menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

Covid-19 Pençesinde Dünya Ekosistemi ve Türkiye - 4

Şenel GÜNGÖR
Şenel GÜNGÖR
09 Ağustos 2020, Pazar
Değerli okurlarım, ilk üç bölümü 24-29 Temmuz 2020 ve 3 Ağustos 2020'de yayımlanan "Covid-19 Pençesinde Dünya Ekosistemi ve Türkiye"  başlıklı yazı dizimin bu dördüncü bölümünde; salgın sürecinde ülkemizdeki gündem ile ilgili tespitlere, yer vermek istiyorum.
 
Salgın nedeni ile dünyada belki de tarihin en büyük istihdam kaybının, ekonomik sıkıntı ve istikrarsızlıkların olabileceği endişesi yaşanırken, biz ülke olarak, Mart 2020'den beri içinde bulunduğumuz Covid-19 sürecinde gündemde hangi konuları önceleyip, tartışmışız ? 
 
İlk aklıma gelenlere kısaca göz atalım; 
 
--Sizde hatırlayacaksınız, ABD merkezli "Rand Co" firmasının ortaya attığı Türkiye'de "darbe" olacak muhabbeti, TV ekranlarında onlarca insan tarafından saatlerce ve boş boş tartışıldı.
-- Sonra densiz bir kadın başka bir kadınla ekranlara çıkıp(adlarını vermeye gerek yok)15 Temmuz hain darbe kalkışmasına atıfda bulunarak, "aile olarak 50 kişi halletmek" potansiyellerinin olduğu gibi absürd bir şeylerden bahsedip, adeta site komşularını fişledi. Arkasından, daha da beter bir zatın; zuladaki silahlardan, ölüm listelerinden söz ederek, tehditler savurması gibi abuk sabuk şekilde yine gündem işgallerini yaşadık.
-- Derken; "İş Bankası hisselerinin hazineye devri" muhabbeti içinde bulduk kendimizi. Sonuç; daha önce olduğu gibi şimdilik bu konu tekrar rafa kaldırıldı. Belki ansızın meclis genel kuruluna bir torba yasa konsepti içinde yeniden gelebilir.
--Aradan kısa bir süre geçti, bir baktık ki bu sefer tartışma mevzuu "Ayasofya" oldu.Doğrusu bir vatandaş olarak "Ayasofya"nın tamamen ibadete açılması ile ilgili bir yıl öncesinden Sn.Cumhurbaşkanımızın bu konudaki söylemlerini hatırlayınca bir anlam verememiştim.
Yinede, bu konuda büyüklerimizin vardır bir bildikleri deyip, hatta ekranlarda konunun tartışıldığı saatlerde kitap okumayı tercih etmiştim. Ancak gündemi göz ucu ile takip ederken, dış dünyada başta Yunanistan, Rusya, ABD gibi bazı ülkelerden değişik sesler gelmeye başladı. Sonuçta; "Ayasofya" bizim "egemenlik" sorunumuz. Kime ne ki ? Aslında bir KHK ile de açabilirdik. Ancak; konu Danıştay'a havale edildi ve sonuçda 24 Temmuz 2020'de protokol erkanı ve halk cuma namazını kıldı.Allah hayırlı, uğurlu etsin. Zaten tapu tescili cami statüsünde olup,1934 yılında müze statüsü verilmesi, I.Dünya Savaşı sonrası yedi düvelin işgal edip, parçalamaya başladığı Osmanlı İmparatorluğunun küllerinden, çağın lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde, dünyada  eşi benzeri olmayan ve büyük bir milli mücadele ile kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin; dünyayı kasıp kavuran "1929-30 Büyük Ekonomik Buhran"sonrasında, II.Dünya Savaşı'na doğru evrilen yerkürede, o süreçte ülkemiz için hasıl olan dış siyasi ihtiyaç nedeniyle Ayasofya'ya "müze" statüsü verilmiştir. 
Fakat ; ne yazık ki; kısmi olarak ibadete zaten açık olan ve yıllar sonra bu sefer de belki iç siyasi ihtiyaç nedeni ile tam kapasite ibadete açılan Ayasofya, hiç hak etmediği bir şekilde; Diyanet İşleri Başkanı'nın akılllara zarar konuşma metni, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü kast ettiği yorumu yapılan "lanet"sözcüğünü kullanması, 21.yy'da kılıç kuşanarak minberde dünya devletlerine, geçmiş kaynaklı ve geleceğe yönelik subliminal mesaj verme niyeti olarak yorumlanacak, talihsiz tavır ve davranışlar, sarfedilen sözler sonucu bir iç siyasi gündem malzemesi haline getirildi.
-- Diğer bir konu; yıllardır, gündemin hiç eskimeyen ve bir arpa boyu da yol alınamayan, çoğu zaman aralarında bir kadın dahi olmadan, aynı zamanda sorunun kaynağı olan erkeklerin, genelde kendi kendilerine tartışıp, aynı anda savcı-avukat ve hakim rolü de üstlenip, günlerce ekranlarda içi tamemen boş konuşmaya devam ederken; yine her gün kadınların katledildiği, insanlık suçu olan kadına yönelik şiddet ve 
cinayetler hız kesmeden, hatta artarak devam ederken ; Ankara Barosu'nun, Diyanet İşleri Başkanı'nın bir konuşmasına verdiği karşılık sonucu, yine gündeme iki konu daha düştü. Birincisi baroların bölünmesi/yeniden yapılandırılması. İkincisi de İstanbul Sözleşmesi'nden Türkiye'nin çekilmesi olmak üzere. 
İktidar/cumhur ittifakı, baro sorununu kökten halletmek için akıllara ziyan denebilecek  bir "çoklu baro" teklifini gündeme getirdi.Bunu kabul etmeyen 80 ilin baro başkanları/avukatlar, bu teklife karşı demokratik haklarını kullanmak istedi ve zor şartlarda yürüyüşler /protestolar yaptı. Ancak savunma makamının itirazları pek bir işe yaramadı. Sonuçta, mevzuu  ile ilgili yasal düzenleme TBMM'nden geçti.Bundan sonra da muhalefet tarafından konu muhtemelen Anayasa Mahkemesi'ne götürülecektir.
Her gün insanlık suçu işlenerek kadınlar canavarca hislerle ve hunharca katledilmeye devam ederken, diğer konu olan ve aslında  2011 yılında imzalanan ve o dönemde de siyasiler tarafından ülkemiz için övünç kaynağı olarak lanse edilen, meşhur "İstabul Sözleşmesi" her ne hikmetse, ekranlarda arz-ı endam eden, malesef ki; yine erkek ağırlıklı, onlarca tartışma ustası tarafından gündemde tutulmaya devam ediliyor. Kendini dindar/muhafazakar kabul eden, ancak bana göre yobaz ve okuduğunu hiç anlamayan ve söz konusu sözleşmenin aile yapımıza zarar verdiğini iddia eden ve 9 yıldır bu konuda ses çıkarmayan belli bir azınlık, sözleşmeden ülkemizin çekilmesi için iktidara baskı yapıyor.Kadın dernekleri başta olmak üzere, geniş ve bilinçli bir kesim ise sözleşmeden Türkiye'nin çekilmemesi için iktidarı ikna etmeye, kasıtlı olarak tamamen yanlış yorumlanan sözleşme maddelerinin, gerçek muhteviyatı ve asıl amacı ile ilgili de toplumda farkındalık yaratmak için ciddi çaba harcıyor. İstanbul Sozlesmesi'nin akıbetini göreceğiz hep beraber. Ancak; Kadın cinayetleri, kadına karşı şiddet, Türkiye için çok yakıcı olan bir sorun olup, her türlü siyaset ve ideoloji üstüdür. Ve asla siyaset malzemesi ve hiç bir şeye pazarlık konusu yapılamaz(insanlık suçu olan bu konuya, başka bir yazımda daha geniş yer veriyor olacağım).
 
Tabii, bunların dışında halkın tek derdi imiş gibi erken/ baskın seçim olacak mı muhabbetleri vb.sunni gündem malzemesi yapılan başka konular da var. 
 
Peki bu süreçte halkın gündeminde öncelikli olarak neler vardı derseniz ; Gelecek endişesi, salgın hastalığa yakalanma kaygı ve korkusu, çocuklarının eğitimi, lise-üniversite giriş sınavları, işsizlik, geçim sıkıntısı, kapanan işyerleri, nerdeyse alt üst olan yaşam rutinleri, kısıtlı yaşam ve yeni normallere alışamama stresi, evlat, torun, dost arkadaş özlemleri ve daha niceleri.
 
Yazı başlığı muhteviyatı son bölümde buluşmak dileği ile zorunluluklar dışında evde kalın, sağlıklı kalın.
 
 

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016-2019
Kayseri Anadolu Haber Gazetesi
Kayseri Haber, Son dakika Kayseri haberlerini buradan takip edin. En son kayseri haberleri Kayseri Anadolu Haber'de.

Sitede kullanılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve meteryaller hiçbir şekilde kullanılamaz!

Künye

Yazarlarımız

İletişim

Adres

Sahabiye, Ahmet Paşa Cd. No:7, 38010 Kocasinan / Kayseri

Telefon

+0.352 222 51 13 - 14

Email

kayserianadoluhaber@msn.com
Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır