menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

8 Mart'ın Ardından !

Şenel GÜNGÖR
Şenel GÜNGÖR
11 Mart 2021, Perşembe

Birleşmiş Milletler tarafından tüm dünyada 8 Mart tarihinin kabul edilmesi 1977 yılında olmuş olup, Türkiye'de 1980 Darbesi ile kesintiye uğrasa da 1984'den beri itibar edilen aslında bir anma günü olmasına rağmen, biraz siyasi, biraz ticari sebeplerle kutlama günü olarak da bilinir...

"8 Mart Dünya Kadınlar Günü"İnsan hakları temelinde kadınların ekonomik, siyasi ve sosyal bilincinin arttırılması  ve bu alanlardaki sorunlarının çözüme kavuşturularak, başarılarının yükseltilmesine yönelik olarak ülkemizin de dahil olduğu uluslararası arenada anılmaktadır...

Kadınlar Günü için 8 Mart tarihinin seçilmesinde farklı birçok iddia olmakla birlikte en fazla kabul görenler ;

ABD’de 1857, 1908, 1911 yılında gerçekleşen, birbirine benzerlik gösteren ve kadın işçilerin/emekçilerin grevi ve hak talepleri ile ilgili hadiseler olduğu yönündedir.

Bunların en acı ve etkilisinin 8 Mart 1857 yılında gerçekleşen ve Amerika’nın New York şehrinde kadın tekstil işçilerinin grevinde çıkan olaylarda, kadın tekstil işçileri grevde iken polislerin kadın işçilere saldırıp, onları  fabrikaya kilitlemesi ve sonrasında çıkan yaygında 120 kadın işçinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan kadın işçilerin grevi olduğu ifade ediliyor.

Bunların dışında, 1917 yılında Çarlık  Rusyası’nın  yıkılmasına da sebep olan olaylardan olarak gösterilen, "ekmek ve barış istiyoruz" sloganı ile de bilinen "Kadın Yürüyüşü"nün de 8 Mart'ın belirlenmesinde etkisi olduğu bazı kaynaklarda ifade ediliyor.

Evet yine. 8 Mart nedeniyle devletin/iktidarın tepesinden, muhalefet partilerilerinden, şirketlere ve derneklere, atanmış-seçilmiş üst düzey yöneticilerden holding yöneticilerine, kentlerin mülki amirlerinden  kanaat önderlerine ve nice kişi ve kurumlardan tahmin ettiğiniz  üzere, toplumsal cinsiyet eşitliğinin gerekliliği konuşuldu,  özel mesajlar yayımlandı, temenniler ifade edildi. Ve güya toplumda farkındalık arttırıldı.

Ekonomiden eğitime, siyasetten sosyal hayata, yönetime dek, kadın varlığımızın daha etkin, görünür olması gerektiğine vurgular yapıldı !

Velhasıl, 8 Mart için retorikte/söylemde müthiş konuşmalar, şovlar sergilendi. Pozitif ayrımcılıktan dem vuruldu.

Amiyane tabirle, mangalda kül bırakılmadı.

Tüm bu taahhüt ve temennilerin, söylemlerin her zaman olduğu gibi lafta kalacağını hepimiz biliyoruz.

Mesela ;  Geçen sene aynı etkinliklerin yapıldığı 8 Mart'tan bu yana kadınlar için ne değişti ?

Ve  gelecek sene 8 Mart'a kadar ne değişecek ?

Kadına yönelik şiddet azaldı mı ?

Katledilen kadın sayısı düştü mü?

Yasalarda güvence altına alınmış olmasına rağmen,

iş dünyasında ciddi sorun olmaya devam eden  kadın-erkek için "eşit işe, eşit ücret" konusunda bir ilerleme sağlandı mı ?

Bu konularla ilgili bir araştırma yapıldı mı?

Hepsine cevabım : HAYIR

İşte işin asıl püf noktası tam da  burası :

Yapılması gereken ;

İlk önce kadına yönelik şiddetle tam anlamı ile mücadele etmek olmalı.

Bununla birlikte, eğitime erişimde, çalışma hayatında, kadın-erkek için fırsat  ve ücret eşitliğini sağlamak, yerel siyasetten başlamak üzere siyasette, özel ve kamu sektöründe yönetim ve karar verme mercilerinde fırsat eşitliğine kadınlarımızın kavuşturulması, siyasetin en  tepesinden başlamak üzere ciddi liderlik çalışmaları, ilave yasal düzenlemeler ve  asıl önemlisi de ciddi bir zihinsel dönüşüme ihtiyaç olduğunu düşünmekteyim.

Rakamların dili gayet net.

İstatistikler, bilimsel çalışmalar, araştırmalar bize şunu söylüyor :

Kadının işgücüne katılımı artarsa, ülkemizde milli gelir de artacak, milli gelirin adil dağılımı ve dolayısıyla refah seviyemiz de artacak.

Yarının kadını olacak bir kız çocuğunu ilköğretimde fazladan 1 yıl okulda tutmamız halinde, bu kız çocuğunun  iş hayatına atıldığında ele edeceği gelirde ortalama yüzde 10 artış olabiliyor. Hele ki bu kız çocuğu, orta öğretimi bitirmişse gelirindeki artış yüzde 20'lere ulaşıyor. Hakeza üniversite ve sonrası devam eden eğitim yine kadının gelirine ciddi katkı sağlıyor...

Yine Dünya Bankası başta olmak üzere, birçok  kurum ve kuruluş tarafından uluslararası arenada yapılan bilimsel araştırma sonuçlarına göre ;

Kadınların ekonomik yaşama eşit/adil katılımı, küresel çapta GSYH'da yüzde 11'lik artış sağlarken, yine  kadın istihdamının küresel ölçekte yüzde 5-6 oranında artması, dünya çapında fakirliği 2.5 kat azaltıyormuş.

Daha adil, daha barışcıl, insanların refah içinde olduğu bir ülke, bir dünya istiyorsak, bunu ancak  kadına hak ettiği değeri, statüyü vermekle sağlayabiliriz.

Zaten "kadın hakkı" özel bir statü değil aslında. Doğuştan sahip olduğu bir "insan hakkıdır".

Ve dolayısıyla, kadın sorunları denen şiddet, fırsatlara erişim eşitsizliği, toplumsal cinsiyet ayrımcılığı, özünde sadece bir "cinsiyet" sorunu da değil, "insanlık" sorunudur.

Evet, kadına yönelik şiddet ve kadının, eğitim, yönetim fırsatlarına eşit-adil erişim konusunda yaşadığı sorunların ekonomik, sosyal, psikolojik temelleri olduğunu düşünmekle birlikte, şahsi fikrim bunların yanında ülkemizde hiçbir milli, dini, medeni, kültürel temele dayanmayan, ancak bazı gelenek görenek ve çocukların hatalı yetiştirilme tarzı nedeni ile kadın aleyhine zihinlerde kodlamalar sonucu oluşan cinsiyet ayrımcılığının, çocukluktan itibaren  ciddi  bir "zihniyet" sorunu haline  dünüştüğü yönündedir...

Ve ülkemizde zihniyet değişimi, dönüşümü gerçekleşip, cinsiyetler arasında fırsat eşitliği olduğu ve hukukun  üstünlüğü sağlanıp, adalet mekanizması tam çalıştığı zaman, kadınlarımızın da doğuştan sahip oldukları haklarına kavuşacağına inanıyoruz.

Zaten kadınlarımız, aslında ayrıcalık değil, sadece fırsat eşitliği, hakkaniyetli davranış ve pek tabii, cinsiyetin değil liyakatın kabul görmesini istemektedirler.

Dolayısıyla, olması gereken, kadınlarımızın kendi kimlikleri, şahsiyetleri ve de haysiyetleri ile başta siyaset olmak üzere, ekonomide, ülke yönetiminde ve diğer tüm karar mercilerinde hak ettikleri yerlerde olabilmeleri ve onurlu mücadelelerinde başarıya ulaşmaları için eşit fırsat tanınmasıdır.

Kadınlarımız, bugün gelişmiş ülkeler kulvarında yer alan birçok Batı ülkesinden önce, Gazi Mustafa Kemal Atatürtk'ün gayretleri ile seçme ve siçilme haklarını 1930-35'lerde elde ettikten sonra, 1935 genel seçimi ve 1936 ara seçimi sonrası bile parlamentomuzda kadın temsil oranımız yüzde 4'lerde iken, 80 küsür sene sonra ancak bir arpa boyu yol alarak yüzde 15-17'li oranlara ulaşabildi...

Ki; bu oranlar hem dünya ortlamalarının altında, hem de ülkemizden yıllar sonra kadınlarına seçme ve  seçilme hakkı veren, günümüzün gelişmiş Batı ülkelerinin versah versah gerisindedir.

Gelişmiş bir ülke olmak istiyorsak, sorunların çözüm yeri olan parlamentoda kadın oranımızın öncelikle gelişmiş Batı/İskandinav ülkelerinin parlamentolarındaki ortlama oran olan, yüzde 30'ları üzerine  çıkarmak ve sonrasında da daha üst seviyeyi hedeflemek olmalıdır.

Mesela, en üst seviyeden kadın sorunları ile ilgili konularda  ciddi çalışmalar yapması beklenen TBMM'de kısa adı "KEFEK" olan ve 2009 yılında kanunla kurulmuş

"Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu" var. Başkan Yardımcısı da Kayseri Ak Parti milletvekilidir. Bu komisyon özellikle son yıllarda  ne yapar, kadınlarla ilgili hangi yaralara merhem olmuştur ? cidden bilmiyorum. Zaten önemli bir şeye imza atmış olsalardı duyardık...

Tabii, her şey olumsuz değil.

Son zamanlarda kurulan yeni siyasi partilerde kadınlara teveccühün yüksek olması sevindiricidir...

Mesela, bu konuda Deva Partisi kuruluşta Türkiye'de bir ilk olarak yüzde 35 kadın kotası koymuş ve  kurucu Lider Sn.Ali Babacan' nın ironik bir şekilde, "Siyaset sadece erkeklere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir" söylemi, kadınların mottosu haline gelirken, kadınlar, için motivasyon kaynağı olduğu da ifade edilmektedir...

Tabii kadınların aşması gereken ciddi "cam tavan sendromu" hadisesi ise başlı başına farklı bir yazı konusu...

Aynı şekilde ülkemizde yerel siyasette, yerel yönetim mercilerinde, yerel meclislerde  kadın temsil oranları çok  düşük olup, yüzde 1-2' ler düzeyindedir.

Dolayısıyla, "siyaset yerelde başlar" şiari ile yerelde de kadın temsil oranının arttırılmasında  yerel siyasi kanaat önderlerine sorumluluk düşüyor...

Çünkü, kadınlarımızın, gerek eğitim ve çalışma hayatına katılımının arttırılması, gerekse temsil ve onay makamlarında "ana sütü" kadar helal olan yerlerde  ve oranlarda olmaları konusunda ve OECD ülkeleri arasında Türkiye'nin hak ettiği yerde olmasına yönelik politikalara, yapısal reformlara ve uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi için farklı denetim mekanizmalarına ağırlık verilmesi, kadınlara bir lütuf değil, genel olarak ülkemiz menfaati gereğidir...

Kadınlar için diğer önemli bir konu ise "İstanbul Sözlemesi" dir...

Ki, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme ve bununla mücadelede temel standartları ve devletlerin bu konudaki yükümlülüklerini belirleyen ilk uluslararası sözleşme olan ve Türkiye'nin öncülüğünde 2011 yılında İstanbul'da imzaya açılmış olması nedeni ile kısaca "İstanbul Sözleşmesi"de denmektedir.

Uzun adı,  "Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi" olan bu meşhur sözleşmenin dönemin Başbakanı Sn.Erdoğan tarafından, insan haklarına vurgu yapılarak, "Türkiye'nin Vizyon Belgesi" olarak uluslararası arenaya lanse ettiğini hatırlatıyor ve ne oldu da "İstanbul Sözleşmesi" iktidar tarafından tu kaka ilan edildi ? diye soruyorum...

Bu gün bahse konu sözleşme yürürlükte iken dahi her gün kadınlarımız şiddete uğrayıp, hunharca katledilirken, sözleşmeyi  uygulama sırasında doğan hata ve varsa  eksiklikleri, haksızlıkları düzeltmek varken, siyaset üstü olması gereken bu sözleşmenin, malesef iktidarın en üst yetkilileri tarafından siyasette pazarlık aracı edilmesi  ve iktidar blokunun Türkiye'nin  bu sözleşmeden çıkarılması çabaları hicap vericidir.

Bu bağlamda iktidara "lütfen İstanbul Sözleşmesi'den elinizi çekin, siyasete malzemesi yapmayın" diye sesleniyorum...

Ayrıca biz kadınlar ; 

Gerek aile içi şiddet, gerek toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilgili mevzuları konuşmak, bu konulardaki sorunların çözümü için çaba sarf etmek, bu sorunlarla ilgili toplumda farkındalığı yükseltmek için gündem yaratmak, sadece bireysel olarak kadınların ya da örgütsel olarak kadın STK'larının görevi, sorumluluğu olmamalı diye düşünüyoruz.

Ülke yönetiminde en tepeden başlamak üzere,

Birleşmiş Milletler(BM)'in, “HeForShe” "KadınİçinErkek" şeklinde tercüme edebileceğimiz girişimi vb eylem planlarının uygulamaya geçirilmesi ile kadın sorunlarının çözümünde toplumda kadın-erkek dayanışmasının güçlendirilmesinin gerektiğini ifade ediyoruz.

Kadına yönelik saldırıları, fiziksel düzeyde ve dil/iletişim bağlamında olmak üzere her alanda ortadan kaldırmak, sadece 8 Mart mesajlarında değil, diğer 364 günde de başta iktidar bloku olmak üzere, tüm siyasilerin en önemli öncelikleri  arasında olmalıdır, diyoruz.

Ülkemizde, aslında insan hakkı olan  kadın sorunlarının çözülmesinde,  kadınlara haklarının iade edilmesinde, medyanın rolünü de önemsiyor, sadece Türkiye'de değil, geniş coğrafyamızda etkin politikalar oluşturmak isteniyorsa, ülkemizin yarısı, insani gelişmişliğin simgesi, kutsal dinimizin baştacı ettiği, ilk öğretmenimiz, annemiz, kardeşimiz, kızımız, emekçimiz, amirimiz, memurumuz, eşimiz, arkadaşımız olan kadınlarımızın güçlü olması, aynı zamanda Türkiye'nin daha  güçlü ve daha müreffeh olması demektir, diyoruz...

Bir anne ve bir kadın duyarlılığı ile  ifade etmeliyim ki ;

Biz kadınlar, ancak ve ancak erkelerimizle yan yana olduğumuzda, omuza omuza verdiğimizde, ülkemizi daha iyi yarınlara taşıyacağımıza, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakacağımıza can-ı gönülden inanmaktayız...

En Çok Okunan Yazıları

DİĞER YAZILAR
Ekonomik Kurtuluş Savaşı mı ? Yoksa Geçim Savaşı mı ? Bakan Pakdemirli Konuşuyor Çiftçi Geriliyor ! Türkiye Dünya Ekonomi Liginden Düştü Fahiş Fiyatların Nedeni Kötü Yönetimdir Cumhurbaşkanı Adayı Kim Olmalı ? İktidardan çiftçimize yine öldürücü bir darbe ..! Turizmi Teşvik Kanunu Tek Adam Rejimine Uyarlandı! Vatandaşa yine mi IBAN numarası! Türkiye Ekonomide Tıkandı! İktidar sahaya inip vatandaşa derdini soramıyor Türkiye’nin Beka Sorunu Var! Denmişti Değil mi? Biz Kadınlar Üzgünüz Sn. Cumhurbaşkanı'mıza Kırgınız! Nerede Ak Parti'nin O Eski Reform Paketleri ! 8 Mart'ın Ardından ! Bu Plan İktidarı da Bağlayacak mı? İktidar İçin 50+1 Ayak Bağı Oldu ! Ay sonunu getirmek mi? Aya gitmek mi? "Gara Operasyonu"nun Ardından ! Yine mi Kadınlar ! Boğaziçi Üniversitesi ve Yeni Anayasa Taahhüdü! Siyasette ve Ekonomide 2018-19 ve 2020'den Akılda Kalanlar - 6 Siyasette ve Ekonomide 2018-19 ve 2020'den Akılda Kalanlar -5 Siyasette ve Ekonomide 2018-19 ve 2020'den Akılda Kalanlar... - 4 Siyasette ve Ekonomide 2018-19 ve 2020'den Akılda Kalanlar... - 3 Siyasette ve Ekonomide 2018-19 ve 2020'den Akılda Kalanlar... - 2 Siyasette ve Ekonomide 2018-19 ve 2020'den Akılda Kalanlar... - 1 Dış Politika ve Diplomasi Sanatı Mesele Katar sevdası ve/ya nefreti mi ? Yoksa şeffaflık ve güven mi ? Tek kanatla kuş uçmaz ! Şeffaflık ve güven aynı zamanda itibardır İktidar faiz lobisi ile barıştı ! İktidar rota mı değiştiriyor? Ekonomide asıl sorun neydi? TC Merkez Bankası Başkanları ne yapsa iktidara yaranamıyor! Ne Biden’cıyım ne de Trump’cı! Benim tarafım güçlü Türkiye Faiz ve döviz baskıya baş eğmez... Döviz son iki yılda yüzde 75’in üzerinde arttı En Çok Kazandıran Yatırım Araçları... Bankalar Kredi Musluklarını Kısabilir... Ekonominin Yol Haritası TC MERKEZ BANKASI FAİZ SINAVI Gençlik S.O.S Veriyor... Ekonomide tek haneli daralma... Kayseri Süper Ligde Buna da şükür sevindik... Nedir Bu İstanbul Sözleşmesi ? Ne Olacak Bu Dövizin Hali ? Covid-19 Pençesinde Dünya Ekosistemi ve Türkiye - 5 Covid-19 Pençesinde Dünya Ekosistemi ve Türkiye - 4 Covid-19 Pençesinde Dünya Ekosistemi ve Türkiye - 3 Covid-19 Pençesinde Dünya Ekosistemi ve Türkiye - 2 Kim Bu Z Kuşağı?
Copyright 2016-2019
Kayseri Anadolu Haber Gazetesi
Kayseri Haber, Son dakika Kayseri haberlerini buradan takip edin. En son kayseri haberleri Kayseri Anadolu Haber'de.

Sitede kullanılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve meteryaller hiçbir şekilde kullanılamaz!

Künye

Yazarlarımız

İletişim

Adres

Sahabiye, Ahmet Paşa Cd. No:7, 38010 Kocasinan / Kayseri

Telefon

+0.352 222 51 13 - 14

Email

kayserianadoluhaber@msn.com
Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır