menüler
HAVA DURUMU

HANİ YARINLAR HEP MUTLULUK GETİRECEKTİ ?

İlhan YILMAZ
İlhan YILMAZ
19 Ekim 2016, Çarşamba
Artık hiçbir şey eskisi gibi değil farkında mısınız ?

Örneğin; sabah evden çıktığımızda, yanı başımızda dükkanınıo içten tebessümüyle açan bir bakkal amcamız yok. Uykulu gözlerimizi ovuştura ovuştura işe giderken, bir sıcak selam dahi alamıyoruz artık. İş yerine gittiğimizde “Ben siftah yaptım. Sen karşı dükkana git de o da siftah yapsın. Bakacağı bir ailesi var onun da.” diyen esnafımızda yok. Bunların yerini soğuk bir “Hoşgeldiniz.” ile sizi karşılayan market görevlileri; birbirini tanısa dahi tanımamazlıktan gelen, Allah’ın selamını birbirine çok gören; tanıdığı, bildiği iş yerlerinin kazanç sağlayamamasından haz duyan insanlar aldı. “Peki nedir bu değişim ? İnsanlar mı değişiyor ? Yoksa zaman mı bunları gerektiriyor ? Bir babaya “peder” denilecek, anneye ismiyle hitap edilecek; kardeşi kardeşlikten, akrabayı akrabalıktan saymayıp, komşusuna düşman kesilecek kadar ne yaptık biz? Ne oldu da biz bu durumlara geldik? Nedir bizi bu olaylara sürükleyen?” diye hiç sordunuz mu kendi kendinize? Hani yarınlar hep mutluluk getirecekti? Hani dualar hep yarınlar içindi ? Bu işte bir gariplik yok mu sizce de ?

Ya yarınları hep düşlerimizde mutlu gördük ya hayallerimizde kara bir denizin içerisinde küçük bir ışık arayıp durduk ya da dualarımız işlediğimiz günahların içerisine tıkandı kaldı. Çünkü yarınlar bize bir şeyler katmaktan çok, elimizde olanı da aldı  götürdü.

Eskilere dair hatırladığımız oysa o kadar güzel ve saf anılar, hatıralar biriktirdik ki belleğimizde; onların birer birer  yitipgitmesi bizim içtenliğimizin de yok olmasına sebep  oldu. Televizyonu açtığımızda, bir Kemal Sunal edasıyla gerçekleri anlatan insan kalmadı artık. Filmlerde aile birliği, aile şerefi  ve kutsal bir hayat düzeni de kalmadı. Onların yerini; bir toplumun ahlak derecesini en aşağı katmana çekmek için çabalayan diziler ve filmler aldı. Radyoda çalan şarkılar da artık eski tadını vermiyor. Ferdiciler, Müslümcüler, Orhancılarkan ağlar oldu; onun yerini ne olduğu belli olmayan şarkılar,ritmin gücüne sığınan şarkıcılar aldı.

Çocuklarımızı da unutmamak gerekir tabii ki. Bir çocukdüşünün ki hayatının en güzel yıllarını bilgisayar ve telefona odaklamış. Daha aylık iken bebeklerimiz çizgi filmin içerisinde kendini bulmuş; ilk söz ağzından çıkmadan zihni bulanmış ve gözleri bozulmuş olarak ilk adımını atmaktadır. Yakar toplar, saklambaçlar, mahalle oyunları da eskide kaldı artık. Dizleri yara bere içerisinde büyüyen bir neslin, gözleri bilgisayardan ve telefondan bozulmuş bireyleri yetiştirmeye başlayalı çok oldu. Hayatta hiçbir şeyin kıymeti, değeri kalmadı; bunu da bizler başardık aslında. Nasıl mı ?Yavrularımıza her şeyin en iyisini istedikleri anda vererek.Böyle yetişen bir nesil aşkı da heba etti. Ayrılıklar,boşanmalar, hatta dini inkar ederek aldatmalar ve zina bile günümüzün baş tacı yapıldı. Üstad Necip Fazıl’ın sözünde olduğu gibi: “Arsızlığa cesaret, zinaya aşk dediler; bir neslin ahlakını işte böyle yediler.” Maalesef Leyla ile Mecnunlar, Aslı ile Keremler de kalmadı artık. Misafirliğe gitmek, birbirleriyle muhabbeti kurmak için gün sayan bir neslin ardından; bırakın komşu ziyaretini, hasta ziyaretini bile hiçe sayar olduk. Kiminle konuşsan “Bizim çocukluğumuzda böyle miydi?” “Ah o eski bayramlar nerdeeee ?” “Eskiden komşuluk ruhu vardı.” “Bizim zamanımızda misafire değer verilirdi.” gibi daha da çoğaltabileceğimiz yakınışlarla karşılaşıyoruz.Ama herkes aynı cümleleri söylemekte, aynı düşünceleri savunmakta. Peki neden herkes eskiden böyle miydi diyene kadar, eskisi gibi olmuyor ? Sihirli bir değnek mi dokundu da bir anda değişiverdi her şey? Bu değişimin sebebi aslında yine biz insanlar değil miyiz?

Şimdi ise geçmişte kalan güzel hatıraların yerini; selamsız sabahsız günler, gıybet ve iftira dolu hayatlar, aile değerinin hiçlere ulaştığı bir zaman, değeri olan her şeyin değersiz kılındığı bir vakit aldı. Her şey basitleştikçe değer bilmekte zorlaşıyor. Değer yok oldukça da mutluluklar yerini mutsuzlukla değişiyor.Sonra mı ? Koskoca bir hüsran…

Nedir bizim derdimiz bilemiyorum ama yarınlarda değil de dünlerde insanlar kendilerini daha çok bulabiliyor. Yarınlar saçımıza akları, yüzümüze kırışıklıkları, ruhumuza sallantıyı yükleyerek aslında dünlerin acısını bizden çok iyi alıyor. Onun için dünleri güzel yaşayalım; yaşayalım ki yarınlarda vereceğimiz hesap, dünün derdiyle gelmesin.
 
Son söz son kelam.
Allah'a emanet olun ve siz yarınları güzel hazırlayarak, dünlerde kalın.

En Çok Okunan Yazıları

Copyright 2016 Tüm Hakları Saklıdır