menüler
KAYSERİ HAVA DURUMU

Günümüz kutlu ola...

Selma Kara
Selma Kara
12 Ocak 2021, Salı

Pazar günü 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nün 60'ıncı sene-i devriyesini eda ettik.

Hafta sonu olması hasebiyle, ziyaret ve kutlamalar Gazeteciler Cemiyeti'nde dün yapıldı. Kutlu olsun...

Üniversite televizyonunda çalıştığım yılları saymaz isek, bu meslekten 10 yıldır para kazanıyorum. Bana göre en fazla iki yıldır gazeteci çırağıyım, ondan önce muhabirdim.

Bu zaman zarfında çalıştığım kurumlarda çok sayıda stajyerim oldu. İletişim mezunu olmam dolayısıyla, özellikle fakülteden gelen arkadaşları benim gözetimime verdikleri de çok oldu.

Geçmiş 10 yıla baktığımda sektörel koşullar kadar stajyer profili de değişti.

Önceden bir stajyerin çalışma disiplini ve hırsından, hangi bölgeden geldiğini anlardım.

Çok kabaca söz etmek gerekirse; Doğu'daki illerden gelen arkadaşlar daha hırslı olurlar, iş öğrenmek için canlarını dişlerine takarlardı. Batı illerinden gelen arkadaşlar ise daha entellektüel duruşları olan, işi kara düzen değil de, tekniğiyle yapmaya çalışan, bundan dolayı zaman zaman hız konusunda sorun yaşasa da, en nihayetinde çıkardığı iş daha eline yüzüne bakılır olan ancak mesai saati bittiğinde eline kalem aldıramayacağınız arkadaşlar olurdu. Karadeniz'in daha doğusu ile batısı arasında da bunlarla bağlantılı farklar olurdu. İç Anadolu hakkında ayrım yapabileceğim bir gözlemim olmadı. Güney'deki arkadaşlar da Batılılara benziyor idi ortalama.

Nesille birlikte stajyer profili de değişti. Yukarıda bahsini ettiğim bölgesel ayrımları net göremiyoruz şimdi; çocuklar sanki tornadan çıkmış gibi.

Öte yandan, tepkileri de net göremiyoruz. İfadesizlik ve iletişim sorunları var.

Elbette bunun bilimsel bir açıklaması vardır ama ben biraz 'dijital yerli' olmalarına bağlıyorum bu durumu.

İnternet teknolojisinin içine doğan bu nesilde iletişim kurma biçimleri sosyal medya üzerinden gelişmiş. Orada sürekli kısa cümle kurmaktan olsa gerek, uzun soluklu sohbet edemiyorlar.

İfadelerini emojiyle anlatmaktan olsa gerek, tepki veremiyorlar. Söylediklerinize kızıyor mu, mutlu mu oluyor, sizi anlıyor mu anlayamıyorsunuz. Her şeyi anlamış gibi davranıyorlar, sonra iş başa gelince ortada iş yok.

En önemlisi de iş yapma hırsları yok. Olsa da olur, olmasa da olur düşüncesindeler.

Hedef tanımlamaları çok bulanık. 'Değer' tanımları muğlak; "Herhalde bir şey olur." düşüncesiyle yaşıyorlar.

Evet, istihdam konusunda çok zorlu dönemlerden geçiyorlar, büyük yarış halindeler. Ancak geçmişe oranla bazı konularda çok daha şanslı olduklarını belirtmek lazım.

Muhakeme kabiliyetleri olağanüstü zayıf. İki farklı olay arasında bağlantı kurmakta sorun yaşıyorlar. Bunun sadece okumamakla ilintili bir sorun olduğunu düşünmüyorum.

Lisede tarih öğretmeni olan bir arkadaşım geçen eğitim-öğretim yılı başında okula gelen öğrencileri tanımlarken şöyle bir cümle kurmuştu: "Kız öğrenciler de, erkek öğrenciler de derslerde ilkokul öğrencisi gibiler. Hepsinin rengarenk kalemleri var, not tutarken aşırı düzenliler, sürekli kendilerine bir şeyin yapılmasını denmesini bekliyorlar. Kendi kendine karar alma kabiliyetleri çok zayıf."

Kayseri'nin çok farklı yerlerinden gelen öğrencilerin ortalama aynı özellikleri taşıyor olması çok ilginç gelmişti bana.

Yine bunlarla bağlantılı olarak, Dünya Sağlık Örgütü'nün, ergenlik yaşının (akli yetiler bağlamında) yükseldiğine dair bir tespiti var.

Nesil değişiyorsa ve biz ayak uyduramıyorsak, bir an önce iletişim biçimlerimizi de değiştirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.

Bu durum iki kesim açısından da sorun: biz anlamıyoruz, onlar anlaşılmıyor.

Sosyal bilimcilerin acilen buna bir çözüm bulması lazım, çünkü kuşak çatışması bana göre bu kadar derinden hissedilmemişti.

Bunlar benim mesleğim üzerinden yaptığım çıkarımlar. Başkaları ne der bilemem...

SORUMLULUK VE KOMPLO TEORİLERİ...

Son zamanların en önemli konusu pandemiydi, son günlerin en önemli konu başlıklarından biri de kuraklık ve kuraklıkla ilintili su sıkıntısı, en nihayetinde küresel ısınma. Ki ben buna, 'küresel iklim felaketi' demeyi doğru buluyorum.

Küresel iklim felaketiyle ilgili iki yaygın görüş var. Biri konuya çok bilimsel yaklaşıyor ve diyor ki, küresel felaket insan eliyle vardığımız bir sonuçtur.

Diğerinde de, "Yok kardeşim, bu Allah'ın bize verdiği bir cezadır." diye düşünülüyor.

İnanan biri iseniz, her şeyin Yaratıcı'dan geldiğine iman edersiniz, ona şüphe yok. Ancak Yaratıcı'nın insana 'akıl' verdiğini de es geçmemek gerekiyor.

Size verilen nimetleri, çarçur edip ondan sonra da "Her şey Allah'tan" demenin yahut size verilen nimetlerle ilgili sorumluluk almayı reddedip, "Elin oğlu bir silah yapmış HAARP, onunla suni deprem üretiyor, yağmur yağmasın diye güneşin önüne panel çekiyor, şöyle biyolojik silah yapıyor,böyle bizi gözetliyor." şeklinde komplo teorileri üretmenin de bir manası yok.

Bize verilen nimetler ağaçlar; kestik, biçtik; erozyon olunca Allah'a bağladık.

Bize verilen en büyük nimet doğa; dengesizce beton alanlar kurduk, yeşili yok ettik, ısınmayı hızlandırdık, ani sel ve dolu yağınca Allah'a bağladık.

Daha yetmedi sorumluluk almadı; ;elin İsrail oğluna, Amerikalısının teknolojisine bağladık...

'Şahsiyet' dizisinde bir sahne vardı ve komplo teorileriyle ilgili şunları söylüyordu: "Bir teori ile komplo teorisi arasındaki farkı biliyor musun? Teori akıldır. Komplo teorisi akıl hastalığıdır. Çünkü teorinin kanıtları gerçeklere dayanır ama bir komplo teorisinin kanıtı yine bir komplo teorisidir."

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016-2019
Kayseri Anadolu Haber Gazetesi
Kayseri Haber, Son dakika Kayseri haberlerini buradan takip edin. En son kayseri haberleri Kayseri Anadolu Haber'de.

Sitede kullanılan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Yazı ve meteryaller hiçbir şekilde kullanılamaz!

Künye

Yazarlarımız

İletişim

Adres

Sahabiye, Ahmet Paşa Cd. No:7, 38010 Kocasinan / Kayseri

Telefon

+0.352 222 51 13 - 14

Email

kayserianadoluhaber@msn.com
Copyright 2016 - 2019 Tüm Hakları Saklıdır