu kıldığı mantığından hareketle,  hem ekonomide olabildiği kadar çarkların dönmesini sağlamak, hem de bu salgın  hastalık ile en az zaiyatla baş etme becerisi kazanmak zorundayız. 
 
Hayat, salgın hastalık da olsa devam ediyor. Yaşamımızı idame ettirmek için pandemik hastalık süreci sürüyor olsa da çalışmak zorunda olanlar var. 
 
Ama çalışırken, ya da sosyal ortamda bulunurken, tatildeyken canımızı ve/ya canlarımızı bu salgına feda etmemek için, maksimum seviyede kurallara uymak, uymayanları da nazikçe uyarmak zorundayız. 
Hatta gerekirse ilgili mercilere bilgi vermek de gerekebilir bu kural ihlalleri ile ilgili. Lakin, bilgi verme durumu, amiyane tabirle "ispiyonlamak" değil, toplum sağlığı için ciddi bir bireysel sorumluluktur.
 
Belki kural ihlalleri  ile ilgili cezai müeyyideleri daha çok yaygınlaştırmak  gerekebilir. 
 
Duyarız hep, "silahına bakım yaparken, çocuğunu/ arkadaşını vurdu" şeklinde acı haberler. 
Aynen o şekilde,  bu pandemik hastalık sürecindeki sorumsuz davranışlar, istemeyerek de olsa canlara mal olabilir. 
 
Hangi ortamda olursak olalım, gerçekten  bilim insanlarının, şehir yöneticilerinin  önerileri doğrultusunda hareket etmek, münkün olduğu kadar kalabalık ortamlardan uzak durmak, konulan kurallara en üst seviye uymak insani görevimizdir, sorumluluğumuzdur.
 
Unutmayalım,  bu pandemik hastalık belki bir ya da birkaç kişiden dünyaya yayıldı.
 
Daha önceki bir yazımda da belirttiğim üzere; 
"Dünyada hepimiz iyi değilsek, aslında hiçbirimiz iyi olamıyoruz". 
 
Sağlık dileklerimle,
 
Maske+Mesafe+Hijyen
 

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016-2019
Kayseri Anadolu Haber Gazetesi
Kayseri Haber, Son dakika Kayseri haberlerini buradan takip edin. En son kayseri haberleri Kayseri Anadolu Haber'de.

Sitede kullanılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve meteryaller hiçbir şekilde kullanılamaz!

Künye

Yazarlarımız

İletişim

Adres

Sahabiye, Ahmet Paşa Cd. No:7, 38010 Kocasinan / Kayseri

Telefon

+0.352 222 51 13 - 14

Email

kayserianadoluhaber@msn.com
Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır